v02.01.25 Geliştirme Notları
Mümtehine Sûresi
549
Cuz 28
6﴿ Andolsun ki; elbette o (İbrâhîm peygamber ve berâberinde ola)nlarda sizin için; Allâh’ı(n rızâsını) ve o son günü(n mükâfâtını) ummakta olan o kimseler için muhakkak ki çok güzel bir örnek bulunmuştur. Ama her kim (Bizim emrimizden) yüz çevirir (de kâfirleri dost edinir)se artık şüphesiz ki Allâh, (bütün yarattıklarından tamâmen ihtiyaçsız olan) Ğaniyy de, (bütün hamdlere lâyık olan) Hamîd de ancak O’dur.
7﴿ (Şimdilik size Mekke müşrikleriyle dost olmak yasaklanmışsa da yakın bir zamanda) kesin oldu ki Allâh, (Mekke fethini müyesser kılıp onlara da îmân nasip ederek) sizin aranızla, o (şirk koşan yakı)nlar(ınız)dan (evvelce) düşmanlık yaptığınız o kimseler arasında bir tür dostluk yaratacaktır. Zâten Allâh (kalpleri çevirmeye, hâlleri değiştirmeye ve dostluk sebeplerini kolaylaştırmaya hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir. Hem de Allâh (son derece bağışlayan bir) Ğafûr’dur (bu yüzden evvelce kâfirlerle dostluk yaparak işlemiş olduğunuz günahları bağışlayacaktır), (son derece merhamet sâhibi olan bir) Rahîm’dir (böylece size acıyarak cemâatinizi dağıtmayacak ve İslâm’a girecek olan müşrikleri de rahmetine katacaktır).
8﴿ Allâh sizi o kimselerden; onlara iyilikte bulunmanızdan ve kendilerine adâleti ulaştırmanızdan engellemez ki, onlar din konusunda sizinle savaşmamıştırlar ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamıştırlar. (Zâten) şüphesiz ki Allâh adâletli davrananları sever (ve onların bu yaptıklarına rızâ gösterir). Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)ın kızı Esmâ (Radıyallâhu Anhâ) şöyle anlatıyor: “Kureyş zamânında şirk üzere olan annem, onların Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile anlaşmaları üzerine birtakım hediyelerle beni ziyârete geldi. Ben onun hediyelerini kabûl etmekten, hattâ onu evime bile almaktan kaçındım. Derken ablam Âişe (Radıyallâhu Anhâ)ya haber gönderip Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e bu husûsu sormasını istedim. Bunun üzerine Allâh-u Te‘âlâ bu âyet-i kerîmeyi indirince Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hediyesini kabûl etmemi ve onu eve almamı emretti.” Bu sebeb-i nüzûlden anlaşıldığı üzere; âyet-i kerîme, önüne gelen kâfirle dostluk ve diyalog kurma anlamına gelmeyip, sâdece anne ve kardeş gibi karâbet hakkına sâhip olan, özellikle de kadınlar ve çocuklar gibi zayıf durumda bulunanlara iyi davranmakla alâkalıdır. Bundan dolayı ulemâ; büyük bir zararından korkulmadıkça, bir kâfire karşı iyi davranış sergilemek için ayağa kalkmanın câiz olmadığını açıklamışlar, buna delil olarak da: “Çünkü biz onların dînî konudaki yanlışlarına tepkimizi hareketlerimizle de ortaya koymakla memuruz, dolayısıyla onlara haklıymışlar izlenimini verecek şekilde saygılı davranışlardan kaçınmalıyız” demişlerdir. (el-Âlûsî)
9﴿ Allâh sizi ancak o kimselerden; onlarla dostluk kurmanızdan nehyetmektedir ki, onlar din husûsunda sizinle savaşmıştırlar, sizi yurtlarınızdan çıkarmıştırlar ve sizi (Mekke’den) çıkarmaya karşı birbirine arka çıkmıştırlar. Ama (buna rağmen) her kim onları dost edinirse, işte sana! Onlar (var ya); (dostluk ve düşmanlık husûsunda yersiz davranışlarda bulunmakla ve canlarını ebedî azâba arz etmekle, kimseye değil, sâdece nefislerine) zulmetmiş kimselerin ta kendisi ancak onlardır.
