HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْجُمُعَةِ  ٥٥٢ 
الجزء ٢٨

سُورَةُالْجُمُعَةِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ﴿ ١ ﴾ هُوَ الَّذ۪ي بَعَثَ فِي الْاُمِّيّ۪نَ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۗ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ ﴿ ٢ ﴾ وَاٰخَر۪ينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴿ ٣ ﴾ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ﴿ ٤ ﴾ مَثَلُ الَّذ۪ينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَارًاۜ بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ﴿ ٥ ﴾ قُلْ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ هَادُٓوا اِنْ زَعَمْتُمْ اَنَّكُمْ اَوْلِيَٓاءُ لِلّٰهِ مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿ ٦ ﴾ وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُٓ اَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ ﴿ ٧ ﴾ قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذ۪ي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاق۪يكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟ ﴿ ٨ ﴾

سُورَةُالْجُمُعَةِ  ٥٥٢ 
الجزء ٢٨
Cuma Sûresi  552 
Cüz  28

ATMIŞİKİNCİ SÛRE-İ CELİLE
el-Cuma
SÛRE-İ CELîLESİ

Medenî (Medîne-i Münevvere döneminde inmiş)dir. 11 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar O Allâh için sürekli (tenzîh ve) tesbîhte bulunmaktadır ki (O), (her şeyin yönetim hakkı Kendisine ait olan, tüm varlıkların tek mâlik ve sahibi bulunan ve noksanlık ge rektiren her şeyden son derece arınmış olan) Melik ve Kuddûs’dür; (imansızlardan intikam alacak olan, emir ve kazasında son derece hikmet sahibi bulunan) Azîz ve Hakîm’dir!

2  O’dur ancak O Zât ki; (melek ve cin türünden değil de, anlaşmaları kolay olsun için) kendileri (gibi Âdem nesli)nden olan değerli bir Rasûlü (okuma-yazma bilmeyen) ümmîler arasında göndermiştir ki, o onlar üzerine O (Allâh-u Sübhânehû)nun âyetlerini peş peşe okumaktadır, onları (maddî ve manevî pisliklerden) iyice arındırmaktadır, bir de kendilerine o (yüce) Kitab (olan Kur’ân)ı ve hikmeti (; sünnet ve fıkhı) öğretmektedir. Oysa şüphesiz onlar daha önce elbette apaçık bir dalâlet (ve sapıklık) içinde bulunmuşlardı.

3  Bir de (Allâh-u Te`âlâ Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i sadece Araplara ve kendi asrında bulunanlara değil, Araplardan olsun olmasın) o (kitap ehli olmayan) diğer (ümmî) kişiler arasında (göndermiştir) ki; (zaman itibarıyla) henüz onlar bunlara kavuşmamıştır! (Kendisine inanmayanlardan intikam alma gücüne sahip olan) Azîz de, (emrinde ve kazasında son derece hikmet sahibi olan) Hakîm de ancak O’dur!
Ebû Hureyre (Radıyallâhu anh)`dan rivayet edildiğine göre; Cumu’a Sûresi nâzil olduğunda, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onu ashâbına okurken bu âyete ulaşınca, bir zâtın: “Ya Rasûlallâh! Henüz bize kavuşmamış bu kişiler kimdir?” demesi üzerine, o, elini Selmân-ı Fârisî (Radıyallâhu anh)ın üzerine koyarak: “Canım, (kudret) elinde olan Zât’a yemin olsun ki; iman, Süreyya (yıldızın) da da olsa, elbette bunlardan birtakım şahıslar uzanıp onu alır!” buyurdu. Bundan anlaşıldığına göre; âyet-i kerîmeye konu olan değerli zatlar, Araplardan olmayıp, Fars ve Türk milletleri gibi daha sonra İslâm’a hizmetleri geçecek olan toplumların mensuplarıdır. Nitekim Buhârî, Müslim gibi hadis hafızlarının birçoğu, Ebû Hanîfe (Radıyallâhu anh) gibi hadislerden hüküm çıkaran müctehidlerin de bir kısmı, Araplardan olmayıp, Fars milleti gibi yabancı toplumlardandırlar ki, İslâm’ın bugün Müslümanlara sağlam bir şekilde ulaşması, bu şahısların bu konudaki ciddi gayretleri sayesinde olmuştur.

4  İşte bu, Allâh’ın fazl(u ihsan)ıdır ki, onu dilediği kimseye verir. Zaten Allâh pek büyük fazl (u kerem) sahibidir.

5  Kendilerine Tevrât (ilmi verilerek, içerisinde bulunan hükümlerle amel etme sorumluluğu üzerleri ne) yükletilmiş olan, sonra da (o kitabın emirleriyle amel etmeyerek) onu yüklenmemiş bulunan o kim selerin ilginç durumu; büyükçe birçok kitaplar ta şıyan eşeğin hali gibidir! (Nitekim, bir eşek sırtında taşıdığı kitapların içeriğinden haberdâr olmadığı gibi, Yahudi âlimleri de Tevrât’ta Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in sıfatlarını gördükleri halde inanmayarak, taşıdıkları şeyden faydalanmama hususunda kendile rini eşek durumuna düşürmüşlerdir.) Allâh’ın âyetlerini yalanlamış olan bu kavmin şa şılacak hali pek kötü olmuştur! Allâh (bile bile inkâr ederek kendilerine yazık etmiş olan) o zâlimler toplu munu (kurtuluşa erdirecek yollara) hidâyet etmez!

6  (Habîbim!) De ki: “Ey Yahudi olmuş kimseler! Eğer siz, (Yahudi olmayan) diğer insanların değil de, yalnızca kendinizin gerçekten Allâh’ın dostları ol duğunuzu iddia ediyorsanız, hemen ölümü temen ni (ederek bunu ispat) edin! Eğer (davanızda) doğru kimseler olduysanız (, bir an önce dostunuza kavuşmak istersiniz)!”

7  Ama onlar (Tevrât’ı değiştirmek, Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i ve Kur’ân’ı inkâr etmek gibi, evvelce bizzat işleyerek) ellerinin sunmuş olduğu (kötü) şeyler yüzünden (yaşadıkları sürece) ebediy yen onu temenni edemezler (; hatta ölümü akılla rından dahi geçiremezler). Allâh ise o zâlimleri (hakkıyla bilen ve cezalarını verecek olan bir) Alîm’dir.

8  (Habîbim!) De ki: “Şüphesiz sizin kendisinden sürekli kaçmakta olduğunuz o ölüm, gerçekten de o size kavuşucudur. Sonra siz (kıyâmet günü, duyu larla idrak edilen ve edilemeyen) tüm gizlileri ve gö rünenleri bilen (Rabbinizin huzûr-u manevîsin)e döndürüleceksiniz, O da size (dünyadayken) yapmakta bulunmuş olduğunuz şeyleri(n cezasını vererek, onla rın gerçek yüzünü) tam manasıyla haber verecektir.”

Cuma Sûresi  552 
Cüz  28
cihanyamaneren