HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَحْقَافِ  ٥٠٢ 
الجزء ٢٦

وَاِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ اَعْدَٓاءً وَكَانُوا بِعِبَادَتِهِمْ كَافِر۪ينَ ﴿ ٦ ﴾ وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۙ هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۜ ﴿ ٧ ﴾ اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَلَا تَمْلِكُونَ ل۪ي مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَا تُف۪يضُونَ ف۪يهِۜ كَفٰى بِه۪ شَه۪يدًا بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْۜ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ﴿ ٨ ﴾ قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَٓا اَدْر۪ي مَا يُفْعَلُ ب۪ي وَلَا بِكُمْۜ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ﴿ ٩ ﴾ قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَكَفَرْتُمْ بِه۪ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ عَلٰى مِثْلِه۪ فَاٰمَنَ وَاسْتَكْبَرْتُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ۟ ﴿ ١٠ ﴾ وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْ كَانَ خَيْرًا مَا سَبَقُونَٓا اِلَيْهِۜ وَاِذْ لَمْ يَهْتَدُوا بِه۪ فَسَيَقُولُونَ هٰذَٓا اِفْكٌ قَد۪يمٌ ﴿ ١١ ﴾ وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةًۜ وَهٰذَا كِتَابٌ مُصَدِّقٌ لِسَانًا عَرَبِيًّا لِيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ وَبُشْرٰى لِلْمُحْسِن۪ينَ ﴿ ١٢ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ ﴿ ١٣ ﴾ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿ ١٤ ﴾

سُورَةُالْاَحْقَافِ  ٥٠٢ 
الجزء ٢٦
Ahkâf Sûresi  502 
Cüz  26

6  Bir de (kıyâmet koptuğunda) in sanlar haşr olun duğu zaman, o (ibadet oluna)nlar (Allâh-u Te`âlâ’nın kendilerine vereceği bir idrâk ve konuşma kabiliyeti neticesinde) bunlara kuvvetli düşmanlar olacaklar ve onların (kendilerine) tapmasını(n doğru bir şey olmadığını açıklayarak, bu şirki) inkâr edenler ola caklardır.

7  Âyetlerimiz onlara açık seçik bir halde art arda okunduğu zaman, o kâfir olmuş kimseler, ken dilerine geldiği anda (hiç düşünme ihtiyacı bile his setmeksizin) o (dinlemiş oldukları Kur’ân âyetleri gibi bir) hak (ve hakikat) için: “İşte bu, apaçık bir büyüdür.” dedi(ler).

8  Yoksa onlar (senin getirdiğin hak ve hakikatler için): “Onu o uydurdu!” mu diyorlar? (Habîbim!) De ki: “(Farz-ı muhal) ben onu uy dur duysam, artık siz benim için Allâh’tan (ge lecek iftira cezasından) hiçbir şey(i engelle mey) e güç yetiremez siniz. Sizin (Allâh-u Te`âlâ’ nın âyetlerini tenkit için, on ları kâh büyü, kâh uydurma diye adlandırarak) kendi sine dalmakta olduğunuz şeyleri hakkıyla bilen an cak O’dur! Benimle sizin aranızda gerçek bir şâhit olarak O yeterli olmuştur! (İçinizden tevbe edip iman edenleri çokça bağışlayan) Ğafûr da, (kullarına çok acı dığı için, bu gibi sözlerinden dolayı onları hemen helâk etmeyip tevbe fırsatı veren) Rahîm de ancak O’dur!”

