HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْقَلَمِ  ٥٦٤ 
الجزء ٢٩

سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ ﴿ ١٦ ﴾ اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَٓا اَصْحَابَ الْجَنَّةِۚ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِح۪ينَۙ ﴿ ١٧ ﴾ وَلَا يَسْتَثْنُونَ ﴿ ١٨ ﴾ فَطَافَ عَلَيْهَا طَٓائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَٓائِمُونَ ﴿ ١٩ ﴾ فَاَصْبَحَتْ كَالصَّر۪يمِ ﴿ ٢٠ ﴾ فَتَنَادَوْا مُصْبِح۪ينَۙ ﴿ ٢١ ﴾ اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِم۪ينَ ﴿ ٢٢ ﴾ فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَۙ ﴿ ٢٣ ﴾ اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْك۪ينٌ ﴿ ٢٤ ﴾ وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِر۪ينَ ﴿ ٢٥ ﴾ فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُٓوا اِنَّا لَضَٓالُّونَۙ ﴿ ٢٦ ﴾ بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ﴿ ٢٧ ﴾ قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ ﴿ ٢٨ ﴾ قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ﴿ ٢٩ ﴾ فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ ﴿ ٣٠ ﴾ قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا طَاغ۪ينَ ﴿ ٣١ ﴾ عَسٰى رَبُّنَٓا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَٓا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا رَاغِبُونَ ﴿ ٣٢ ﴾ كَذٰلِكَ الْعَذَابُۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟ ﴿ ٣٣ ﴾ اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ﴿ ٣٤ ﴾ اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِم۪ينَ كَالْمُجْرِم۪ينَۜ ﴿ ٣٥ ﴾ مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَۚ ﴿ ٣٦ ﴾ اَمْ لَكُمْ كِتَابٌ ف۪يهِ تَدْرُسُونَۙ ﴿ ٣٧ ﴾ اِنَّ لَكُمْ ف۪يهِ لَمَا تَخَيَّرُونَۚ ﴿ ٣٨ ﴾ اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ ﴿ ٣٩ ﴾ سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذٰلِكَ زَع۪يمٌۚۛ ﴿ ٤٠ ﴾ اَمْ لَهُمْ شُرَكَٓاءُۚۛ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَ ﴿ ٤١ ﴾ يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَۙ ﴿ ٤٢ ﴾

سُورَةُالْقَلَمِ  ٥٦٤ 
الجزء ٢٩
Kalem Sûresi  564 
Cüz  29

16  Yakında Biz onu (fil ve domuz) hortum(u gibi olan burnu) üzere (koyacağımız bir alâmetle) damgalayacağız (, böylece yüz karalığıyla herkes tarafından tanınacak)!

17  Şüphesiz Biz, o bostanın sahiplerini imtihan (edenin muâmelesine tâbi) ettiğimiz gibi o (Mekke ehlinden seni inkâr etmiş ola) nları (da, senin bedduan yüzünden kıtlıkla) belâlandırdık! Hani onlar andolsun ki; elbette sabaha ulaşanlar olarak mutlaka onu(n ürününü) devşireceklerine yemin etmişlerdi.

18  (O kadar kararlıydılar ki: “İnşaAllah” diyerek) istisna bile yapmıyorlardı.
Rivayete göre; San’â’ya iki fersahlık mesafede ikamet eden salih bir zât bahçesini devşireceği zaman özellikle fakirleri çağrır, tırpana gelmeyen yahut rüzgârın attığı veya hurmanın altına döşenen çarşaftan uzağa düşenlerin hepsini onlara verirdi ki, böylece düşkünlerin birçok ihtiyacı görülürdü. O zât ölünce oğulları: “Biz çok çoluk-çocuk sahibiyiz, babamızın yaptığı gibi yapmaya kalkarsak geçim darlığına düşeriz, o halde alışkın olan fakirler uyanıp gelmeden sabah erkenden biz hurmayı devşirelim!” diye yemin ettiler. İşte bunu müteakiben âyet-i kerîmelerde anlatılanlar meydana geldi. (Âlûsî)

19  Bunun üzerine onlar uyurlarken Rabbin tarafından kuşatıcı/dönüp dolaşıcı/ bir bela onun üzerine (inerek kuşatıcı bir şekilde) dolaşıverdi.

