HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالزُّخْرُفِ  ٤٨٩ 
الجزء ٢٥

وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًاۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ ﴿ ١١ ﴾ وَالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَۙ ﴿ ١٢ ﴾ لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِه۪ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَۙ ﴿ ١٣ ﴾ وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ ﴿ ١٤ ﴾ وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِه۪ جُزْءًاۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُب۪ينٌۜ ﴿ ١٥ ﴾ اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَن۪ينَ۟ ﴿ ١٦ ﴾ وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظ۪يمٌ ﴿ ١٧ ﴾ اَوَمَنْ يُنَشَّؤُ۬ا فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ ﴿ ١٨ ﴾ وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذ۪ينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثًاۜ اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْۜ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ ﴿ ١٩ ﴾ وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ ﴿ ٢٠ ﴾ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِه۪ فَهُمْ بِه۪ مُسْتَمْسِكُونَ ﴿ ٢١ ﴾ بَلْ قَالُٓوا اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ ﴿ ٢٢ ﴾

سُورَةُالزُّخْرُفِ  ٤٨٩ 
الجزء ٢٥
Zuhruf Sûresi  489 
Cüz  25

11  O Zât ki; (üstün hikmetlere dayalı olan yüce irâdesiyle tespit edilmiş) bir ölçüyle gökten su indir miştir de, onun sebebiyle Biz (bitkilerden ve ürün lerden tamamen yoksun olan) ölü bir beldeyi can landırmışızdır. İşte siz de böylece (diriltile rek kabirlerinizden) çıkartılacaksınız! (Artık her sene gözünüzün önünde ölü toprağa ha yat veren Rabbinizin, ölümünüzün ardından sizi dirilt mesini nasıl uzak görebiliyorsunuz?)

12  O Zât ki; (ekşi-tatlı, beyaz-siyah, erkekdişi gibi yaratıkların) türlerin(in) tamamını yaratmıştır, bin mekte olduğunuz gemileri ve davarları da sizin için var etmiştir.

13  Tâ ki siz onların sırtları üzere yerleşesiniz, sonra üzerlerine oturdu ğunuzda Rabbinizin nime tini(n büyüklüğünü kalben) hatırlayasınız da (dille rinizle bu nimete şükretmek için) diyesiniz ki: “(Bütün noksan sıfatlardan ve şanına yakışmayan vasıflardan tenzîh ve) tesbîh (olsun) O Zât’a ki; işte bunu bize itaatkâr kılmıştır. Oysa biz bun(ca ağır gemiyi ve vasıtayı kullanma y) a güç yetirebilen kimseler değildik.

14  Şüphesiz ki biz (bugün bu vası talarla kısa yol culuklara çıkmaktaysak da, ölümle birlikte uzun yolcu luğa çıkarak) ancak Rabbimize elbette dönücüleriz!”

15  Ama o (şirk koşa)nlar (göklerin ve yerin ya ra tıcısının tek olduğunu itiraf ettikleri halde: “Melekler Allâh’ın kızlarıdır!” diyerek) kullarından O’na bir parça ayırdılar (ve O’na yara tıkların sıfatını taktılar). Gerçekten de insan elbette (inkârı) pek açık/(gâ vurluğunu) açığa vuran/büyük bir kâfirdir.

16  Yoksa O (Allâh-u Te`âlâ), yaratmış olduklarından birtakım kızlar(ı evlat) edindi de sizi oğul larla mı seçkin kıldı?!

17  Oysa onlardan biri, Rahmân’a (kız çocuklar isnat etmek sûretiyle O’na) bir benzer olarak açık lamış olduğu şey ile müjdelendiğinde, (üzüntü ve utancından) yüzü kapkara oluverir, üstelik o öfke dolu biridir.

18  Yoksa (Allâh-u Te`âlâ bula bula ) o takılar içe risinde büyütülen ve kendisi mücâdelede (delilini ve davasını) açıklayıcı olamayan (ve merâmını an latmaktan âciz olan dişi) birini mi (evlat edinmiş)?!

19  O (şirk koşa)nlar o melekleri birtakım dişiler saydılar ki, aslında onlar Rahmân’ın kullarıdırlar. Yoksa yaratılışlarına mı şâhit oldular (da, Allâh’ın onları dişi olarak yarattığını görerek bu kanaate var dılar)? (Onların: “Biz babalarımızdan böyle işittik, onların yalan söylememiş olduklarına da şâhitlik ederiz!” di yerek melekler hakkında yaptıkları) bu şâhitlikleri (amel defterlerine) muhakkak yazılmaktadır ve on lar (kıyâmet günü bundan dolayı) sorumlu tutula caklardır.

20  Onlar: “Rahmân (bizim meleklere tapmayı bırakmamızı) dileseydi, biz onlara tapamazdık. (Biz şu anda onlara taptığımıza göre, bu ibadetimizin Allâh indinde de makbul ve güzel bir şey olduğu anlaşılmaktadır.)” dediler. İşte bu hususta onlara ait hiçbir bilgi yoktur. Onlar ancak (zan ve) tahmine dayalı bir yalan söylemektedirler.
Nitekim Allâh-u Te`âlâ’nın bir şeyi dilemesi, onu emretmiş olması yahut o şeyden râzı olması anlamına gelmez. Çünkü meşî’et; Allâh-u Te`âlâ’nın, Kendi katında güzel veya çirkin olması fark etmeksizin, bir hikmetten dolayı mümkinâttan birini diğerine tercih etmesi demektir.

21  Yoksa Biz onlara o (Kur’â)ndan ön ce bir ki tap vermişiz de onlar (: “Melekler Allâh’ın kızlarıdır!” derken, naklî bir dayanak olarak) ona mı sımsıkı tu tunucudurlar?

22  Doğrusu onlar(ın bu hususta ne aklî ne de naklî hiçbir delilleri mevcut olmayıp, tek dayanakları kendileri gibi cahil olan geçmişlerini körü körüne taklit etmektir, bu yüzden savunmalarında): “Gerçekten biz, babalarımızı (ve atalarımızı) bir din üzere bulduk. Muhakkak biz de onların izleri üzere doğruya ermiş kimseleriz.” demişlerdir.

Zuhruf Sûresi  489 
Cüz  25
cihanyamaneren