9  (Habîbim! Senden inadına ilginç mûcizeler isteyen ve gaybla ilgili sorular soran o müşriklere) de ki: “Ben peygamberler arasından (çıkıp, onlara muhâlif görüşler ortaya atarak) yeni bir şey çıkaran biri değilim! (Bilakis ben onların getirmiş oldukları tevhîde davet yolunu aynen size getirmiş bulunmaktayım. Ben de onlar gibi ancak Allâh-u Te`âlâ’nın bana vermiş olduğu mucizeleri açıklayabilirim, yoksa sizin her istediğiniz mûcizeyi gösterme imkânına sahip değilim.) Zaten (Rabbim bildirmedikçe) ne bana, ne de size ne yapılacağını bilemiyorum. Ben ancak bana vahyedilmekte olan şeye hakkıyla uyuyorum ve ben pek açık bir uyarıcıdan başkası değilim!”
Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in âhirette kendisine ne muâmele yapılacağını bildiği kesindir. Ama bu âyet indiği sırada henüz kendisinin ve ümmetinin dünyada nelerle karşılaşacağını tam tafsilatıyla bilmemekteydi. Kendisinin, diğer peygamberler gibi sürgüne mi gönderileceği yoksa şehit mi edileceği hakkında bir bilgiye sahip olmadığı gibi, inanan ümmetinin başına neler geleceği, inkârcıların ise ne tür bir azâba çarptırılacağı hususunda da ayrıntılı bir bilgiye sahip değildi. Bu âyetin inişiyle müşrikler sevinerek: “Seninle bizim ne farkımız var? Demek senin de bize karşı bir meziyetin yok!” deyince, Fetih Sûresi`nin 2. ve 5. âyetlerinin inişiyle, kendisinin geçmiş ve geleceğinin bağışlandığını ve inanan erkeklerin ve kadınların âkıbetinin cennetle sonuçlanacağını öğrenmiş oldu. Sonra yine rüyasında hurmalık ve ağaçlık bir yer olan Medîne’ye hicrete zorlanacağı kendisine bildirildi. İsrâ Sûresi`nin 60. âyetiyle, kimse tarafından öldürülemeyeceğini; Fetih Sûresi`nin 28. âyetiyle de, dininin tüm dinlere gâlip geleceğini; Enfâl Sûresi`nin 33. âyetiyle ise, onun hürmetine inkârcılarada toptan bir azap yapılmayacağını öğrenmiş bulundu. Dolayısıyla bazılarının, bu âyetten yola çıkarak Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in şânına noksanlık getirmeyi hedefleyen konulara girmeleri asla yerinde değildir. Zira burada nefyedilen bilgi, vahye mazhar olmaksızın kendiliğinden bilebilmesidir. Yoksa bizim itikadımıza göre; bilinmesi üstünlük sayılacak tüm ilimler vefatından önce Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e bildirilmiştir! (Âlûsî)

10  (Habîbim! O müşriklere) de ki: “Gördünüz mü (, söyleyin bana)! Eğer o (Kur’ân), Al lâh tarafından (gön derilmiş bir kitap) olduy sa, siz de onu in kâr ettiyse niz, üstelik İsrâî l oğul larından pek değer li bir şâhit (olan Ab dullah ibni Selâm) onun benzeri (olan Tev rât’taki Kur’ân’a uygun manalara ve âhir za man peygamberinin gönderileceği)ne (dâ ir âyetlere) şâhitlik etmiş ve bu sebeple (Kur’ ân’a) iman etmiş de, siz (imanı kendinize ye diremeyerek bundan) büyüklenmişse niz (, pe ki, şimdi siz zâlim ve sapık değil misiniz?)! Şüp hesiz ki Allâh o zâlimler toplumunu (doğru yola) hidâyet etmez.”

11  O kâfir olmuş kimseler, iman etmiş olan kişilere: “Eğer o (Kur’ân ve iman) hayırlı bir şey olsaydı, onlar ona bizden önce ulaşamazlardı!” dedi. Ona (inanmaya) hidâyet bulamadıkları zaman, bu sefer de muhakkak: “İşte bu eski bir uydurmadır!” diyecekler.

12  Hâlbuki ondan önce (dînî konularda kendisine uyulacak) tam bir önder ve (kendisine inananlar için) büyük bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı vardı! İşte bu ise, (şirk koşarak) zulmetmiş olan o kim seleri korkutsun diye ve güzel amel işleyenlere bir müjde olsun için Arapça bir dille (indirilmiş, kendin den önceki İlâhî kitapları) doğrulayan büyük bir kitaptır!

13  Şüphesiz o kimseler ki: “Rabbimiz ancak Allah’tır!” demişlerdir, sonra da istikamet göster mişlerdir; artık onlar üzerine hiçbir korku yoktur ve (herkesin üzüleceği kıyâmet gününde) ancak onlar mahzun olmayacaklardır!

14  İşte ancak onlar, içerisinde ebedî kalıcılar hâlinde o cennetin arkadaşlarıdır. Yapmak ta bulunmuş oldukları şeylere yeterli bir karşılık olarak!

Ahkâf Sûresi  502 
Cüz  26
cihanyamaneren