HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْقَمَرِ  ٥٣٠ 
الجزء ٢٧

وَمَٓا اَمْرُنَٓا اِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ ﴿ ٥٠ ﴾ وَلَقَدْ اَهْلَكْنَٓا اَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ﴿ ٥١ ﴾ وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ ﴿ ٥٢ ﴾ وَكُلُّ صَغ۪يرٍ وَكَب۪يرٍ مُسْتَطَرٌ ﴿ ٥٣ ﴾ اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍۙ ﴿ ٥٤ ﴾ ف۪ي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَل۪يكٍ مُقْتَدِرٍ ﴿ ٥٥ ﴾
سُورَةُالرَّحْمٰنِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلرَّحْمٰنُۙ ﴿ ١ ﴾ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ ﴿ ٢ ﴾ خَلَقَ الْاِنْسَانَۙ ﴿ ٣ ﴾ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ ﴿ ٤ ﴾ اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍۖ ﴿ ٥ ﴾ وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ ﴿ ٦ ﴾ وَالسَّمَٓاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْم۪يزَانَۙ ﴿ ٧ ﴾ اَلَّا تَطْغَوْا فِي الْم۪يزَانِ ﴿ ٨ ﴾ وَاَق۪يمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْم۪يزَانَ ﴿ ٩ ﴾ وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا لِلْاَنَامِۙ ﴿ ١٠ ﴾ ف۪يهَا فَاكِهَةٌۖ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْاَكْمَامِ ﴿ ١١ ﴾ وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُۚ ﴿ ١٢ ﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿ ١٣ ﴾ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِۙ ﴿ ١٤ ﴾ وَخَلَقَ الْجَٓانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍۚ ﴿ ١٥ ﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿ ١٦ ﴾

سُورَةُالْقَمَرِ  ٥٣٠ 
الجزء ٢٧
Kamer Sûresi  530 
Cüz  27

50  Bizim (yaratmayı dilediğimiz bir şey hakkında ki) emrimiz ancak gözle (yapılan) hız lı bir bakış(ın alacağı en az bir zaman dili mi) gibi (süratli ve) tektir (, ikilenmez)!/Bizim (yaratma) işimiz ancak gözle hız lı bir bakış gibi tektir (; tekrarlanmaz, farklılık arz etmez, zorlanma ve zahmet içermez)!/

51  Andolsun ki; elbette Biz, (kâfirlikte) benzerleriniz (olan geçmiş ümmetler)i muhakkak helâk ettik! Ama var mı hiç iyice ö ğüt alan?!

52  (Kâfirlik ve isyanlar nâmına) kendisini yapmış oldukları her şey o (yazıcı meleklerin) sayfala r(ın)da (kayıt altına alınmış)dır.

53  Küçük ve büyük (amellerin) hepsi de (tüm tafsilatlarıyla birlikte, Levh-i Mahfûz’da) yazılıdır/(Levh-i Mahfûz’a) yazdırılmıştır/!

54  (Kâfirlikten ve günahlardan hakkıyla sakınan) o takvâ sahipleri, gerçekten de pek değerli cennetler ve çok kıymetli ırmaklar(ın başların)dadırlar.

55  Hoşnut olunan bir makamda/(dünya mecl is leri gibi zevk u sefâları geçici boş şeyler ol mayıp, her şeyi) doğruluğun ta kendisi olan bir mekânda/; pek büyük bir (mülke ve eşsiz bir kudrete sahip olan O) Melîk-i Muktedir’in katında!

ELLİBEŞİNCİ SÛRE-İ CELİLE
el-Rahmân
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. 78 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  O (, dünyada mümin-kâfir ayırmaksızın her yara tığa son derece acıyan ve gerçek mana da sadece Ken disi nimet vermekte o lan) Rahmân!

