HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْمُمْتَحِنَةِ  ٥٤٩ 
الجزء ٢٨

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪يهِمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ۟ ﴿ ٦ ﴾ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ مَوَدَّةًۜ وَاللّٰهُ قَد۪يرٌۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿ ٧ ﴾ لَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ اَنْ تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُٓوا اِلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ ﴿ ٨ ﴾ اِنَّمَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَاَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلٰٓى اِخْرَاجِكُمْ اَنْ تَوَلَّوْهُمْۚ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ﴿ ٩ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا جَٓاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِهِنَّۚ فَاِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ اِلَى الْكُفَّارِۜ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّۜ وَاٰتُوهُمْ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۜ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقُواۜ ذٰلِكُمْ حُكْمُ اللّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ﴿ ١٠ ﴾ وَاِنْ فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ اِلَى الْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَاٰتُوا الَّذ۪ينَ ذَهَبَتْ اَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اَنْتُمْ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ﴿ ١١ ﴾

سُورَةُالْمُمْتَحِنَةِ  ٥٤٩ 
الجزء ٢٨
Mümtehine Sûresi  549 
Cüz  28

6  Andolsun ki; elbette o (İbrâhîm (Aleyhisselâm) ve beraberinde ola)nlarda sizin için; Allâh’ı(n rızasını) ve o son günü(n mükâfatını) um makta olan/Allâh’tan ve o son günden kork makta olan/ kimseler için muhakkak ki pek güzel bir örnek bulunmuştur. Her kim (Bizim emrimizden) yüz çevirir (de, kâ firlerle dostluk eder)se şüphesiz ki Allâh, (bütün ya ratıklarından tamamen ihtiyaçsız olan) Ğaniyy de, (bütün hamdlere lâyık olan) Hamîd de ancak O’dur.

7  (Şimdilik size Mekke müşrikleriyle dost olmak ya saklanmışsa da, yakın bir zamanda) umulur ki Allâh, (Mekke fethini müyesser kılıp onlara da iman nasip ederek) sizinle, o (şirk koşan yakı)nlar(ınız)dan düş manlık yapmış bulunduğunuz o kimseler arasında bir tür dostluk yaratacaktır. Allâh (kalpleri çevirmeye, halleri değiştirmeye ve dostluk sebeplerini kolay laştırmaya hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir. Allâh (son derece bağışlayan bir) Gafûr’dur (, bu yüzden ev velce kâfirlerle dostluk yaparak işlemiş olduğunuz gü nahları bağışlayacaktır); (son derece merhamet sahibi olan bir) Rahîm’dir (, böylece size acıyarak cemaatinizi dağıtmayacak ve İslâm’a girecek olan müşrikleri de rahmetine katacaktır).

8  Allâh sizi o kimselerden; onlara iyilikte bulunmanızdan ve kendilerine adâleti ulaştırmanız dan engellemez ki, onlar din konusunda sizinle savaşmamışlardır ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamışlardır! Şüphesiz ki Allâh adâletli davrananları sever (ve onların bu yaptıklarına rıza gösterir)!
Ebû Bekir (Radıyallâhu anh)ın kızı Esmâ (Radıyallâhu anhâ) şöyle anlatıyor: “Kureyş zamanında şirk üzere olan annem, onların Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile anlaşmaları üzerine birtakım hediyelerle beni ziyarete geldi. Ben onun hediyelerini kabul etmekten, hatta onu evime bile almaktan kaçındım. Derken ablam Âişe (Radıyallâhu anhâ)`ya haber gönderip Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e bu hususu sormasını istedim. Bunun üzerine Allâh-u Te’âlâ bu âyet-i kerîmeyi indirince Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hediyesini kabul etmemi ve onu eve almamı emretti. Bu sebeb-i nüzûlden anlaşıldığı üzere; âyet-i kerîme, önüne gelen kâfirle dostluk ve diyalog kurma anlamına gelmeyip, sadece anne ve kardeş gibi karabet hakkına sahip olan, özellikle de kadınlar ve çocuklar gibi zayıf durumda bulunanlara iyi davranmakla alâkalıdır. Bundan dolayı ulemâ; büyük bir zararın dan korkulmadıkça, bir kâfire karşı iyi davranış sergilemek için ayağa kalkmanın câiz olmadığını açıklamışlar, buna delil olarak da: “Çünkü biz onların dînî konudaki yanlışlarını hareketlerimizle de ortaya koymakla memuruz, dolayısıyla onlara haklıymışlar izlenimini verecek şekilde saygılı davranışlardan kaçınmalıyız!” demişlerdir. (Âlûsî)