20  Derken o, sabah sabah biçilmiş/karanlık gece/ gibi oldu!

21  Nihâyet onlar sabaha ermiş kimselerken aralarında çağrıştılar ki;

22  “Erkenden bostanınıza yönelin, eğer devşir (meye kesin karar ver)en kimseler olduysanız(, acele davranmanız gerekir)!”

23  Böylece onlar hemen gittiler, bir de kendileri gizlice istişârede bulunuyorlardı ki;

24  “Bugün hiçbir yoksul aranızda asla oraya girmesin!”

25  (Kendilerince) güçlü kimseler olarak sadece engelleme (kastı) üzere erkenden yola koyuldular.

26  Ama onu (yanmış-yıkılmış bir halde) gördükleri zaman dediler ki: “(Bu bizim bostanımız olamaz!) Gerçekten biz elbette (bağımızın yolunu) şaşıran kimseleriz!

27  Hayır! (Burası bizim bahçemiz!) Doğrusu biz mahrum kişileriz!”

28  En akıllıları/(yaş bakımından) ortancaları/: “Ben size ‘(Allâh’ı) tesbîh etseniz (de, bu kötü niye tinizden vazgeçseniz) ya!’ dememiş miydim!” dedi.

29  Onlar: “Tesbîh (ve tenzîh) Rabbimize (, O bize zulmetmedi)! Gerçekten biz (kendi nefislerimize) zulmeden kimseler olduk!” dediler.

30  Bunun üzerine birbirlerini tenkit eder olduk ları halde bir kısımları diğer bir kısma yöneldi de,

31  Dediler ki: “Ey bizim helâkimiz! (Neredesin, gel! Şimdi tam senin zamanın!) Muhakkak biz (Allâh’ın hükümleri hakkında) haddi aşan kimseler olduk!

32  Umulur ki Rabbimiz bize bunun yerine bundan daha iyisini verir! Gerçekten biz ancak Rabbi miz(in afv u mağfiretin)e rağbet eden kimseleriz!”

33  İşte (Mekke ehline isabet ettirdiğimiz şiddetli kıtlık) azâb(ı da) böylecedir! Hele âhiret azabı elbette daha büyüktür! Eğer bilmekte bulunmuş olsaydılar (, ondan sakınmayı daha çok önemserdiler)!

34  Takvâ sahibi kullar için Rableri katında gerçekten de (zevki bozan her türlü sıkıntıdan ve elden çıkma korkusundan arınmış) nimetlerle dolu cennetler vardır!

35  Biz (haksızlık yaparak) hiç Müslümanları mücrimler gibi yapar mıyız?

36  Ne oldu size? Nasıl (böyle yanlış bir) hüküm ver(ebil)iyorsunuz?

37  Yoksa (gökten inen) size ait bir kitap var da, onda mı okuyorsunuz ki;

38  Gerçekten seçmekte olduğunuz şeyler elbette orada(ki cennetlerde) sizin içindir!

39  Yoksa Bizim üzerimizde, sizin için kı yâmet gününe kadar ulaşacak (ve o gün gereğini yapmadan sorumluluğundan çıkamayacağımız) birtakım yemin (li söz)ler mi var ki; gerçekten karar vermekte ol duğunuz şeyler elbette sizin olacakmış?

40  İşte sor onlara ki; hangisi bu hususta bir kefildir?

41  Yoksa onlar için (bu görüşte) birtakım ortaklar mı vardır? Haydi, ortaklarını getirsinler,eğer doğru kimseler olduysalar (, en azından taklit edebilecekleri bir delil ortaya koysunlar)!

42  (İşin zorluğundan dolayı) ayağın üstünden (elbise) açılacağı (, yaka-paça sıvanarak kaçacak delik aranacağı) ve secdeye çağrılacakları fakat (buna) güç bulamayacakları günü (sürekli hatırla)!

Kalem Sûresi  564 
Cüz  29
cihanyamaneren