HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالتَّحْر۪يمِ  ٥٦٠ 
الجزء ٢٨

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحًاۜ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُۚ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿ ٨ ﴾ يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ﴿ ٩ ﴾ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا امْرَاَتَ نُوحٍ وَامْرَاَتَ لُوطٍۜ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا وَق۪يلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِل۪ينَ ﴿ ١٠ ﴾ وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا امْرَاَتَ فِرْعَوْنَۢ اِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ ل۪ي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّن۪ي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِه۪ وَنَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ ﴿ ١١ ﴾ وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرٰنَ الَّت۪ٓي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا ف۪يهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِه۪ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِت۪ينَ ﴿ ١٢ ﴾

سُورَةُالتَّحْر۪يمِ  ٥٦٠ 
الجزء ٢٨
Tahrîm Sûresi  560 
Cüz  28

8  Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’a nasûh bir tevbe ile tevbe edin! Ola ki Rabbiniz kötü işlerinizi sizden tamamen siler ve Allâh’ın, o Peygamberi ve onunla birlikte iman etmiş bulunanları rezil etmeyeceği bir günde sizi, altlarından ırmaklar akmakta bulunan pek kıymetli cennetlere girdirir. (Sıratı geçerlerken) onların nuru önlerinde ve sağlarında (kendilerinden önce) koşacaktır. Onlar (münafıkların nurunun söndüğünü görünce): “Ey Rabbimiz! Bizim için nurumuzu tamamla ve bizim için (günahlarımızı) bağışlamada bulun! Şüphesiz ki Sen her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’sin!” diyeceklerdir.
“Nasûh” kelimesi; mübâlağa vezinlerindendir ki aslında tevbe edenlerin vasfı iken mecâzî bir isnatla tevbenin sıfatı kılınmıştır. Buna göre mana: “Tevbe etmek isteyenlerin, kendi nefislerine tevbe ile nasihat ederek onu hakkıyla yerine getirmeleridir.” Gerçi: “Günahlar sebebiyle kişinin dînî hayatında açtığı yırtıkları yamayan bir tevbe”; “Hâlis bir tevbe”; “Sâhibinde eseri belli olduğu için, diğer insanlara da örnek olacak nitelikte nasihatkâr bir tevbe” gibi yirmi küsur farklı mana verilmiştir.

9  Ey Nebî(yy-i zîşân)! Kâfirlerle (kılıçla) ve münafıklarla (delile dayalı bir yolla) cihat et! Onlara karşı sert ol! (Çünkü dünyadaki sonları, senin elinle azâba uğramaktır. Âhirette ise) sığınakları ancak cehennemdir. O, ne kötü varış yeri olmuştur!

10  Allâh, o kâfir olmuş kimseler için Nûh’un hanımıyla Lût’un hanımını bir örnek olarak açıklamıştır. Bu ikisi, kullarımızdan (Nûh ve Lût gibi) pek değerli iki salih kulun nikâhı altında bulunmaktaydılar; fakat (iman etmeyerek) onlara hâinlik ettiler. O ikisi de Allâh(ın azâbın)dan en ufak bir şeyle bile onlara faydalı olamadılar. Böylece (kıyâmet günü onlara): “(Cehenneme) giren (diğer kâfir)lerle birlikte ikiniz de o ateşe girin!” denilecektir.
Nûh (Aleyhisselâm)`ın hanımının hıyâneti, insanlara kocasının deli olduğunu söylemesi, Lût (Aleyhisselâm)`ın hanımının hâinliği ise, eve gelen misafirleri kötü niyetli kavmine bildirmesidir. İmâm-ı Dahhâk (Rahimehullâh)dan rivayete göreyse, ikisinin de hıyâneti; Allâh-u Te`âlâ’nın vahiylerini müşriklere ifşâ ederek söz taşımalarıdır. Namus bakımından hâinlik ise söz konusu değildir, nitekim hiçbir peygamberin hanımının zinaya düşmediği, ibni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)dan rivayet edilmiştir. (Âlûsî)

11  Allâh o iman etmiş olan kimseler için de Firavun’un hanımını bir örnek olarak açıklamıştır. Hani o: “Ey Rabbim! Cennetteki (manevî) katında benim için bir ev bina et! Beni Firavun’dan ve onun (kâfirliğinden, Senden başkasına ibadet ve insanları suçsuz yere cezalandırma gibi kötü) amelinden kurtar! O zâlimler toplumu (olan Kıptî ırkı)ndan da beni kurtar!” demişti.
Rivayetlere göre; hanımı Âsiye’nin Mûsâ (Aleyhisselâm)` a iman ettiğini anlayan Firavun, onu cezalandırmak üzere kendisini sırtüstü yatırıp ellerini ve ayaklarını dört kazığa çaktırmıştı. Göğsü üzerine de büyük bir değirmen taşı yerleştirip onu güneşe karşı bırakmıştı. Bekçiler yanından ayrıldığında ise melekler onu gölgelendiriyordu. İşte o sırada bu âyet-i kerîmede zikredilen duasını yapınca, Allâh-u Te’âlâ ona cennette inciden yapılmış olan köşkünü açıp gösterdi ve ruhunu Illiyyîn’e yükselterek onu o azaptan kurtardı. Artık o taş ruhsuz bir bedenin üzerinde kala kaldı. Bundan anlaşıldığına göre; sıkıntılı anlarda Allâh-u Te`âlâ’ya sığınmak ve O’ndan kurtuluş istemek, salihlerin sîretinden ve nebîlerin sünnetindendir! Âsiye (Radıyallâhu anhâ)`yı metheden bazı hadîs-i şerîfler vardır. Nitekim ibni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Cennet ehlinin kadınlarının en üstünü; Huveylid kızı Hadîce, Muhammed kızı Fâtıma, Firavun’un hanımı Müzâhim kızı Âsiye ve İmrân kızı Meryem’dir! Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü ise; tiridin, diğer yemeklere üstünlüğü gibidir!” buyurmuştur. (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, No: 2668, 4/409; Buhârî, Enbiyâ: 33, No: 3230, 3/1252) Taberânî’nin, Sa’d ibni Cünâde (Radıyallâhu anh)dan rivayet ettiği diğer bir hadîs-i şerîfte de Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Cennette Allâh bana, İmrân kızı Meryem’i, Firavun’un hanımını ve Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın kız kardeşini eş olarak vermiştir!” buyurdu. (Âlûsî)

12  İmrân kızı o Meryem’i de (Allâh müminler için bir örnek yapmıştır) ki; o, avret yerini (nikâhlı-nikâhsız helâl ve haram olan her türlü birleşmeden) korumuştu da Biz ruhumuz (olan diriltme sıfatımız) dan onun içerisine üfle(yerek, rahminde Îsâ (Aleyhisselâm)`ı var et) miştik. Böylece o (Meryem), Rabbinin (İdrîs (Aley hisselâm)`a ve diğer peygamberlere indirmiş olduğu sayfalarda bulunan) kelimelerini ve (Tevrât, İncîl, Zebûr gibi) kitaplarını doğrulamıştı ve ibadete devam edenlerden biri olmuştu!

Tahrîm Sûresi  560 
Cüz  28
cihanyamaneren