HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُمُحَمَّدٍ  ٥٠٧ 
الجزء ٢٦

اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْاَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ ﴿ ١٢ ﴾ وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ اَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّت۪ٓي اَخْرَجَتْكَۚ اَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ ﴿ ١٣ ﴾ اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ ﴿ ١٤ ﴾ مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ ف۪يهَٓا اَنْهَارٌ مِنْ مَٓاءٍ غَيْرِ اٰسِنٍۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّىۜ وَلَهُمْ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْۜ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَٓاءً حَم۪يمًا فَقَطَّعَ اَمْعَٓاءَهُمْ ﴿ ١٥ ﴾ وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَۚ حَتّٰٓى اِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ اٰنِفًا۠ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ ﴿ ١٦ ﴾ وَالَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَاٰتٰيهُمْ تَقْوٰيهُمْ ﴿ ١٧ ﴾ فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ ﴿ ١٨ ﴾ فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوٰيكُمْ۟ ﴿ ١٩ ﴾

سُورَةُمُحَمَّدٍ  ٥٠٧ 
الجزء ٢٦
Muhammed Sûresi  507 
Cüz  26

12  Muhakkak ki Allâh o iman (şartlarına şüp he siz bir şekilde itikat) etmiş olanları ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih ameller işlemiş bulunanları, (ağaçlarının ve köşklerinin) alt larından sürekli ır maklar akmakta olan pek değerli cennetlere gir direcektir. O kâfir olmuş kimseler ise, (bu cennetleri kazan ma uğrunda hiçbir faaliyet göstermemekte, ancak bir kaç gün daha âdî dünya meta’ıyla) iyice yararlanmak tadırlar ve davarların yemesi gibi (düşüncesiz bir şekilde ve âkıbetlerinden gâfil bir halde) yemektedirler. Oysa o (cehennem) ateş(i) onlar için bir ika metgâhtır.

13  (Habîbim!) O seni (yurdun olan Mek ke’-den) çı kartmış olan karyen(in ehlin)den kuvvet bakımın dan daha güçlü olan nice memleket (halkı) vardı ki, Biz onları helâk etmiştik. Onlar için hiçbir yardımcı da bulunma mıştı! (Şim di bu seni hicrete zorlayan çelimsiz kâfirleri mi helâk edemeyeceğiz?)

14  Yoksa Rabbinden (gönderilmiş Kur’ân gibi) pek açık bir delil üzere bulunan o (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) gibi bir) kişi, kötü ameli kendisine iyice süslü gösterilmiş ve böylece (herhangi bir de lile dayanmaksızın sadece) kötü arzularına iyice uy muş bulunan (müşrik) kimseler gibi midir?

15  (Emirleri tutup yasaklardan kaçan) o takvâ sa hibi kullara söz verilmiş olan o cennetin ilginç sı fatı (şudur) ki; orada tadı ve kokusu değişmeyen bir sudan ırmaklar, (dünya sütleri ekşiyip tadı bozul duğu gibi) tadı (hiç) değişmeyen sütten ırmaklar ve (dünya şarapları gibi) içenler için (baş ağrısı yapma yan ve sarhoş ederek birtakım âfetlere sebebiyet ver meyen) pek lezzetli bir şaraptan ırmaklar, bir de (bal mumu ve arı artıkları gibi farklı şeylerden) tama men arındırılmış baldan ırmaklar vardır. Üstelik onlar için orada meyvelerin her türlüsünden mev cuttur. Bir de (günahlarını duyup utanarak lezzetleri bozul masın diye) Rablerinden büyük bir mağfiret (vardır)! (Böyle bir cennette ebedî kalacak olan kişi,) o kimse gibi midir ki o, o ateş içerisinde ebedî kalıcıdır ve (bunca lezzetli içeceğe rağmen) on(un da aralarında bulunduğu inkarcı)lara öyle kaynar bir su içirilmiş tir ki, (yüzlerine yanaştırıldığında suratlarını kebap etmiştir, kafalarının derisini ayırmıştır ve) bağırsak larını paramparça etmiştir!

16  (Habîbim!) O (senin meclisine katıla)nlar içe risinden (münafık olan ve senin sözlerini önemseme yerek) sana kulak veren vardır. Nihâyet senin yanından çıktıkları zaman, (se ni iyice dinleyen sahâbe içerisinden) kendilerine ilim verilmiş olan o kimselere (, alaylı bir üslûpla): “Bi raz önce o ne demişti?” dediler. İşte ancak onlardır o kimseler ki; Allâh onla rın kalpleri üzerine mühür basmıştır da, on - lar (hayırlı olan hiçbir şeye yönelmeyip, dâ imâ) kötü arzularına iyice uymuşlardır.

17  Ama o kimseler ki (hak yola) hidâyet bul - muş lardır, O (Rableri, yapmış olduğu ilhamlarla) onları büyük bir hidâyet bakımından artırmış ve (ne şe kilde) takvâ (sahibi olacak) larını(n bilgisini) onlara vermiştir.

18  Artık o (kâfir ola)nlar ancak o (kıyâmet) â nı (nı); onun kendilerine ânîden gelmesi ni beklemek tedirler. İşte onun (küçük) alâmet leri (olan ; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sel lem)`in gönderilişi, ayın yarılması ve Mekke ehlinin yerle gök arasında gördükleri duman gibi bazı şeyler) muhakkak (meydana) gelmiştir. Ama o (kıyâmet) onlara gel diğinde nerede onlar için öğüt almaları(nın faydası)!

19  (Habîbim!) O halde sen şu gerçeği bil ki; Al lâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur! Bir de sen hem kendi günahın için, hem de inanan erkeklerle inanan kadınlar için bağışlanma talebinde bulun! Allâh (dünyada) dönüp dolaştığınız yeri de, (âhirette) ikamet yerinizi de bilmektedir.
Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) günahsız bir insan olduğu için, buradaki istiğfar emri, kendisine gereken tevazu, boyun kırıklığı ve kusur itirafından kinâye olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in her an, bulunduğu makamdan daha üst bir makama çıkışı söz konusu olduğundan, kendi nazarında bir önceki makam, yükseldiği makama nispeten istiğfar edilecek bir durum arz edebilir. Bir de evlâyı terk etmesi yüce makamına nispetle günah sayılabilir. Bu yüzden zâtı âlilerinin her gün yüz kere istiğfarda bulunduğu rivayet edilmiştir. (Âlûsî)

Muhammed Sûresi  507 
Cüz  26
cihanyamaneren