10﴿ Ey o îmân etmiş olan kimseler! O (görünüşte) îmân etmiş olan kadınlar (kâfirlerin arasından) hicret eden kimseler olarak size geldikleri zaman, onları(n dilleriyle kalplerinin birbirine uyup uymadığı husûsunda kendilerini) imtihan edin. Allâh onların îmânını en iyi bilicidir. (Ama siz imtihan etmeden hakîkati bilemezsiniz.) Şimdi eğer (onlar: “Vallâhi ben bir memleketi beğenmediğim yâhut kocamı sevmediğim için veyâ bir dünyâlık elde etmek arzusuyla Mekke’den çıkmadım! Ben ancak Allâh ve Rasûlünü sevdiğim için çıktım” diye yemîn ederlerse, siz de bu imtihanın ardından, güçlü bir zan ile) onları (gerçekten) îmân eden kadınlar olarak (anlayıp) bilirseniz, artık onları o kâfir (olan eş)ler(in)e geri döndürmeyin. Çünkü o kadınlar onlar için helâl olmaz(lar), onlar da o kadınlara helâl olmazlar. Yine de (mehir olarak) harcamış oldukları şeyleri onlar(ın kocaların)a verin. Böylece kendilerine mehirlerini verdiğiniz zaman onları nikâhlamanızda sizin üzerinize hiçbir günah yoktur. (Zîrâ İslâm’a girmeleri, onların kâfir eşleriyle olan evvelki nikâhlarını feshetmiştir.) Siz de (dârü’l-harpte kâfir olarak kalan ya da İslâm yurdundan mürted olarak dârü’l-harbe giden) o kâfir kadınların ismetlerini (ve evlilik bağlarını) tutmayı(p hemen onları boşayı)n. Ayrıca (mehir olarak evvelce) harcadığınız şeyleri (yeni evlenecekleri müşrik kocalarından) isteyin, onlar da (size hicret eden îmânlı kadınlara mehir olarak) harcadıkları şeyleri (sizden) istesinler. (Ey Müslümanlar!) İşte size! Bu ancak Allâh’ın hükmüdür ki (böylece) O, aranızda (adâletle) hüküm vermektedir. Zâten Allâh (sizin menfaatiniz dâhil her şeyi hakkıyla bilen bir) Alîm’dir, (her hükmü yerli yerinde olan bir) Hakîm’dir.
11﴿ Eğer eşlerinizden biri (mürted olup) sizden kâfirlere kaçarsa (ve o kâfirler size evvelce ödediğiniz mehirleri vermezlerse) sonra da siz (harpte onları mağlup edip) cezâlandırır (ve ganîmet alır)sanız, artık (mehir olarak) harcadıkları şeyin bir mislini (aldığınız ganîmetten ayırıp) eşleri gitmiş olan o kimselere verin. Ayrıca siz O Allâh(a isyân ederek bu hükümlere uymamak)dan hakkıyla sakının ki, siz ancak O’na îmân edici kimselersiniz.
سُورَةُ الْمُمْتَحِنَةِ
الجزء ٢٨
٥٤٩
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪يهِمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ۟ ﴿٦
عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ مَوَدَّةًۜ وَاللّٰهُ قَد۪يرٌۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿٧
لَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ اَنْ تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُٓوا اِلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ ﴿٨
اِنَّمَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَاَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلٰٓى اِخْرَاجِكُمْ اَنْ تَوَلَّوْهُمْۚ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ﴿٩
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا جَٓاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِهِنَّۚ فَاِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ اِلَى الْكُفَّارِۜ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّۜ وَاٰتُوهُمْ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۜ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقُواۜ ذٰلِكُمْ حُكْمُ اللّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ﴿١٠
وَاِنْ فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ اِلَى الْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَاٰتُوا الَّذ۪ينَ ذَهَبَتْ اَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اَنْتُمْ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ﴿١١
Mümtehine Sûresi
549
Cuz 28
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪يهِمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ۟ ﴿٦
6﴿ Andolsun ki; elbette o (İbrâhîm peygamber ve berâberinde ola)nlarda sizin için; Allâh’ı(n rızâsını) ve o son günü(n mükâfâtını) ummakta olan o kimseler için muhakkak ki çok güzel bir örnek bulunmuştur. Ama her kim (Bizim emrimizden) yüz çevirir (de kâfirleri dost edinir)se artık şüphesiz ki Allâh, (bütün yarattıklarından tamâmen ihtiyaçsız olan) Ğaniyy de, (bütün hamdlere lâyık olan) Hamîd de ancak O’dur.
عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ مَوَدَّةًۜ وَاللّٰهُ قَد۪يرٌۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿٧
7﴿ (Şimdilik size Mekke müşrikleriyle dost olmak yasaklanmışsa da yakın bir zamanda) kesin oldu ki Allâh, (Mekke fethini müyesser kılıp onlara da îmân nasip ederek) sizin aranızla, o (şirk koşan yakı)nlar(ınız)dan (evvelce) düşmanlık yaptığınız o kimseler arasında bir tür dostluk yaratacaktır. Zâten Allâh (kalpleri çevirmeye, hâlleri değiştirmeye ve dostluk sebeplerini kolaylaştırmaya hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir. Hem de Allâh (son derece bağışlayan bir) Ğafûr’dur (bu yüzden evvelce kâfirlerle dostluk yaparak işlemiş olduğunuz günahları bağışlayacaktır), (son derece merhamet sâhibi olan bir) Rahîm’dir (böylece size acıyarak cemâatinizi dağıtmayacak ve İslâm’a girecek olan müşrikleri de rahmetine katacaktır).
لَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ اَنْ تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُٓوا اِلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ ﴿٨
8﴿ Allâh sizi o kimselerden; onlara iyilikte bulunmanızdan ve kendilerine adâleti ulaştırmanızdan engellemez ki, onlar din konusunda sizinle savaşmamıştırlar ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamıştırlar. (Zâten) şüphesiz ki Allâh adâletli davrananları sever (ve onların bu yaptıklarına rızâ gösterir). Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)ın kızı Esmâ (Radıyallâhu Anhâ) şöyle anlatıyor: “Kureyş zamânında şirk üzere olan annem, onların Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile anlaşmaları üzerine birtakım hediyelerle beni ziyârete geldi. Ben onun hediyelerini kabûl etmekten, hattâ onu evime bile almaktan kaçındım. Derken ablam Âişe (Radıyallâhu Anhâ)ya haber gönderip Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e bu husûsu sormasını istedim. Bunun üzerine Allâh-u Te‘âlâ bu âyet-i kerîmeyi indirince Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hediyesini kabûl etmemi ve onu eve almamı emretti.” Bu sebeb-i nüzûlden anlaşıldığı üzere; âyet-i kerîme, önüne gelen kâfirle dostluk ve diyalog kurma anlamına gelmeyip, sâdece anne ve kardeş gibi karâbet hakkına sâhip olan, özellikle de kadınlar ve çocuklar gibi zayıf durumda bulunanlara iyi davranmakla alâkalıdır. Bundan dolayı ulemâ; büyük bir zararından korkulmadıkça, bir kâfire karşı iyi davranış sergilemek için ayağa kalkmanın câiz olmadığını açıklamışlar, buna delil olarak da: “Çünkü biz onların dînî konudaki yanlışlarına tepkimizi hareketlerimizle de ortaya koymakla memuruz, dolayısıyla onlara haklıymışlar izlenimini verecek şekilde saygılı davranışlardan kaçınmalıyız” demişlerdir. (el-Âlûsî)
اِنَّمَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَاَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلٰٓى اِخْرَاجِكُمْ اَنْ تَوَلَّوْهُمْۚ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ﴿٩
