HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٤ 
الجزء ٤

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿ ١١٦ ﴾ مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ ف۪ي هٰذِهِ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ ر۪يحٍ ف۪يهَا صِرٌّ اَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَاَهْلَكَتْهُۜ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ﴿ ١١٧ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًاۜ وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْبَرُۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ﴿ ١١٨ ﴾ هَٓا اَنْتُمْ اُو۬لَٓاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّه۪ۚ وَاِذَا لَقُوكُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّاۗ وَاِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْاَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِۜ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿ ١١٩ ﴾ اِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۘ وَاِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ۟ ﴿ ١٢٠ ﴾ وَاِذْ غَدَوْتَ مِنْ اَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِن۪ينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌۙ ﴿ ١٢١ ﴾

سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٤ 
الجزء ٤
Âl-i İmrân Sûresi  64 
Cüz  4

116  O kimseler ki kâfir olmuşlardır; gerçekten ne malları, ne de çocukları, Allâh(ın âzabın)dan hiç bir şeyi asla kendilerinden defedemeyecek (, rah metinden hiçbir şe yi de temin edemeyecek)tir. İşte onlar, ancak o (cehennem) ate şin(in dâimî) arkadaşlarıdır. Kendileri onun içinde (bir daha çık mamak üzere) ebedî kalıcılardır.
Bu âyet-i kerîme, mal ve çocuklarıyla iftihar ederek: “Biz çok mal ve evlat sahibiyiz, öyleyse asla azap olunmayız!” diyen Ya hudiler ve müşrik Araplar, bir de Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e düşmanlık uğrunda çok mal kazanıp harcama gayretine giren diğer kâfirler hakkında nâzil olmuştur.

117  (İslâm düşmanlarının ve gösterişçilerin) işte şu en alçak (ve âdî dünya) hayat(ın) da (kibir, gurur, övülme ve beğenilme kastıyla) harcamakta oldukları şeyin şaşılacak hâli; içinde pek şiddetli bir soğuk bulunan kuvvetli bir rüzgârın durumuna benzer ki o, (kâfirlik ve günahlar yüzünden) kendi nefislerine zulmetmiş bulunan bir toplumun ekinine vurmuş ve onu hemen helâk etmiştir. Allâh (bu harcamayı yapanlara ecir vermeyerek ve bu ekin sahiplerinin mahsûlünü telef ederek) onlara zulmetmemiştir velâkin onlar (gereken yerlere vermeyip, azâbı hak edecek şekilde masraf ettiklerinden) ancak kendile rine zulmetmektedirler.

118  Ey iman etmiş olan kimseler! Kendi (din kar deşleri)nizden baş ka sı(nı, Yahudi ve Hristiyanlar gibi kâ fir fırkaları)(güveninize mazhar konumda) bir sırdaş edinmeyin! (Çünkü) onlar hiçbir (fitne ve) fe sat hu susunda size (hiçbir şeyi) eksik yapmazlar. Onlar (din ve dünya hususunda dâima) sizin sıkın tınızı (ve zarara uğramanızı) istemişlerdir. Gerçekten (size karşı büyük bir kin ve nefret taşı dıklarından, kendilerine hâkim olamamış ve) ağızların dan (dökülen sözlerinde) aşırı öfke açığa çıkmıştır. Onların göğüslerinin gizlemekte olduğu (düş manlık) ise (açıkladıklarından) daha büyüktür. Muhakkak Biz (Allâh ve Rasûlünün düşmanlarıyla dost olmamanızı ifade eden) âyetleri size iyice açıkla mışızdır. Eğer siz (dostla düşman arasındaki farkı dü şünüp) anlamakta olduysanız (, gerekeni yaparsınız)!
İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayete göre; bazı Müs lümanlar câhiliyet devrinde aralarında bulunan komşuluk ve antlaşma yüzünden kimi Yahudilerle ilişkilerini sürdürüyor lardı. Bunun üzerine Allâh-u Te`âlâ onlar hakkında bu âyet-i kerîmeyi indirerek, kendi dinlerinden olmayan kimselerle giz lice dostluk yapmalarını yasakladı. Âyet-i celîlenin Medîne ehli arasında bulunan münâfıklar hakkında nâzil olduğu da rivayet edilmiştir ki, böylece müminler onlarla dostluk kurmaktan nehyedilmişlerdir. İleride gelecek olan sözleri de bu görüşü desteklemektedir.

119  İşte siz, (kâfirlerle dostluk kurduğunuz için) öyle (hatalı) kimselersiniz ki, (kendi Kitabınıza inan madıkları halde) onları seversiniz, ama siz (onların kitabı dâhil) kitapların hepsine inandığınız halde onlar sizi sevmezler. Onlar size kavuştukları zaman (aldatmak için yalan yere): “Biz de inandık!” derler. Yalnız kaldıklarında ise, (zararınıza bir şey yapa madıkla rından hayıflanarak) size karşı kızgınlık(la rın)dan parmak uçlarını ısırırlar. (Habîbim!) De ki: “(İslâm’ın ve ehlinin kuvvet ve izzetini gördükçe kendi zillet ve hakar etinizi daha çok fark edin de) öfkenizle geberin! Zira şüphesiz ki Allâh göğüslerin sahip olduğu şeyi (; kalplerin ba rın dırdığı tüm sırları, niyet ve inançları hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.”

120  Size (bolluk, ganimet ve zafer gibi) güzel bir şey dokunacak olursa bu onları üzer. Size (darlık ve bozgun gibi) kötü bir şey isâ bet edecek olursa da bununla se vinirler. Eğer (onların eziyetlerine) sab rederseniz ve (onlarla dostluk gibi yasaklardan) iyice sakınırsanız, (bu durumda siz Allâh’ın korumasına gire ceğinizden)onların hileleri (, ne sı kıntı ne de ezi yetten) hiçbir şeyle size zarar veremez. Şüphesiz ki Allâh onların yapmakta olduğu (hile ve tuzak gibi) şeyleri (, ilmi ve kudretiyle çepeçevre kuşatıp zararsız hale getiren bir) Muhît’dır.

121  (Habîbim!) Hani sen müminleri (Uhud) savaş(ı) için (müsâit) birtakım mevzilere yerleştir mek üzere ehlin (olan Âişe’nin evin) den sabahle yin çıkmıştın. Allâh (seni savaşa çıkmaya teşvik edenlerin sözlerini çok iyi işiten bir) Semî’dir; (onların taşıdıkları niyetleri, özellikle şehit olma arzularını çok iyi bilen bir) Alîm’dir.

Âl-i İmrân Sûresi  64 
Cüz  4
cihanyamaneren