HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٥ 
الجزء ٤

اِذْ هَمَّتْ طَٓائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَاۙ وَاللّٰهُ وَلِيُّهُمَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ﴿ ١٢٢ ﴾ وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ بِبَدْرٍ وَاَنْتُمْ اَذِلَّةٌۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿ ١٢٣ ﴾ اِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِن۪ينَ اَلَنْ يَكْفِيَكُمْ اَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلٰثَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُنْزَل۪ينَۜ ﴿ ١٢٤ ﴾ بَلٰٓىۙ اِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُسَوِّم۪ينَ ﴿ ١٢٥ ﴾ وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِه۪ۜ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِۙ ﴿ ١٢٦ ﴾ لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنْقَلِبُوا خَٓائِب۪ينَ ﴿ ١٢٧ ﴾ لَيْسَ لَكَ مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَاِنَّهُمْ ظَالِمُونَ ﴿ ١٢٨ ﴾ وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ﴿ ١٢٩ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُوا الرِّبٰٓوا اَضْعَافًا مُضَاعَفَةًۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ ﴿ ١٣٠ ﴾ وَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ٓي اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَۚ ﴿ ١٣١ ﴾ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَۚ ﴿ ١٣٢ ﴾

سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٥ 
الجزء ٤
Âl-i İmrân Sûresi  65 
Cüz  4

122  (Ey Ensâr!) Bir zaman ki, (Hazrec’den Benî Seleme, Evs’den de Be nî Hârise olmak üzere) içinizden iki tâ ife (, münafıkların reisi olan ibni Ü beyy’in üç yüz kişiyle birlikte harpten kaç tığını görünce,) korkup geri durmayı düşünmüştü. Hâlbuki onların Velî’si (ve yardımcısı) ancak Allâh’tı. İnananlar ancak Allâh’a tevekkül etsin (ve tüm işlerinde ancak O’na güvenip dayansınlar, zira O, Ken disine güvenenleri mahcup etmez)!

123  (Nitekim) andolsun ki; siz (sayı ve kuvvet bakımından) zelil (ve güçsüz) kimselerken Allâh Bedir’de kesinlikle size yardım etmişti. Öyleyse Allâh’tan hakkıyla sakının (ve pey gam be riyle birlikte er meydanında sebat edin), tâ ki siz (maz har olduğunuz bu yardım nimetine) şükredebilesiniz!

124  Vaktâ ki sen (Bedir’de) müminlere: “Rab binizin size, indirilen meleklerden üçbin ile yar dım etmesi size tam manasıyla yeterli olmaz mı?” diyordun.

125  Evet! (Tabiî ki bu yeterli olur. Ama savaşın zor luklarına Allâh için) sabrederseniz ve (peygamberin emrine kar şı gelmekten) hakkıyla sakınırsanız , o (müşrik ola)nlar da siz(in üzeriniz) e (hiç beklemeden) işte şu anlarında (ansızın) gelecek olurlarsa, Rab biniz size (kendilerini sarıklarla, atlarının perçem ve kuyruklarını da beyaz yünlerle) nişanlayan melek lerden beş bin ile yardım edecektir.

126  Allâh (melekleriyle yaptığı) bu (yardım hu susu)nu ancak sizin için bir müjde olsun ve kalp leriniz onunla (korkularından sükûnete erip) iyice yatışsın diye yapmıştır. Zaten yardım (ne savaşçı lardan, ne de meleklerden değil) sadece Azîz ve Ha kîm olan Allâh katındandır(ki O, hiç yenilmeyen yegâne gâliptir ve gâlip ederken de, mağlup ederken de hikmeti gözetendir)!

127  (Allâh) kâfir olmuş kimselerden bir cemaati(n kolunu kanadını) kessin yahut onları rezîl (ü rüsvay) etsin de/yüzüstü yıksın da/ ciğerine işlete cek şekilde üzsün de/, (bozguna uğrayarak) ümitleri boşa çıkan kimselere dönüversinler diye (Bedir’de size bu yardımı yapmıştır)!

128  (Habîbim! Kulların cezalandırılması veya mü kâfâtlandırılması gibi) işler(in)den hiçbir şey sana âit değildir; ya (Allâh) onların tevbelerini kabul eder veya (kâfirlikte ısrarcı olurlarsa) kendilerine azap eder, zira (bu durumda) gerçekten onlar (azâbı hak etmiş olan) zâlim kimselerdir!
Bu âyetin daha iyi anlaşılması için birçok kaynakta rivayet edilen iniş sebeplerini zikredelim: Uhud günü müşrikler tara fından Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in sağ alt yan dişi isâbet almış ve mübarek yüzü yarılmıştı. O, kanlarını silerken: “Peygamberlerine böyle yapan bir ka vim nasıl felah bulsun!” buyuruyordu ki, bu âyetin nüzûlüyle, onların felah bulup bulmayacağının kendisine kalmadığı, bila kis işlerinin Allâh-u Te`âlâ’ya âit olduğu bildirildi. İbni Ömer (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayete göre; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Uhud günü müşriklerin safında olan bazı kişilere lânet edince bu âyet-i celîle inerek, kendisinden bedduaya son vermesi istendi ve bilâhare onların hepsine iman nasip oldu. Yine böylece Uhud günü Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), kâfirler tarafından ashâbına ve amcası Hamza (Radıyallâhu anh)a yapılan işkenceleri gördüğünde: “Yemin olsun ki; Allâh bizi bunlara bir daha gâlip edecek olursa, elbette Arap lardan hiçbirinin yapmadığı işkenceleri onlara tattıracağız!” deyince bu âyet-i celîle kendisini engelledi. İbni Mes’ûd (Radıyallâhu anh)dan rivayete göre; o gün ashâbından bozguna uğrayıp ka çan lara beddua etmek istediğinde bu âyet-i celîleyle nehyedildi ve onların tevbesinin kabul edildiği ken disine bildirildi.

129  (Habîbim!) Göklerde olanlar ve yerde bulu nanlar (yaratılmak, mülkiyet ve yönetim bakımından sana âit olmayıp,) ancak Allâh’a âittir. O dilediği kimse için (fazl u rahmetiyle günahlarını) mağfirette bulunur, istediğine ise (adl ü hikmetiyle) azap eder. Allâh (kullarının günahlarını çokça örten bir) Ğafûr’dur; (çok acıdığı için, hak etseler de cezalarını âcil vermeyen bir) Rahîm’dir. (Öyleyse onlara beddua hususunda aceleci olma!)

130  Ey iman etmiş olan kimseler! (Câhiliyet dev rinde yapıldığı gibi) birçok katlarla katlan(mış şekil de artırıl)mış olarak fâiz yemeyin! Ve (yasaklarına düşmeme hususunda) Allâh’tan hakkıyla sakının, tâ ki siz (âhiret sevabına kavuşarak) felâha eresiniz!

131  (Ey fâiz yiyenler! Haddizatında) kâfirler için hazırlanmış bulunan o ateşten iyice sakın(mak isti yorsanız, fâizi bırak)ın (ki, onlara uyarak siz de aynı azâba uğramayasınız)!

132  Bir de Allâh(ın bütün emirlerini tutup, fâiz gibi tüm yasaklarından kaçarak, O’n)a ve o Rasûl(ün)e itaat edin, tâ ki siz (Allâh tarafından) rahmet olunasınız!

Âl-i İmrân Sûresi  65 
Cüz  4
cihanyamaneren