HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالزُّخْرُفِ  ٤٩٢ 
الجزء ٢٥

وَمَا نُر۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ اِلَّا هِيَ اَكْبَرُ مِنْ اُخْتِهَاۘ وَاَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ﴿ ٤٨ ﴾ وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ اِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ ﴿ ٤٩ ﴾ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ ﴿ ٥٠ ﴾ وَنَادٰى فِرْعَوْنُ ف۪ي قَوْمِه۪ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَيْسَ ل۪ي مُلْكُ مِصْرَ وَهٰذِهِ الْاَنْهَارُ تَجْر۪ي مِنْ تَحْت۪يۚ اَفَلَا تُبْصِرُونَۜ ﴿ ٥١ ﴾ اَمْ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْ هٰذَا الَّذ۪ي هُوَ مَه۪ينٌ وَلَا يَكَادُ يُب۪ينُ ﴿ ٥٢ ﴾ فَلَوْلَٓا اُلْقِيَ عَلَيْهِ اَسْوِرَةٌ مِنْ ذَهَبٍ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ الْمَلٰٓئِكَةُ مُقْتَرِن۪ينَ ﴿ ٥٣ ﴾ فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَاَطَاعُوهُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ ﴿ ٥٤ ﴾ فَلَمَّٓا اٰسَفُونَا انْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿ ٥٥ ﴾ فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفًا وَمَثَلًا لِلْاٰخِر۪ينَ۟ ﴿ ٥٦ ﴾ وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا اِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ ﴿ ٥٧ ﴾ وَقَالُٓوا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَۜ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًاۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ ﴿ ٥٨ ﴾ اِنْ هُوَ اِلَّا عَبْدٌ اَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ﴿ ٥٩ ﴾ وَلَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَا مِنْكُمْ مَلٰٓئِكَةً فِي الْاَرْضِ يَخْلُفُونَ ﴿ ٦٠ ﴾

سُورَةُالزُّخْرُفِ  ٤٩٢ 
الجزء ٢٥
Zuhruf Sûresi  492 
Cüz  25

48  Biz onlara bir âyet (ve mûcize) göstermiyorduk ki, mutlaka o, (evvelce gördükleri) benzerinden daha büyüktü. Ayrıca onlar (saplandıkları kâfirlik bataklığından) dönsünler diye onları (yıllarca süren kuraklık, çekirge, bit ve kurbağa istilası gibi) azaplarla yakaladık.

49  Onlar (Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın bu felaketleri kendilerinden açabilecek bir güce sahip olduğunu düşünüp, değer verdikleri büyücülere kullandıkları tazim ifade siyle ona hitap ederek): “Ey ulu büyücü! Senin yanın da bulunan (peygamberlik mertebesi ve dualarının kabulüne dair) ahdi hürmetine, bizim için Rabbine yalvar (da bu belaları bizden gidersin)! (Duanın kabu lünü gördüğümüzde) gerçekten de elbette biz (sana imana) hidâyet bulan kişileriz!” dediler.

50  Ama Biz (onun duasıyla) onlardan azâbı açtığımız zaman, (şükretmek üzere iman edecekleri yerde) birdenbire onlar (söz lerini) bozuyorlar.

51  Firavun (gördüğü mûcizeler karşısında güç kaybına uğradığını anlayınca, ileri gelen yakınları onu bırakır da Mûsâ (Aleyhisselâm)`a inanırlar diye telaşa kapılıp, Kıptîlerden oluşan) kavmi içerisinde çağrı yaptı da dedi ki: “Ey kavmim! Mısır’ın saltanatı bana ait değil mi dir? İşte şu ırmaklar benim (saraylarımda) altımdan akmakta değil midir? Hâlâ (benim üstünlüğümü) görmeyecek misiniz?

52  Yoksa ben, kendisi hakir ve zayıf olan,(dilindeki pelteklikten dolayı merâmını) açıklamada bulun maya yakın dahi olamayan şu kişiden daha hayırlı değil miyim?