9  Allâh sizi ancak o kimselerden; onlarladostluk kurmanızdan engellemektedir ki, onlar din husu sunda sizinle savaşmışlardır, sizi yurtlarınızdan çıkarmışlardır ve sizi çıkarmaya karşı birbirine arka çıkmışlardır. Herkim onları dost edinirse, iş te ancak onlar, (dostluk ve düşmanlık hususun da yersiz davranışlarda bulunmakla ve canlarını ebedî azaba arz etmekle, kimseye değil, sadece nefislerine) zulmetmiş bulunan kimselerin ta kendileridir.

10  Ey iman etmiş olan kimseler! O (görünüşte) inanmış olan kadınlar (kâfirlerin arasından) hicret eden kimseler olarak size geldikleri zaman, onla rı(n dilleriyle kalplerinin birbirine uyup uymadığı hu susunda kendilerini) imtihan edin! Onların imanını en iyi bilen Allâh’tır! Şayet (onlar: “Vallâhi ben bir memleketi beğenmediğimyahut kocamı sevmediğim için veya bir dünyalık elde etmek arzusuyla Mekke’den çıkmadım! Ben ancak Allâh ve Rasûlünü sevdiğim için çıktım!” diye yemin ederlerse, siz de buimtihanın ardın dan, güçlü bir zanla) onları (gerçekten) inanan kadın lar olarak bilirseniz, artık onları o kâfir (olan eş)le r(in)e geri döndürmeyin! Çünkü ne bunlar onlar için helâldirler, ne de onlar bunlara helâl olurlar! Yine de (mehir olarak) harcamış oldukları şeyleri onlar(ın kocaların)a verin! Kendilerine mehirlerini verdiğiniz zaman, onları nikâhlamanızda sizin üze rinize hiçbir günah yoktur. (Zira İslâm’a girmeleri, on larla kâfir eşlerinin arasında bir engel teşkil etmiştir.) Siz de (dâr-ı harpte kâfir olarak kalan ya da İslâm yurdundan mürtet olarak dâr-ı harbe giden) o kâfir kadınların ismetlerini (ve evlilik bağlarını) tutma yın (, hemen onları boşayın) ve (mehir olarak) harca dığınız şeyleri (yeni evlenecekleri müşrik kocalarından) isteyin, onlar da (size hicret eden imanlı kadınlara mehir olarak) harcadıkları şeyleri (sizden) istesinler! İşte bu, Allâh’ın hükmüdür ki, (böylece) O aranızda hüküm vermektedir. Allâh (sizin menfaati niz dâhil her şeyi hakkıyla bilen bir) Alîm’dir; (her hükmü yerli yerinde olan bir) Hakîm’dir.

11  Eğer eşlerinizden biri sizden kaçıp kâfirlere ulaşırsa (ve o kâfirler size mehirlerini vermezlerse), sonra da siz (harpte onları) cezalandırır (ve ganimet alır)sanız, artık (mehir olarak) harcadıkları şeyin bir mislini (, aldığınız ganimetten ayırıp) eşleri git miş olan o kimselere verin. O Allâh(a isyan)dan hak kıyla sakının ki, siz O’na inanıcı kimselersiniz!

Mümtehine Sûresi  549 
Cüz  28
cihanyamaneren