HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالشُّورٰى  ٤٨٧ 
الجزء ٢٥

وَتَرٰيهُمْ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا خَاشِع۪ينَ مِنَ الذُّلِّ يَنْظُرُونَ مِنْ طَرْفٍ خَفِيٍّۜ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ الظَّالِم۪ينَ ف۪ي عَذَابٍ مُق۪يمٍ ﴿ ٤٥ ﴾ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ يَنْصُرُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ سَب۪يلٍۜ ﴿ ٤٦ ﴾ اِسْتَج۪يبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِۜ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَاٍ يَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَك۪يرٍ ﴿ ٤٧ ﴾ فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظًاۜ اِنْ عَلَيْكَ اِلَّا الْبَلَاغُۜ وَاِنَّٓا اِذَٓا اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَاۜ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ فَاِنَّ الْاِنْسَانَ كَفُورٌ ﴿ ٤٨ ﴾ لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ يَهَبُ لِمَنْ يَشَٓاءُ اِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَٓاءُ الذُّكُورَۙ ﴿ ٤٩ ﴾ اَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَاِنَاثًاۚ وَيَجْعَلُ مَنْ يَشَٓاءُ عَق۪يمًاۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ ﴿ ٥٠ ﴾ وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِاِذْنِه۪ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَك۪يمٌ ﴿ ٥١ ﴾

سُورَةُالشُّورٰى  ٤٨٧ 
الجزء ٢٥
Şûrâ Sûresi  487 
Cüz  25

45  Sen onları o (cehennem azâbı)na arz olunuyorlarken, (kendilerine isabet eden azapların büyük lüğü nedeniyle düştükleri) zillettendolayı alçalıp küçülmüş olan kimseler o larak göreceksin ki, on lar (, atılacakla rı ateşe, gözdolusuyla değil de, idama götürülenin kı lıca bakması gibi) zayıf bir göz kımıl datışla (ve hırsızlama bir bakışla) bakmaktadırlar! O iman etmiş olan kimseler (işte o zaman): “Şüphesiz o (zarar çeşitlerinin tümünü kendile rinde toplayarak tam manasıyla) hüsrâna uğramış olanlar (dünyada Allâh yoluna infakta bulunanlar de ğil), asıl kıyâmet gününde kendilerini ve ailelerini (cennetten mahrum bırakıp, cehenneme sokarak) za rara uğratanlardır.” demiştir. Haberiniz olsun ki; gerçekten o zâlimler sürekli büyük bir azap içerisindedir(ler).

46  Onlar için Allâh’tan başka dostlar da yok tur ki (azaplarını kaldırarak) kendilerine yardım edebilsinler! Zaten Allâh kimi saptırırsa, ar tık onun için (kurtuluşa götürecek) hiçbir yol yoktur.

47  Kendisi için hiçbir red (ve geri çevrilme söz konusu) olmayan büyük bir gün, Allâh(-u Te`âlâ ta rafın)dan gelmeden önce Rabbiniz(in davetin)e hak kıyla icabet edin! (Zira bugün peygamberler vasıtasıyla size göste rilen kurtuluş yoluna girmemeniz hâlinde) sizin için işte o gün hiçbir sığınak bulunmayacaktır; (o gün) sizin (amel defterleriniz önünüze açılacağı ve uzuv larınız günahlarınıza şâhitlik yapacağı) için (işlemiş olduğunuz kötülükler hakkında) hiçbir inkâr(ınız ve cezasına karşı hiçbir itirazınız) da (söz konusu) olmayacaktır.

48  (Habîbim!) Eğer onlar (sana itaatten) yüz çevirdilerse, zaten Biz seni onlar üzerine bir bekçi olarak göndermedik (ki, onların inkârlarını önem seyesin ve yaptıklarını gözleyip hesaplarını göresin)! Senin üzerine düşen, (sana vahyedilmiş olan hü kümleri açıklayıp) tebliğ (etmen)den başkası değildir! Şüphesiz ki Biz insan(lar)a tarafımızdan (sıhhat ü âfiyet, zenginlik ve güvenlik gibi) bir rahmet (ve ni met) tattırdığımız zaman, (kibir ve şımarıklığa kapı larak) onunla sevinir(ler). Ama ellerinin öne sürmüş olduğu (günahla gibi uğursuz) şeyler sebebiyle onlara (hastalık, korku ve fakirlik gibi) kötü bir şey isabet edecek olsa, şüphe siz ki o (günahkâr) insan (, sahip olduğu tüm nimetleri unutup, sadece başına gelen belâyı düşünen, onu büyü ten ve kendi günahı sebebiyle o belâyı hak ettiğin dü şünmeyip, zulme uğradığını sanan) büyük bir nan kördür.

49  Göklerin ve yerin mülkü (saltanat ve hüküm ranlığı) sadece Allâh’a aittir! (Dolayısıy la nimeti de külfeti de istediği şekilde dağıtma hakkına sahiptir.) O dilediğini yaratır. (Hiçbir şey kendisine zorla yaptırılamaz.) Dilediğine (sadece) kız (çocuk) lar bahşeder, dilediğine de (sırf) erkeklelütfeder.

50  Yahut onları erkekler ve dişiler olarak eş - leştirir (de, dilediklerini hem kız hem erkek evlat sa hibi yapar. Hatta kimine ikiz verir, bazen de o ikizin birini kız birini erkek yapabilir). Di lediğini de (hiç çocuğu olmayan) bir kısır ya par. Şüphesiz ki O, (ne yaratacağını çok iyi bilen bir) Alîm’dir, (yaratmak istediği her şeye hakkıyla gücü yeten bir) Ka dîr’dir. (Anne-baba,dilediklerinde iste dikleri çocuğa sahip olamadıklarına göre, bunun onla rın elinde olmadığını, ancak yüce yaratıcının takdirin de olduğunu anlamanız gerekir.)

51  Ya (uykuda veya uyanıkken, vasıtasız olarak kalbine bırakılma yoluyla gerçekleşen) bir vahiy ya hut (Zât’ı görülmeyip,) perde arkasından (kelâmı işitilerek,) ya da bir rasûl gönderip, Kendi izniyle dilediğini (ona) vahyetmesi dışında hiçbir beşer için, Allâh’ın kendisiyle konuşması olmamıştır. Şüphesiz ki O, (Zât’ı hakkında da, sıfatları husu sunda da yaratıklara benzemekten son derece yüce olan bir) Aliyy’dir, (her işi hikmeti gereği yerli yerin de yapan bir) Hakîm’dir. (Buna binaen bazen vası talı, bazen de vasıtasız olarak, ya ayânen veya perde arkasından, dilediği peygamberiyle mükâleme buyurmuştur.)

Şûrâ Sûresi  487 
Cüz  25
cihanyamaneren