HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٥٢ 
الجزء ٣

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يبًا مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ اِلٰى كِتَابِ اللّٰهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ ﴿ ٢٣ ﴾ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۖ وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ﴿ ٢٤ ﴾ فَكَيْفَ اِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴿ ٢٥ ﴾ قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿ ٢٦ ﴾ تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ﴿ ٢٧ ﴾ لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ﴿ ٢٨ ﴾ قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿ ٢٩ ﴾

سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٥٢ 
الجزء ٣
Âl-i İmrân Sûresi  52 
Cüz  3

23  (Habîbim!) Kendilerine o (Tevrât) kitab(ındaki malûmât)dan büyük bir nasip verilmiş olan kimseleri görmedin mi ki, (kimin doğru, kimin yanlış olduğuna dâir) aralarında hüküm versin diye Allâh’ın (Tevrât) kitabına çağrılıyorlar, sonra içlerinden bir fırka (bile bile Allâh’ın kitabına müracaattan) dönüyor. Zaten onlar yüz çevir(meyi âdet edin)en kimselerdir!

24  İşte bu (şekilde hakkı kabulden yüz çevirmeleri), şu sebepledir ki; gerçekten o (Yahudi ola)nlar: “(Buzağıya taptığımız süreye karşılık) sayılı birtakım günler dışında o (cehennem) ateş(i) bize asla dokunmayacaktır.” de(mek suretiyle azap konusunu hafife almışlar ve ateşte kalma süresini küçümse)mişlerdir ve (: “Biz Allâh’ın oğulları ve dostlarıyız! Bu yüzden, azap etse bile bize ancak çok az bir zaman azap eder!”, “Peygamber babalarımız bize şefaat edecektir!” gibi sözler sarf ederek) dinleri hakkında uydur(up konuş)muş bulundukları (o yalan yanlış) şeyler kendilerini aldatmış (ve boş kuruntulara daldırmış)tır.

25  Artık (onların durumu) nasıl olacak o zaman ki; kendisi(nin gerçekleşmesi)nde hiçbir şüphe bulunmayan büyük bir gün(ün muhâsebesi) için onları (manevî huzurumuza) toplamış olacağız da, herkese kazanmış olduğu şey(in karşılığı) tastamam ödenecek ve (günahları artırılıp, sevapları eksiltilmek suretiyle) kendileri zulme uğratılmayacaklardır?

26  (Habîbim! Mâdem ki ümmetinin Allâh yolunda cihâdı ilerletip İslâm’ı dünyaya hâkim kılarak Acem ve Rum hükümdârlıklarının saltanatlarına sahip olmasını istiyorsun, öyleyse bana dua ederken) de ki: “Ey mülkün Mâliki olan Allâh! (Saltanat ve) mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın! Dilediğini (dünyada yahut âhirette veya her ikisinde de yardım ve tevfîkıne mazhar kılarak) aziz (ve değerli) edersin, dilediğini de (iki cihanda rezîl ü rüsvay ederek) zelil (ve alçak) edersin! Bütün hayırlar (ve şerler) ancak Senin (kudret) elindedir (ki, onun mâhiyeti kullarca malum değildir). Şüphesiz ki Sen (güçlü veya âciz kılma, yüceltme ya da alçaltma dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’sin!

27  (Gecenin saatlerinden bir kısmını eksiltip gündüze katarak) geceyi gündüze girdirirsin, (gündüzün saatlerini noksanlaştırıp geceye ilâve ederek) gündüzü de geceye girdirirsin. Ölüden diriyi çıkarırsın; diriden de ölüyü çıkarırsın! Dilediğini de (darlık ve fakirliğe uğratmadan) hesapsız olarak rızıklandırırsın!”
Müfessirler burada geçen “Ölü ve diri” tabirlerini maddî ve manevî olmak üzere iki kısma ayırmışlar, maddî ölüye; insan suyunu ve yumurtayı, diriye de; insanı ve civcivi misal getirmişler, manen ölü ve diri kabul edilen şeylere ise; kâfir-mümin, âlim-câhil gibi örnekler zikretmişlerdir.

28  İnananlar müminleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinmesin! İşte kendileri tarafından (gelebilecek,) sakınılması gereken büyük bir şeyden sakın(arak takıyye yap)manız dışında kim bunu yaparsa, işte o, Allâh(ın dostluğun) dan (ve dininden) yana en ufak bir şeyde (karar kılmamış, dostluk ve dindarlık denilebilecek en ufak bir vasfa bile sahip) olmamıştır. Allâh sizi Kendi Zât’ından sakındırmaktadır (ki, düşmanlarıyla dostluk ederek gazabına hedef olmayasınız). Zaten (ölümünüzden sonra) varış(ınız) ancak Allâh’adır. (O halde emirlerine karşı gelenler için O’nun katında sonsuz azaplar hazır olduğunu bilin de dostluk ve düşmanlık ilişkilerinizi ona göre ayarlayın.)
Bu âyet-i kerîmeden anlaşıldığına göre; yönetim kâfirlerin elinde bulunduğu yerlerde can ve mal emniyetinden korkan bir Müslümanın, içinde düşmanlık gizleyip onlarla zâhiren dost geçinmesi ve haram bir kanı ya da haram bir malı helâl görmek gibi yasaklara düşmeksizin, kalbi iman dolu olduğu halde kendini müdafaa için diliyle onlardan olduğunu söylemesi câizdir. (Nesef î, Beyzâvî, Hâzin, Âlûsî)

29  (Habîbim!) De ki: “(Kâfirlerle dostluk gibi niyetlerden) göğüslerinizde bulunan şeyi gizlerseniz yahut onu açıklarsanız, Allâh onu bilmektedir. O, (sizin gizledikleriniz ve açıkladıklarınızdan öte,) göklerde olanları da, yerde bulunanları da (hakkıyla) bilmektedir. Allâh (kâfirlerin dostluğundan el çekmemeniz halinde sizden intikam almak dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir.”

Âl-i İmrân Sûresi  52 
Cüz  3
cihanyamaneren