HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالدُّخَانِ  ٤٩٦ 
الجزء ٢٥

وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّٰهِۚ اِنّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۚ ﴿ ١٩ ﴾ وَاِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ اَنْ تَرْجُمُونِۘ ﴿ ٢٠ ﴾ وَاِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا ل۪ي فَاعْتَزِلُونِ ﴿ ٢١ ﴾ فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ ﴿ ٢٢ ﴾ فَاَسْرِ بِعِبَاد۪ي لَيْلًا اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَۙ ﴿ ٢٣ ﴾ وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًاۜ اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ ﴿ ٢٤ ﴾ كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ﴿ ٢٥ ﴾ وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ ﴿ ٢٦ ﴾ وَنَعْمَةٍ كَانُوا ف۪يهَا فَاكِه۪ينَۙ ﴿ ٢٧ ﴾ كَذٰلِكَ۠ وَاَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا اٰخَر۪ينَ ﴿ ٢٨ ﴾ فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَر۪ينَ۟ ﴿ ٢٩ ﴾ وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُه۪ينِۙ ﴿ ٣٠ ﴾ مِنْ فِرْعَوْنَۜ اِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِف۪ينَ ﴿ ٣١ ﴾ وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلٰى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ ﴿ ٣٢ ﴾ وَاٰتَيْنَاهُمْ مِنَ الْاٰيَاتِ مَا ف۪يهِ بَلٰٓؤٌا مُب۪ينٌ ﴿ ٣٣ ﴾ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَيَقُولُونَۙ ﴿ ٣٤ ﴾ اِنْ هِيَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَر۪ينَ ﴿ ٣٥ ﴾ فَأْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿ ٣٦ ﴾ اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ اَهْلَكْنَاهُمْۘ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ ﴿ ٣٧ ﴾ وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ ﴿ ٣٨ ﴾ مَا خَلَقْنَاهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ﴿ ٣٩ ﴾

سُورَةُالدُّخَانِ  ٤٩٦ 
الجزء ٢٥
Duhân Sûresi  496 
Cüz  25

19  Bir de (vahyini ve peygamberini hafife alarak) Allâh’a karşı kibirlenmeyin! Zira şüphesiz ki ben size (inkâr edilemeyecek derecede) pek açık olan güç lü bir delil getirmekteyim!

20  Muhakkak ki ben, beni taşla öldürmenizden/sövüp döverek bana eziyet etmenizden/ benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığındım!

21  Eğer bana iman etmeyecekse niz, bari (ne lehime ne de aleyhime olmayın da,) benden ayrılın (ve bana bir fenalık dokundurmayın, zira sizi kur tu luşa çağıran kişinin karşılığı bu olmamalıdır)!”

22  Böylece (kavmi inkârda ısrar edince) o: “Şüphesiz ki işte bunlar suçlular olan bir toplum dur (öyleyse sen onlara hak ettikleri cezayı acele yolla)!” diye Rabbine duada bulundu.

23  (Biz de ona şöyle vahyettik:) “Artık sen gecenin bir parçasında (İsrâîloğulların dan ve Kıptîlerden sana iman etmiş olan) kullarımı götür, şüphesiz ki siz (Firavun ve orduları tarafın dan) sıkıca takip edilecek kimselersiniz.

24  (Mûcize eseri sana yol olarak açılacak) o denizi (sahile çıkışının ardından hemen kapatmaya çalışma da, öylece) sakin bırak! Zira şüphesiz ki onlar (denizi açık bularak içine daldıklarında) suyla boğulmuş olan bir ordudur!”

25  Onlar (Mısır’dan çıktıklarında arka larına) nice bostanlar ve gözeler bıraktılar!

26  Daha nice ekinler ve pek değerli makamlar(ve meskenler)!

27  Ve içerilerinde zevklenmekte/eğlenmekte/bulunmuş oldukları nice nimetlenmeler(i bırakıp gittiler)!

28  İşte (durum) aynen böylece (gerçekleşmiş) dir. Üstelik Biz bunlara (ırk olarak da, din olarak da kendilerinden tamamen farklı olan İsrâîloğulları gibi) başka başka toplumları mirasçı kıldık.

29  Artık (dostlarımızın ardından yer gök ağladığı gibi,) onlara gök de yer de ağlamamıştır (, bilakis tüm mahlûkat sevinmiştir). (Helâk vakitleri geldiğinde) onlar (ileri bir zamana kadar) mühlet verilen kimseler de olmamışlardır.

30  Andolsun ki; elbette Biz İsrâî loğullarını muhakkak kurtarmıştık o alçaltıcı azaptan...

31  Firavun (gibi bir zorba tarafın)dan (uğradıkları işkenceden)! Şüphesiz ki o, üstünlük taslayan (kötülükte) ve (bozgunculukta) haddi aşanlardan biriydi.

32  Andolsun ki; muhakkak Biz onları (aynı dönemde yaşadıkları) o âlemlere karşı elbette (rastgele tercih etmedik, bilakis onların adâlet, ihsan, ilim ve iman gibi üstün vasıflara sahip olmaları münasebetiyle, bu tercihi hak ettiklerine dâir) üstün bir ilim üzere (bile bile) seçtik.

33  Bir de onlara, (denizin yarılma sı ve bulutun gölge yapması gibi) kendisinde apaçık bir nime t/pek açık bir imtihan/ bulunan âyetler verdik.

34  Şüphesiz ki işte o (kâ fir ola)nlar elbette demek tedirler ki:

35  “O (dünya hayatımızın sonu), evvelki ölümümüz den başkası değildir. Biz (onun ardından) diriltilecek kimseler de asla değiliz.

36  Öyleyse (evvelce ölmüş ) babalarımızı getirin. Eğer (da vanızda) doğru kim seler olduysanız (Kusayy ibni Kilâb gibi büyük atamızı diriltin de, hem peygamberlik konusunu, hem de dirilme mevzuunu onunla istişâre edelim)!”

37  (Güç ve kuvvet bakımından) onlar mı daha iyi dir, yoksa (o salih bir zât olan) Tübba’in (inkârcı) kavmi ve onlardan önceki o (kâfir) kimseler mi? Biz onları bile helâk etmiştik. Çünkü muhakkak onlar (Bize karşı suç işlemiş) mücrim kimseler olmuştular.
Yemen krallarından olan Tübba’ (Radıyallâhu anh), büyük ordularla dünyaya hükmetmiş, Semerkand şehrini bina etmiş, dönüşünü Medîne yolundan yapmış, böylece Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`den yediyüz sene evvel ona imanını ifade eden ve şefaat dileyen bir mektup bırakmış mümin ve mübarek bir zattı. Bu mektup Ebû Eyyûb el-Ensârî (Radıyallâhu anh) eliyle Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e teslim edildi. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, Âlûsî)

38  Biz göklerle yeri ve ikisi arasındakileri, oynayan kimseler olarak (boş yere) yaratmadık!

39  Biz onları ancak (, kullara imtihan yurdu olmaları gibi) hak(lı bir neden ve yüce bir hikmet) ile yarat tık. Lâkin onların pek çoğu (bu gerçeği) bilmezler.

Duhân Sûresi  496 
Cüz  25
cihanyamaneren