2  (Dînî ve dünyevî bütün saadetlerin kaynağı olan) Kur’ân’ı (insana) O öğretmiş (, böylece ona en büyük nimetini bahşetmiş)tir!

3  İnsanı (kendisinde hiçbir hayır barındırmayan yokluktan kurtarıp, bütün hayırların kaynağı olan var lık sahasına çıkararak) O yaratmıştır!

4  Ona (içinden geçenleri) düzgün bir şekilde ifa de etmeyi O öğretmiştir!

5  Güneş de, ay da (hiç şaşmayan) mükemmel bir hesapla (burçlarında ve yörüngelerinde akıp gitmekte, böylece de mevsimlerin değişikliği ve yılların hesap lanması gibi birçok iş düzene kavuşmakta)dır!

6  Bitkiler ve ağaçlar (, yaratıldıkları gayeye hizmet etmek sûretiyle Yaratıcılarına) secde etmektedirler!

7  Göğü de; onu yüksek olarak O yaratmıştır, (her işte doğruluğu ve hak sahibine hakkını vermeyi emre derek) adâleti de O meşrû etmiştir/(kulların alışve rişlerinde kullanacakları) tartı aletini de (yeryüzüne) O koymuştur/!

8  Tâ ki siz adâlet hususunda haddi aşmayası nız/ (eksik-fazla alıp vererek) tartıda haksızlık yap mayasınız/!

9  Bir de (alışveriş yapacağınızda,) tartma işlemini adâletle dosdoğru yerine getirin ve (terazinin iki kefesini denk tutun da) tartıyı eksiltmeyin!

10  Yeri de; canlılar(ın rahatça yaşayabilmeleri) için onu (göğe nispetle) düşük yaratmıştır.

11  Orada türlü türlü meyveler ve tomur cukla ra sahip/dallı ve yapraklı/ hurma a ğaçları vardır.

12  Bir de (buğday arpa gibi) yapraklı/samanlı/ danelerle, hoş kokulu bitkiler!

13  (Ey insanlar ve cinler!) Öyleyse her ikiniz de, Rabbinizin hangi nimetlerini(n O’ndan oluşunu) yalanlayabiliyorsunuz?
Bu sûre-i celîlede: “Öyleyse her ikiniz de, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabiliyorsunuz?” âyet-i kerîmesinin otuz bir kere tekrarlanmasının birçok hikmeti varsa da, birkaçını sayacak olursak; dînî ve dünyevî her bir nimetin ardından, o nimeti bahşeden Allâh-u Te`âlâ hatırlatılmış ve bu nimetlerin şükrünün ihlal edilmesi kınanmıştır. Nimetlerin farklılığı da bu tekrara ayrı bir güzellik katmıştır. Nitekim bir adam diğerine yapmış olduğu iyilikleri sayarken: “Ben sana mal verdiğim zaman iyilik etmemiş miydim, ben sana şöyle şöyle yaptığımda ihsanda bulunmamış mıydım?” gibi lafları tekrarlar ki; ikrar ettirmek istediği konular farklı olduğu için bu tekrar pek güzel ve yerinde olur. Yedi yerde azap âyetlerinden sonra bu cümle-i celîlenin zikredilmesi ise, hiç haberi olmadan felaketlere sürüklenmesin diye kişinin önündeki tehlikelerden uyarılmasında bulunan büyük iyiliğe işâret etmektedir.

14  O (Allâh-u Te`âlâ), insanı, pişirilmiş saksı gibi ses çıkaran kuru bir çamurdan (; hayat eseri barın dırmayan katı bir topraktan) yaratmıştır!

15  (Cinlerin babası olan) Cânn’ı da ateşten alı nan hiç dumansız halis bir alevden yaratmıştır.

16  (Ey insanlar ve cinler!) Artık her ikiniz de, Rab binizin hangi nimetlerini(n O’ndan oluşunu) yalanlayabiliyorsunuz?

Kamer Sûresi  530 
Cüz  27
cihanyamaneren