HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُفُصِّلَتْ  ٤٨٠ 
الجزء ٢٤

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْۜ اِنَّ الَّذ۪ٓي اَحْيَاهَا لَمُحْيِ الْمَوْتٰىۜ اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿ ٣٩ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَاۜ اَفَمَنْ يُلْقٰى فِي النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَأْت۪ٓي اٰمِنًا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْۙ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ﴿ ٤٠ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَز۪يزٌۙ ﴿ ٤١ ﴾ لَا يَأْت۪يهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه۪ۜ تَنْز۪يلٌ مِنْ حَك۪يمٍ حَم۪يدٍ ﴿ ٤٢ ﴾ مَا يُقَالُ لَكَ اِلَّا مَا قَدْ ق۪يلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَۜ اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَل۪يمٍ ﴿ ٤٣ ﴾ وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْاٰنًا اَعْجَمِيًّا لَقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُۜ ءَاَۭۘعْجَمِيٌّ وَعَرَبِيٌّۜ قُلْ هُوَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَٓاءٌۜ وَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًىۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ۟ ﴿ ٤٤ ﴾ وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ ف۪يهِۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ﴿ ٤٥ ﴾ مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِه۪ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ ﴿ ٤٦ ﴾

سُورَةُفُصِّلَتْ  ٤٨٠ 
الجزء ٢٤
Fussilet Sûresi  480 
Cüz  24

39  (Ey görebilen!) O (Allâh-u Süb hânehû) nun (var lığının, birliğinin ve ölüleri diriltme gücüne sahip oldu ğunun) âyet (ve delil)lerindendir ki; gerçekten sen (yağmur yağmadığı zaman) toprağı (kuraklıktan) al çak ve basık olarak görmektesin. Ama bir de Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, kımılda nır ve şişer. Şüphesiz ki onu (ölümünün ardından) can landır mış olan O Zât, elbette ölüleri dirilticidir. Muhak kak ki O, (yoktan yaratmak ve sonradan diriltmek dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.

40  O kimseler ki Bizim âyetlerimiz hususunda haktan sapmakta (ve doğrudan ayrılmakta) dırlar/ilhâdda bulunmaktadırlar/; gerçekten de onlar Bize gizli kalmazlar. O (cehennem) ateş(inin) içine atılacak olan (Ebû Cehil gibi) kimse(lerin hâli) mi daha iyidir, yoksa (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), Ebû Bekir, Ömer, Osman, Hamza ve Ammâr (Radıyallâhu anhüm) gibi) kıyâmet günü (tüm korktuklarından) emin olarak (mahşere) gelecek olan mı? (Ey sonu cehennem olan kâfir ve mülhitler!) Dilemiş olduğunuz şeyleri yapın (hiçbir kötülükten geri kalmayın)! Gerçekten de O (Allâh-u Te’âlâ), yapmakta olduğunuz şeyleri (hakkıyla gören ve karşılığını verecek olan bir) Basîr’dir.
“Âyetler hakkındaki ilhâd”; “Onlarla ilgili konularda haktan meyletme ve istikametten ayrılma” şeklinde tefsir edilmiş olup, müfessirlerce birkaç türlü izah edilmiştir. İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ): “Kelâmı, mahallinin gayrine koyarlar” derken, “Kur’ân âyetlerini doğru şekilde manalandırmayıp, yanlış yorumlar yaparak bu hususta doğru yönden sapanlar”ı kastetmiştir. İmam-ı Katâde (Rahimehullâh) b “İlhâd”ın; “Tekzip ve yalanlama” anlamına geldiğini, İmam-ı Mücâhid (Rahimehullâh) da; “Kur’ân tilâveti esnâsında ıslık çalıp alkış tutmak ve gürültü patırtı yapmak” manasında olduğunu açıklamışlardır. Ebû Mâlik (Rahimehullâh) ise âyetleri genel manada“Deliller” olarak yorumladığından, ona göre “İlhâd”; “Cihan âyetlerinin, Allâh-u Te`âlâ’nın varlığına ve birliğine delâletini hiç düşünmemek ve bu hususta tenkitler de bulunmak” anlamına gelmektedir ki bu mana; “Geceyle gündüz; güneşle ay ve kuru toprağın canlanması” şeklinde daha önce zikredilmiş âyetlere münasip düşmektedir. Ama İmam-ı Mücâhid’in tefsiri; yirmi altıncı âyet-i kerîme ve sonrasındaki beyanlarla tamamen örtüşmektedir. (Âlûsî)

