HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَحْقَافِ  ٥٠٣ 
الجزء ٢٦

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَانًاۜ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًاۜ وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلٰثُونَ شَهْرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَبَلَغَ اَرْبَع۪ينَ سَنَةًۙ قَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَصْلِحْ ل۪ي ف۪ي ذُرِّيَّت۪يۚ اِنّ۪ي تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنّ۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ ﴿ ١٥ ﴾ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجَاوَزُ عَنْ سَيِّـَٔاتِهِمْ ف۪ٓي اَصْحَابِ الْجَنَّةِۜ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذ۪ي كَانُوا يُوعَدُونَ ﴿ ١٦ ﴾ وَالَّذ۪ي قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَٓا اَتَعِدَانِن۪ٓي اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْل۪ي وَهُمَا يَسْتَغ۪يثَانِ اللّٰهَ وَيْلَكَ اٰمِنْۗ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَيَقُولُ مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ﴿ ١٧ ﴾ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۜ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ ﴿ ١٨ ﴾ وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُواۚ وَلِيُوَفِّيَهُمْ اَعْمَالَهُمْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴿ ١٩ ﴾ وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِۜ اَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ ف۪ي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَاۚ فَالْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَفْسُقُونَ۟ ﴿ ٢٠ ﴾

سُورَةُالْاَحْقَافِ  ٥٠٣ 
الجزء ٢٦
Ahkâf Sûresi  503 
Cüz  26

15  Biz insana, ana-babasına tam bir iyilikte bulunmasını kuvvetlice emrettik! Annesi onu meşak katle (dokuz ay karnında) taşıdı ve onu zahmetle doğurdu. Onu taşıması ve (sütten) ayırması otuz aydır. (Zi ra hamileliğin en az müddeti altı ay, emzirmenin en çok süresi ise iki senedir.) Neticede o (çocuk yaşayıp,) en kuvvetli çağı (olan otuz-otuzüç yaşları)na ulaştığın da ve (bunun sonunda) kırk seneye vardığında: “Ey Rabbim! Bana ve anne-babama lütfetmiş bulunduğun o (sayısız) nimetine şükretmeme, bir de kendisinden râzı olacağın değerli pek çok sa lih amel işlememe beni düşkün kıl! Bir de benim için zürriyetim arasında ıslahta bulun (, tâ ki o iyi hal benden zürriyetime bulaşsın ve onlar arasında iyice yerleşsin)! Şüphesiz ki ben(, râzı olmayacağın şeylerden) Sana tevbe ettim ve muhakkak ki ben (, amellerini Sana tahsis eden) Müslümanlardanım!” dedi.

16  İşte ancak onlardır o kimseler ki; Biz onlardan yapmış oldukları şeylerin (mubahlar gibi, sevap ve kabul gerektirmeyenlerini değil de, ibadetler gibi) en güzel olanlarını kabul ederiz ve cennet ashâbı içerisinde onların da kötü işlerin(e ceza vermek)den geçeriz. (Peygamberler vasıtasıyla) vaad olunmakta bulunmuş oldukları o dosdoğru söz(ün bir gereği) olarak!
Bu âyet-i celîle Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) hakkında inmiştir. Şöyle ki o, kendisinden iki yaş büyük olan Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile, on sekiz yaşından itibaren birlikte olmuş, ne yolculukta, ne de ikamette ondan hiç ayrılmamıştır. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) kırk yaşına ulaştığında peygamberlik şerefine nâil olunca, o an için otuz sekiz yaşında olan Ebû Bekr-i Sıddîk hemen ona iman etmiş, kendisi kırk yaşına varınca da âyet-i kerîmede geçen duayı yapmıştır. Bu duasının neticesi olarak, anne-babası İslâm’la şereflenmiştir ki, onun dışında bu şeref muhâcirlerden hiçbirine nasip olmamıştır. İstediği salih amele de muvaffak kılınmış, böylece Allâh uğrunda işkenceye maruz kalmış dokuz mümin köleyi satın alarak âzâd etmiştir ki, onlardan biri de Bilâl-i Habeşî’dir. Zürriyeti hakkındaki duası da kabul olarak, bütün çocukları ve torunları imanla şereflenmişlerdir. Buna göre babası Ebû Kuhâfe, Annesi Ümmü’l-Hayr, oğlu Abdurrahmân ve onun oğlu Muhammed (Radıyallâhu anhüm), hem İslâm’la hem de sahâbîlikle şereflenmiştir ki, böyle bir saadet Ebû Bekr (Radıyallâhu anh) dışında sahâbenin hiçbirinde toplanmamıştır. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, Âlûsî)

17  Ama o kimse ki, (kendisini imana çağırdıklarında) ana-babasına: “Öf ikinize! Benden önce bunca asırlar (halkı) kesinlikle (gelip) geçmişken (ve onlar dan hiçbiri dirilip kabrinden çıkmamışken), ikiniz beni (ölümümün ardından diriltilip kabrimden) çıkartıla cağımla mı teh dit ediyorsunuz?” demişti. O ikisi ise (onun bu inkârından rahatsızlıklarını belirtmek üzere: “Sen den Allâh’a sığınırız!” diyerek) Allâh’tan yar dım istiyorlardı (, bir yandan da ona nasihatielden bırak mayarak diyorlardı) ki:“(Senin gibi davranan kişi helâki hak etmişolur, böy lece) helâk sana (da gelip çatacaktır)! (Öyleyse kendine yazık etmeyi bırak da, dirilmeye) iman et! Şüphesiz ki Allâh’ın (bütün kulları diriltip hesaba çekeceğine dair) vaâdîhaktır!” Yine de o (onlara inanmayarak): “İşte bu (Allâh’ın sözü diye beni korkuttuğunuz şeyler), evvelkilerin yazıya döktüğü gerçek dışı şey lerden başkası değildir!” diyordu.

18  İşte ancak onlardır o kim seler ki, ken dilerinden önce (gelip) geçmiş bulunan birçok (kâ fir ve âsî) cin ve insan toplulukları içerisinde onlar üzerine de (: “Andolsun; elbette cehennemi, cinler ve insanların kâfir ve âsîlerinden topluca dolduracağım!” şeklindeki) o (azap) söz(ü) kesinlikle hak olmuştur. Çünkü gerçekten onlar (ve bunlar, imanı tercih ede rek ebedîsaadet kazanacak yerde, inkâra meylederek, telâfisi mümkün olmayan bir zarar ve) hüsrâna uğ ramış kimseler olmuşlardır.

19  (Mükelleflerin) yapmış oldukları (iyi veya kö tü) şeylerden dolayı her biri için (cennette veya ce hennemde elde edecekleri) birtakım dereceler (ve derekeler) vardır. Tâ ki O onlarayaptıklarını(n kar şılığını) tastamam versin de böylece onlar (sevapları eksiltilerek ya da azapları artırılarak) zulme uğratıl masınlar!

20  O inkâr etmiş olan kimselerin o (cehennem) ateş(in)e arz olunacakları gün (kendilerine denile cektir) ki:“Siz bütün lezzetlerinizi o en alçak (dünya) ha yatınızda (tamamen tüketip) giderdiniz veonlarla iyice faydalandınız (, artık sizin için burada zevk ala cağınız hiçbir şey kalmamıştır)! İşte bugün siz, o yer(yüzün)de haksız yere ki birlenmekte bulunmuş olmanız nedeniyle, bir de (Allâh’ın taatından çıkarak) fâsıklıkta bulunmuş ol manız yüzünden alçaklık azâbıyla cezalandırıla caksınız!”

Ahkâf Sûresi  503 
Cüz  26
cihanyamaneren