9﴿ Allâh sizi ancak o kimselerden; onlarla dostluk kurmanızdan nehyetmektedir ki, onlar din husûsunda sizinle savaşmıştırlar, sizi yurtlarınızdan çıkarmıştırlar ve sizi (Mekke’den) çıkarmaya karşı birbirine arka çıkmıştırlar. Ama (buna rağmen) her kim onları dost edinirse, işte sana! Onlar (var ya); (dostluk ve düşmanlık husûsunda yersiz davranışlarda bulunmakla ve canlarını ebedî azâba arz etmekle, kimseye değil, sâdece nefislerine) zulmetmiş kimselerin ta kendisi ancak onlardır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا جَٓاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِهِنَّۚ فَاِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ اِلَى الْكُفَّارِۜ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّۜ وَاٰتُوهُمْ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۜ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقُواۜ ذٰلِكُمْ حُكْمُ اللّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ﴿١٠
10﴿ Ey o îmân etmiş olan kimseler! O (görünüşte) îmân etmiş olan kadınlar (kâfirlerin arasından) hicret eden kimseler olarak size geldikleri zaman, onları(n dilleriyle kalplerinin birbirine uyup uymadığı husûsunda kendilerini) imtihan edin. Allâh onların îmânını en iyi bilicidir. (Ama siz imtihan etmeden hakîkati bilemezsiniz.) Şimdi eğer (onlar: “Vallâhi ben bir memleketi beğenmediğim yâhut kocamı sevmediğim için veyâ bir dünyâlık elde etmek arzusuyla Mekke’den çıkmadım! Ben ancak Allâh ve Rasûlünü sevdiğim için çıktım” diye yemîn ederlerse, siz de bu imtihanın ardından, güçlü bir zan ile) onları (gerçekten) îmân eden kadınlar olarak (anlayıp) bilirseniz, artık onları o kâfir (olan eş)ler(in)e geri döndürmeyin. Çünkü o kadınlar onlar için helâl olmaz(lar), onlar da o kadınlara helâl olmazlar. Yine de (mehir olarak) harcamış oldukları şeyleri onlar(ın kocaların)a verin. Böylece kendilerine mehirlerini verdiğiniz zaman onları nikâhlamanızda sizin üzerinize hiçbir günah yoktur. (Zîrâ İslâm’a girmeleri, onların kâfir eşleriyle olan evvelki nikâhlarını feshetmiştir.) Siz de (dârü’l-harpte kâfir olarak kalan ya da İslâm yurdundan mürted olarak dârü’l-harbe giden) o kâfir kadınların ismetlerini (ve evlilik bağlarını) tutmayı(p hemen onları boşayı)n. Ayrıca (mehir olarak evvelce) harcadığınız şeyleri (yeni evlenecekleri müşrik kocalarından) isteyin, onlar da (size hicret eden îmânlı kadınlara mehir olarak) harcadıkları şeyleri (sizden) istesinler. (Ey Müslümanlar!) İşte size! Bu ancak Allâh’ın hükmüdür ki (böylece) O, aranızda (adâletle) hüküm vermektedir. Zâten Allâh (sizin menfaatiniz dâhil her şeyi hakkıyla bilen bir) Alîm’dir, (her hükmü yerli yerinde olan bir) Hakîm’dir.
وَاِنْ فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ اِلَى الْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَاٰتُوا الَّذ۪ينَ ذَهَبَتْ اَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اَنْتُمْ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ﴿١١
11﴿ Eğer eşlerinizden biri (mürted olup) sizden kâfirlere kaçarsa (ve o kâfirler size evvelce ödediğiniz mehirleri vermezlerse) sonra da siz (harpte onları mağlup edip) cezâlandırır (ve ganîmet alır)sanız, artık (mehir olarak) harcadıkları şeyin bir mislini (aldığınız ganîmetten ayırıp) eşleri gitmiş olan o kimselere verin. Ayrıca siz O Allâh(a isyân ederek bu hükümlere uymamak)dan hakkıyla sakının ki, siz ancak O’na îmân edici kimselersiniz.