HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاِنْشِقَاقِ  ٥٨٩ 
الجزء ٣٠

اِنَّهُ ظَنَّ اَنْ لَنْ يَحُورَۚۛ ﴿ ١٤ ﴾ بَلٰىۚۛ اِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِه۪ بَص۪يرًاۜ ﴿ ١٥ ﴾ فَلَٓا اُقْسِمُ بِالشَّفَقِۙ ﴿ ١٦ ﴾ وَالَّيْلِ وَمَا وَسَقَۙ ﴿ ١٧ ﴾ وَالْقَمَرِ اِذَا اتَّسَقَۙ ﴿ ١٨ ﴾ لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍۜ ﴿ ١٩ ﴾ فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَۙ ﴿ ٢٠ ﴾ وَاِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْاٰنُ لَا يَسْجُدُونَۜ ﴿ ٢١ ﴾ بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَۘ ﴿ ٢٢ ﴾ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَۘ ﴿ ٢٣ ﴾ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ ﴿ ٢٤ ﴾ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ ﴿ ٢٥ ﴾
سُورَةُالْبُرُوجِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِۙ ﴿ ١ ﴾ وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِۙ ﴿ ٢ ﴾ وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍۜ ﴿ ٣ ﴾ قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِۙ ﴿ ٤ ﴾ اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِۙ ﴿ ٥ ﴾ اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌۙ ﴿ ٦ ﴾ وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ شُهُودٌۜ ﴿ ٧ ﴾ وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ ﴿ ٨ ﴾ اَلَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌۜ ﴿ ٩ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَر۪يقِۜ ﴿ ١٠ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْكَب۪يرُۜ ﴿ ١١ ﴾

سُورَةُالْاِنْشِقَاقِ  ٥٨٩ 
الجزء ٣٠
İnşikâk Sûresi  589 
Cüz  30

14  Muhakkak ki o (ölümünün ardından diriltilerek) asla (Rabbine) dönmeyeceğini sanmıştı!

15  Hayır! (Onun bu düşüncesi asla doğru değildir!) şüphesiz ki Rabbi onu(n bütün yaptıklarını) dâimâ (hak kıyla gören ve onu bir an bile başıboş bırakmayan, dolayı sıyla da âhirette karşılıksız bırakmayacak olan bir) Basîr olmuştur!

16  Artık yemin ederim o (güneşin batışından sonra ufukta görülen kırmızılıktan ibaret) şafağa;

17  Kasem olsun geceye ve (karaltısı altında) toplayıp örttüklerine;

18  Andolsun iyice toplanıp dolunay olduğunda kamere;

19  Yemin olsun ki elbette siz (ölüm ve sonrasında, zor luk bakımından) birbirine uygun olan bir halden uzak laşıp başka benzer bir duruma mutlaka ulaşacak (ve art arda gelen çok çetin hadiselerle karşılaşacak)sınız!

20  Artık onlar için ne (engel) vardır ki, (kıyâmet gününe) iman etmiyorlar?

21  Üzerlerine Kur’ân okunduğunda secde etmiyorlar!

22  Doğrusu o kâfir olmuş kimseler (dirilmeyi de, Kur’ân’ı da) yalanlıyorlar!

23  Oysa Allâh en iyi bilendir, (kâfirlik ve düşmanlık adına kalp) kab(ın)a neyi koyu(p gizli)yorlar!

24  Artık çok acı verici büyük bir azabı onlara o şe kilde haber ver ki; izi (yüzlerinin) derilerinde belirsin!

25  Ancak o kişiler müstesnâ ki; (Kur’ân’a) iman et miştirler ve (bu iman gereği namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih ameller işlemiştirler! (Ardı arkası) kesilmeyen /başa kakılmayan/ pek büyük bir ecir sadece onlar içindir.

SEKSENBEŞİNCİ SÛRE-İ CELİLE
el-Burûc
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. 22 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  Burçlar; (yüksek köşk gibi görünen on iki yıldız kümesi, gezegenler ve büyük yıldızlar) sahibi göğe yemin olsun;

2  O söz verilen (kıyâmet) gün(ün)e de;

3  O (gün) şahitlik yapacak olana da, (hakkında) şahitlik yapılacak olana da/(mahşerde) hazır bulunana da, (orada) görülecek olan (müthiş ve ilginç olaylar)a da/ (andolsun ki);
“Şahit”ten murat Allâh-u Te’âlâ ise, “Meşhûd; (hakkında şahitlik yapılan)”, bütün yaratıklardır. “Şahit”, Peygamberler ise, “Meşhûd”, ümmetlerdir; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ise, âhir zaman ümmetidir; cuma günü ise, cuma ehlidir; Hacerü’l-Esved ise, kendisini istilâm edenlerdir. “Şahit” günler ve geceler olarak tefsir edilirse, tüm insanlar “Meşhûd” kabul edilir.