41  Şüphesiz o kimseler ki, kendilerine geldiği anda (hiç düşünme ihtiyacı bile duymadan) o zik(i)r (ve öğüt dolu Kur’ân-ı Kerîm)i inkâr etmişlerdir (, o inatçılsar mutlaka azâba uğratılacaklardır)! Oysa şüp hesiz o, elbette (benzeri bulunmayan, karşı konulama yan ve Allâh katında çok değerli olan) azîz bir Kitap`tır.

42  (Değiştirilme, çelişki ve asılsız haberler gibi) bâtıl (şeyler) ona ne önünden ne de ardından (hiç bir tarafından yol bulup) gelemez. (Çünkü o, her işi sağlam ve yerinde olan ve bütün hamdler Kendisine mahsus bulunan) Hakîm ve Hamîd tarafından in dirilmiştir.

43  (Habîbim! Müşriklerin, Kur’ân hakkındaki tenkitlerine üzülme. Zira) şüphesiz senden önceki ra sûllere söylenmiş olandan başkası sana söylen memektedir. (O halde diğer peygamberler gibi sen de sabret.) Muhakkak senin Rabbin elbette (peygamberle rine inananlara karşı) büyük bir mağfiret sâhibidir ve (düşmanlarına karşı) çok acı veren pek büyük bir azap sâhibidir.

44  (Rasûlüm! İnadına Kur’ân’ın acem lisanıyla indirilmesini isteyenlere de ki:) Eğer Biz onu acemce bir Kur’ân yapsaydık, (bu sefer)elbette: “Onun âyet leri (, anlayacağımız bir dilde) iyice açıklansaydı ya! Bir yabancı (kitap) ve bir Arap (toplum), hiç (birbirine uygun) olabilir mi?!” derlerdi. De ki: “O (Kur’ân-ı Kerîm), iman etmiş olan o kimseler için (gerçeği bulduran) büyük bir hidâyet ve (maddî-manevî tüm dertlere, özellikle göğüslerde bulunan şek ve şüphe hastalıklarına) tam bir şifadır. Ama o kimseler ki iman etmemektedirler; (bu kitaba karşı) onların kulaklarında büyük bir ağırlık (ve bir nevi sağırlık) vardır. Zaten o (müminlerin gö zünü gönlünü açan kitap) onlara göre bir (karanlık ve) körlüktür. İşte onlar pek uzak bir yerden çağrılmak ta (olan kimse gibi, Kur’ân’ın sadece harflerini duymakta, fakat manasını anlayamamakta)dırlar.

45  Andolsun ki; elbette Biz Mû sâ’ya o (Tevrât) kitabı(nı) verdik; fakat gerçekten on da da ihtilaf edil(erek, bir kısmı tarafından kabul görüp, diğer bir takımlarınca inkâr edil)di. Eğer (inkârcılara cezaları peşin verilmeyerek âhirete tehir edileceğiyle ilgili, ezel de) Rabbinden geçmiş olan (kararı ifade eden) bir ke lime bulunmasaydı, elbette (haksızlar peşinen bela ya çarptırılarak, hidâyet ehliyle, sapıkların) aralarında (çoktan) hüküm verilmiş olurdu. Şüphesiz ki onlar, elbette o (başlarına gelecek azaptan ve bunu bildiren Kur’â) ndan dolayı çok hu zursuz edici pek büyük bir şüphe içindedirler.

46  Her kim salih bir amel işlerse, artık kendisi için (amel etmiş)dir; kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhinedir. Zaten senin Rabbin asla kullar(ın)a hiç mi hiç zulmedici değildir (ki, onlara haksız yere ceza versin)!

Fussilet Sûresi  480 
Cüz  24
cihanyamaneren