HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالشُّورٰى  ٤٨٢ 
الجزء ٢٥

سُورَةُالشُّورٰى
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
حٰمٓ ﴿ ١ ﴾ عٓسٓقٓ۠ ﴿ ٢ ﴾ كَذٰلِكَ يُوح۪ٓي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكَۙ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴿ ٣ ﴾ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ ﴿ ٤ ﴾ تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ﴿ ٥ ﴾ وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهُ حَف۪يظٌ عَلَيْهِمْۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَك۪يلٍ ﴿ ٦ ﴾ وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ فَر۪يقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَر۪يقٌ فِي السَّع۪يرِ ﴿ ٧ ﴾ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ﴿ ٨ ﴾ اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۚ فَاللّٰهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْيِ الْمَوْتٰىۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ﴿ ٩ ﴾ وَمَا اخْتَلَفْتُمْ ف۪يهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبّ۪ي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۗ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ ﴿ ١٠ ﴾

سُورَةُالشُّورٰى  ٤٨٢ 
الجزء ٢٥
Şûrâ Sûresi  482 
Cüz  25

KIRKİKİNCİ SÛRE-İ CELİLE
el-Şûrâ
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. Ancak İbni Abbâs (Radıyallâhu anhü mâ)`ya göre 23-26, Suyûtî (Rahimehullâh)`ın nakline göreyse 27. â yet-i kerîme Medenîdir. 53 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  Hâ! Mîm!

2  Ayn! Sîn! Kaf!

3  İşte O (mülk ve saltanatında güçlü bir) Azîz ve (tüm buyruklarında ve fiillerinde isabet sahibi bir) Hakîm olan Allâh, sana da, senden önceki lere de ancak böylece (eşsiz kitaplar ve üstün be yanlar) vahyetmektedir.

4  Göklerde bulunanlar ve yerde olanlar (, yaratılmak, mülkiyet ve yönetim bakımından) ancak O’na aittir! (Eş ve benzerden, tüm noksanlık emâreleri ve sonradan olma belirtilerinden tamamen yüce olan) Aliyy de, (Zât’ına nispetle, her şeyin değersiz kalacağı bir azamete sahip olan) Azîm de ancak O’dur!

5  (Müşriklerin Allâh-u Te`âlâ’ya ortak ve evlât isnat eden sözlerinin ağırlığı yüzünden İlâhî bir gazap neticesi olarak) göklerin, üstlerinden doğru art arda çatlayacak olmaları yaklaşmaktadır. Ama melekler (, özellikle de Arş’ı taşı yanlar, müşriklerin kendilerini Allâ h-u Te`âlâ’nın gazabına hedef ettik lerini görünce hayrete kapılmaktadırlar da,) Rab lerinin (kendilerine bahşettiği taat nimetine karşı O’nun) hamdiyle birlikte (farklı farklı) tesbîh (ve tenzîh)de bulun(arak, şanına yakışmayan her şeyden O’nu uzak tut)maktadırlar ve yer(yüzün)de o lan (mümin insan)lar(ın günahları) için bağışlanma ta lep (etmekte, kâfirlerin iman etmesi ve fâsıkların tev be etmesi için de, azaplarının geciktirilmesini istir ham) etmektedirler. Âgâh olun! Şüphesiz ki Allâh, (kullarının günah larını bağışlamak için kendilerine uzun zaman mühlet veren) Ğafûr da, (onlara çok acıdığı için, zulümlerine rağmen azaplarını geciktiren) Rahîm de ancak O’dur!

6  O kimseler ki; O’nun dışında bir takım dostlar (; eşler ve ortaklar) edinmişlerdir; Allâh onla r(ın tüm halleri ve amelleri) üzerine bir (gözcü ve) Ha fîz’dır. Ama sen asla onlar üzerine (musallat olacak ve ne yaptıkları senden sorulacak) bir vekîl değilsin! (Senin vazifen ancak uyarmak ve duyurmaktır.)

7  İşte böylece (açık seçik bir yolla) Biz sana Arapça bir Kur’ân vahyettik ki; şehirlerin anası (konumunda olan Mekke halkı)nı ve etrafında bulu nan (toplum)ları (iman etmemeleri halinde başlarına gelecek felaketlerden) uyarasın ve o (ruhlarla beden lerin, amellerle sahiplerinin ve tüm yaratıkların) top lanma günü (olan kıyâmet saati)nden (onları) korkutasın ki, on(un vukûun)da hiçbir şüphe yoktur! (O gün onlardan) bir fırka cennette (yerleşecek)dir, bir fırka ise çokça alevlendirilmiş o ateş içerisin dedir.

8  Allâh (tüm insanların hidâ yeti veya dalâleti tercih yönünde gayret sarfedeceğini ezelde bilmiş olsay dı da, bu suretle Kendisi, onları topluca hidayete ka vuşturmayı veya saptırmayı) dileseydi, elbette on ları (İslâm’da ittifak eden yahut yanlış yolda birleşen) tek bir ümmet yapardı. Velâkin O, (doğru yolu seçtiğini bildiği için, hidâyetini) dilediği kimseyi rahme tine (kavuşturacak İslâm dinine) girdirir. (Şirk yolunu seçerek en büyük zulmü işlemiş olan) o zâlimler ise; kendileri için ne yakın bir dost bulunur, ne de ger çek bir yardımcı!

9  Yoksa onlar O’nu bırakıp birtakım dostlar mı edinmişlerdir? (Gerçek dost aramaktaysalar, bil sinler ki) işte O Velî ancak Allah’tır; ölüleri de O diriltecektir ve O, her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir. (Artık hiçbir şeye gücü yetmeyen varlıkları bıraksınlar da, kulluğu ve dostluğu Allah’a tahsis et sinler.)

10  (Benim peygamberim, kâfirlerle tartıştıkları konularda ümmetine dâi ma şunu söylemektedir:) “Herhangi bir şey hakkında görüş ayrılığına düştüyseniz, işte onun hükmü(nü vermek üzere, haklıları mükâfatlandırıp, haksızları cezalandırmak) Allah’a (bırakılmış)dır. İşte size! Ancak bu (mutlak Hâkim), benim Rabbim olan Allah’tır. Ben sadece O’na (güvenip) tevekkül ettim ve (her işimde) yalnızca O’na yönelmekteyim.

Şûrâ Sûresi  482 
Cüz  25
cihanyamaneren