HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٥٣ 
الجزء ٣

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًاۚۛ وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَدًا بَع۪يدًاۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟ ﴿ ٣٠ ﴾ قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿ ٣١ ﴾ قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ ﴿ ٣٢ ﴾ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحًا وَاٰلَ اِبْرٰه۪يمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ ﴿ ٣٣ ﴾ ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌۚ ﴿ ٣٤ ﴾ اِذْ قَالَتِ امْرَاَتُ عِمْرٰنَ رَبِّ اِنّ۪ي نَذَرْتُ لَكَ مَا ف۪ي بَطْن۪ي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنّ۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ﴿ ٣٥ ﴾ فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰىۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْۜ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰىۚ وَاِنّ۪ي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَاِنّ۪ٓي اُع۪يذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ﴿ ٣٦ ﴾ فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَاَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًاۙ وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّاۜ كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَۙ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًاۚ قَالَ يَا مَرْيَمُ اَنّٰى لَكِ هٰذَاۜ قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ﴿ ٣٧ ﴾

سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٥٣ 
الجزء ٣
Âl-i İmrân Sûresi  53 
Cüz  3

30  Her nefis, (dünyada) hayırdan yapmış olduğunu da, kötülükten işlemiş bulunduğunu da hazırlanmış bir şey olarak (karşısında) bulacağı gün isteyecektir ki; keşke gerçekten kendisiyle o (günün ve o suçu)nun arasında pek uzak bir mesafe bulunmuş olsaydı (da, o güne hiç kavuşmasaydı ve günahlarının cezasıyla asla karşılaşmasaydı)! Allâh sizi Kendi Zâtın( a karşı gelip de azâbına uğramanız)dan sakındırmaktadır. Allâh tüm kullara (karşı son derece esirgeyici olan bir) Raûf’dur. (Bu yüzden gazabına uğramamaları için onları uyarmaktadır.)

31  (Habîbim! Ehl-i Kitap, müşrik veya Müslüman; Allâh’ı sevdiğini iddia eden herkese) de ki: “Eğer siz Allâh’ı seviyor olduysanız, bana hakkıyla uyun ki Allâh da sizi sevsin (; sizden râzı olup sevap versin) ve sizin için günahlarınızı örtsün. Allâh (Kendisini sevenlerin günahlarını çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (Habîbine uyarak sevgisini kazananlara da çok acıyan bir) Rahîm’dir.”

32  (Rasûlüm!) De ki: “(Allâh’a olan sevginizi ispat etmek için) Allâh’a da itaat edin, o Rasûle de! Eğer (itaati kabulden) yüz çevirirseniz, (o zaman inkâra düşmüş olursunuz,) şüphesiz ki Allâh o kâfirleri sevmez (; kendilerinden râzı olmaz ve günahlarını bağışlamaz).”

33  Gerçekten Allâh(, beşerin babası) Âdem’i, (peygamberlerin pîri) Nûh’u,İbrâhîm’in âlini ve İmrân’ın âilesini (peygamber ocağı olma şerefine ve hem rûhânî hem de cismânî birtakım özelliklere mazhar kılarak,) o (kendi dönemlerinde bulunan) âlemler üzerine seçmiştir.
Âyet-i celîledeki: “İbrâhîm âli”nden maksat; İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın oğulları olan İsmâ`îl ve İshâk (Aleyhimesselâm) ile İsmâ`îl (Aleyhisselâm)ın zürriyetinden olan Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), bir de İshâk (Aleyhisselâm)ın nesli Ya’kûb (Aleyhisselâm) ve onun torunlarından gelen binlerce Benî İsrâîl peygamberleridir. “İmrân’ın âli” hakkında iki görüş vardır: Bazılarına göre; Yashur oğlu İmrân’ın oğulları olan Mûsâ ve Hârûn (Aleyhimüsselâm) kastedilmiş, kimine göreyse; Mâsân oğlu İmrân’ın kızı Meryem ve oğlu Îsâ (Aleyhimüsselâm) murad edilmiştir.

34  (İki ailenin) bir kısmı diğer bir kısmın parçası olan pek şerefli bir zürriyet olarak (Allâh-u Te`âlâ’nın bu seçimine mazhar kılınmışlardır)! Allâh (insanların sözlerini çok iyi duyan bir) Semî’dir; (peygamberlik gibi önemli bir mevkiye kimin daha elverişli olduğunu çok iyi bilen bir) Alîm’dir.

35  Hani (Meryem’in annesi olan, Mâsân oğlu) İmrân’ın hanımı (Hanne binti Fâkûzâ): “Ey Rabbim! Gerçekten ben karnımda bulunanı (bütün görevlerden) âzâd ed(ip Beyt-i Makdis hizmetine vakfedil)miş biri olarak Senin için adadım! Öyleyse (bu adağımı) benden kabul eyle! Şüphesiz ki (yalvarış ve yakarışları çok iyi duyan) Semî’ de, (niyet ve azimleri en iyi bilen) Alîm de, Sensin ancak Sen!” demişti.

36  Fakat o (karnındaki çocuğu)nu (kız olarak) doğurunca, Allâh onun doğurmuş olduğu şeyi (ve ona ne ümitler bağladığını) çok iyi bilmekteyken– yine de o (, kız çocuğunun, Beyt-i Makdis’in hizmetine elverişli olamayacağı düşüncesiyle): “Ey Rabbim! Muhakkak ben onu bir dişi olarak doğurdum! Oysa erkek, dişi gibi değildir. (Zira dişinin sürekli camide bulunmasına özrü mâni olabilir, erkeklerle bir yerde bulunması da câiz değildir, kadının güç zafiyetiyse başlı başına bir engeldir. Erkekse böyle değildir, onun için ben Senden erkek istemiştim! Ama verdiğine râzıyım, işte şimdi) gerçekten ben ona Meryem adını taktım. Şüphesiz ki böylece ben onu da, zürriyetini de o taşlan(arak Allâh’ın rahmetinden uzaklaştırıl)mış şeytan(ın tasallutun)dan Sana sığındırıyorum (ve böylece onları korumana ısmarlıyorum)!” demişti.

37  Bunun üzerine Rabbi (adadığı erkek yerine) o (kız çocuğu)nu pek güzel bir (rıza ve) kabul ile kabul buyurdu ve onu çok güzel bir terbiye ile büyüttü. (Dayısı) Zekeriyyâ’yı da on(un korunmasına ve bakımın)a kefil (ve görevli) kıldı. Zekeriyyâ her ne zaman onun yanına; (Meryem’in bulunduğu yüksek ve kilitli odadaki) o mihrâba girdiyse, (mutlaka) onun yanında (mevsimsiz yiyeceklerden derlenmiş) bir rızık bulur ve: “Ey Meryem! (Kapılar kilitliyken ve mevsim müsâit değilken) işte bu sana nereden (geliyor)?” der, o da: “Bu, Allâh nezdinden (gelmekte) dir. (Sakın sen bunu uzak görme!) Zira şüphesiz ki Allâh dilediğini (hiç kısmadan) hesapsız olarak rızıklandırır.” derdi.

Âl-i İmrân Sûresi  53 
Cüz  3
cihanyamaneren