4  Gebertilmiştir/lânetlensin/ halkı o hendeklerin;

5  O çok fazlaca yakılacak şeylere sahip (olup, içine atılan odunlar ve insanlarla dolu bulunan) ateşin (yakıcıları);

6  Hani onlar onun etrafında oturucu kimselerdi;

7  Üstelik onlar müminlere yapmakta oldukları şey(i hakkıyla icra ettiklerin)e dair (hükümdarın huzurunda birbirlerine) şahitlerdi!

8  O (kâfir ola)nlar bu (Müslüma)nların (hiçbir vasfını değil,) ancak O Azîz ve Hamîd olan Allâh’a imanla rı(ndan ibaret en üstün vasıfları)nı beğenmemişlerdi.

9  O Zât ki; göklerin ve yerin mülkü sadece Kendi sine aittir! Zaten Allâh her şeye (hakkıyla şahitlik yapan bir) Şehîd’dir!

10  O kimseler ki; inanan erkeklerle inanan kadınları (dinleri uğrunda çeşitli eziyetlerle) sıkıntıya sokmuşlardır/ yakmışlardır/ sonra da tevbe etmemişlerdir; bu sebeple gerçekten de cehennem(in türlü türlü) azab (lar)ı özellikle onlar içindir, o çok yakıcı (olan farklı bir) azap da sadece onlara aittir!

11  Şüphesiz o kimseler ki; iman etmişlerdir ve salih ameller işlemişlerdir; (ağaçlarının) altlarından sürekli ırmaklar akmakta olan pek değerli cennetler sadece onlar içindir. İşte ancak bu, pek büyük kurtuluştur!
Suheyb (Radıyallâhu anh)`dan rivayet edilen bir hadis-i şerîfte beyan edildiğine göre; geçmiş ümmette bir hükümdar, büyücüsünün yaşlandığını görünce, ondan sihir sanatını öğrenmesi için bir çocuğu yanına gönderdi. Çocuk ona gidip gelirken yolda rastladığı bir âlimin vaazlarından etkilenerek büyücüyü bırakıp onun öğrettikleriyle amel eder oldu ve o derece ilerledi ki; duasıyla körler, alacalılar vesâir hastalar iyileşmeye başladı. Kralın yakınlarından olan kör biri bunu haber alıp çok değerli hediyeler getirerek kendisine şifa vermesini istediyse de, çocuk, şifayı ancak Allâh’ın vereceğini bildirerek Allâh’a iman şartıyla kendisine dua edebileceğini söyledi. O adam iman edince çocuğun duasıyla gözleri açıldı. Bu durumu gören melik, gözlerini kimin açtığını sordu. O: “Rabbim!” deyince, kral “Senin benden başka Rabbin mi var?” dedi. O: “Senin de, benim de Rabbim Allâh’tır!” deyince, ona işkence yapa yapa çocuğun duasıyla iyileştiğini öğrendi. Sonra çocuğu getirttiğinde ondan da aynı cevapları alınca, işkenceyle on dan da o âlimi öğrendi. Derken onları toplattı ve dinlerinden dönme teklifini kabul etmemeleri üzerine âlimi de, gözü açılan yakınını da demir testereyle biçtirdi. Sonra çocuğa da bu teklifi yaptı, ama red cevabını alınca, onu adamlarına teslim edip bir dağın zirvesinden aşağı atmalarını emretti. O sırada çocuğun duasıyla dağ sallanıp herkes ölünce, çocuk kurtulup krala döndü ve: “Allâh senin adamlarına karşı bana kâfî geldi!” dedi. Bunun üzerine kral, adamlarına onu bir gemiyle açık denize götürüp atmalarını emretti. Ama o yine dua edince gemi ters döndü, böylece o kurtulup krala giderek Allâh’ın kendisine kâfî geldiğini gösterdikten sonra: “Sen ne yapsan da beni öldüremezsin, ancak bütün insanları toplayıp beni bir hurma dalına bağlarsan, sonra torbamdan bir ok alıp: ‘Bu çocuğun Rabbi olan Allâh’ın ismiyle!’ diyerek atarsan, işte o zaman beni öldürebilirsin!” dedi. Kral da böyle yaparak onu şehit etti, ama o muradına erdi. Çünkü bu durum karşısında insanlar onun Rabbi olan Allâh’a iman ettiler. Korktuğunun başına geldiğini gören kral çok sinirlenerek sokak başlarında büyük hendekler kazdırıp içlerini ateşle doldurdu ve dîninden dönmeyenin o ateşe atılmasını emretti. Bu sırada kucağında bebeğiyle gelen bir kadın ateşe atılmamak için hafif duraklamıştı ki, o bebek dile gelerek: “Anneciğim! Sabret, çünkü sen hak üzeresin!” dedi. (Müslim, Zühd: 17, No: 3005, 4/2301; Tirmizî, Tefsîr: 77, No: 3340, 5/437) Rivayete göre; o sırada ateş yükseldi ve yanan müminleri izleyen kral ve adamlarını da içine alarak helâk etti. (Celâleyn, Beyzâvî, Nesefî)

İnşikâk Sûresi  589 
Cüz  30
cihanyamaneren