53  (Biz değer verdiklerimizi altın bilezikler ve takılara boğuyoruz, mademki o, âlemlerin Rabbi’nin el çisi olduğunu iddia ediyor,) öyleyse onun üzerine altın bilezikler atılsaydı ya! Ya da onunla birlikte, birbirine pek yakın olan/toplu şekilde kalabalık bulunan/art arda dizilen/ melekler gelseydi ya!”

54  Böylece o, kavminden çabucak kendisine itaatlerini talep etti de/kavmini kıt a kıllı buldu da/ onlar da hemen ona itaat ettiler. Zaten şüphesiz ki onlar (yoldan çıkmış) fâsıklar toplumu idiler. (Onun için o azgın fâ sığın sözünü hemen dinlediler.)

55  İşte Bizi(m gibi etkilenmekten münezzeh olan bir Zât’ı) kızdırdıklarında onlardan intikam aldık ve hemen onları topluca suyla boğduk.

56  Artık Biz onları sonraki (kâfir)ler için (cehennem yolunda) öncüler/(kötü yolda uyulacak) önderler/ ve bir ibret (vesilesi olacak toplum) yaptık.

57  Meryem’in oğlu (Îsâ, bir müşrik tarafından cehennemde yanacaklara) bir örnek olarak açıklanınca, o (bir an sessiz kalma)ndan dolayı birdenbire senin kavmin gülerek sevinç çığlıkları atıyorlardı.
Rivayete göre; Abdullah ibni Ziba’râ Müslüman olmadan önce: “Siz ve Allâh’ın dışında taptıklarınız cehennem odusunuz!” âyetini duyunca Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e: “Hristiyanlar Îsâ’ya tapmaktadır, sen de onun gerçek bir peygamber olduğunu söylemektesin. Îsâ ateşte ise, bizim ve ilâhlarımızın da orada onunla birlikte olmasında bir beis yoktur. Varsın biz de onunla beraber yanalım!” dedi. Bu söz karşısında Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in bir anlık duraksaması üzerine Kureyş müşrikleri sevinçlerinden gülmeye ve yüksek sesle haykırmaya başladılar. Bunun üzerine Enbiyâ Sûresi`nin 101. âyet-i kerîmesi inerek, Îsâ (Aleyhisselâm) gibi, kendisine tapınılmaya rıza göstermeyen, bilakis iradeleri dışında tapınılan salih kulların cehennem den uzak olduğunu açıkladı. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin)

58  (Habîbim!) Onlar: “(Sence) bizim ilâhlarımızmı hayırlıdır yoksa o mu? (Elbette ki Îsâ hayırlı!)” dediler. Bunu sana (hakkı bâtıldan ayırmak için değil,) an cak (fuzûli) bir çekişme olsun diye açıkladılar. Doğ rusu onlar (inadına düşmanlık yapan ve hakka) ha sımlar olan bir toplumdur.

59  O (Îsâ (Aleyhisselâm)) ancak öyle bir kuldur ki, Biz ona (peygamberlik gibi birtakım nimetler lütfede rek) iyilikte bulunmuşuzdur ve onu(n babasız yara tılışını) İsrâîloğullarına şaşılacak bir kıssa yapmı şızdır. (Böyle bir kulun, ilâhlıktan ne nasibi olabilir?)

60  (Ey erkekler!) Biz dileseydik, (onu babasız ya rattığımız gibi,) elbette sizden de, yerde birtakım me lekler yaratırdık da, (şimdi çocuklarınız sizin neslinizi devam ettirdiği gibi, o zaman) onlar sizin yerinize ge çerlerdi. / Sizi (helâk etmemizin ardında)n yerinize halef olacak (ve hiç isyan etmeyip ibadetle meşgul ola cak) melekler yaratırdık./ (Evet! Îsâ (Aleyhisselâm)`ın yaratılışı ilginçse de, Benbundan daha acayip şeyler yapmaya da Kadirim! Nitekim şimdi melekleri hiçbir ana madde olmaksızın yoktan var etmekteyim. Ama istesem sizin gibi cisimlerden doğan çocukları melek yapabilirim! Öyleyse doğma ve doğurma yoluyla da ya ratılmaları mümkün olan meleklerin Benim çocuğum olması nasıl düşünülebilir?)

Zuhruf Sûresi  492 
Cüz  25
cihanyamaneren