HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٦ 
الجزء ٤

وَسَارِعُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُۙ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّق۪ينَۙ ﴿ ١٣٣ ﴾ اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَالْكَاظِم۪ينَ الْغَيْظَ وَالْعَاف۪ينَ عَنِ النَّاسِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَۚ ﴿ ١٣٤ ﴾ وَالَّذ۪ينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّٰهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْۖ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُۖ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ ﴿ ١٣٥ ﴾ اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَۜ ﴿ ١٣٦ ﴾ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌۙ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ﴿ ١٣٧ ﴾ هٰذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ ﴿ ١٣٨ ﴾ وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿ ١٣٩ ﴾ اِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُۜ وَتِلْكَ الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِۚ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَٓاءَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَۙ ﴿ ١٤٠ ﴾

سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٦ 
الجزء ٤
Âl-i İmrân Sûresi  66 
Cüz  4

133  Rabbinizden büyük bir mağfiret (kazandıra cak İslâm, ihlâs ve tevbey)e, bir de (bir Müslüman`a veri lecek yerin) eni (bile), göklerle yerler (kadar geniş) olan yüce bir cennete (kavuşmak için yarışırcasına) koşuşun ki o, takvâ sahipleri için hazırlanmıştır.

134  O kimseler, bollukta da darlıkta da (emrolu nan yerlere) infakta bulunurlar, bir de (cezalandırma gü cüne sahipken, intikam almayıp) öf kelerini tutan lar ve insanlardan (kusurlarını) affedenler (, işte sonsuz cennetler ve bitmez tükenmez nimetler onları beklemektedir)! Allâh gü zel davranışta bulunan bu kul ları sever (ve kendilerini mükâfâtlandırır)!

135  Yine o kimseler ki; (büyük günah işleyerek) çok çirkin bir iş yaptıklarında yahut (küçük bir gü nah işleyerek) kendilerine zulmettiklerinde Allâh (ın tehdit ihtiva eden hükümlerini ve yüce şânın)ı hatırlarlar da, hemen (pişman olup tevbe ederek) gü nahları için bağışlanma isterler. –Zaten Allâh’tan başka günahları kim bağışla yabilir?– Ve kendileri (işledikleri günahın çirkinliğini) bil mekte bulunuyorlarken, yapmış oldukları (kötü) şeyler üzerine ısrarcı olmazlar. (Bilakis istiğfara sarılarak ısrarcı olma vasfından kurtulurlar.)

136  (Habîbim!) İşte onlar ki, kendilerinin mükâfâtı; Rablerinden büyük bir bağışlanma ve (köşkleriyle ağaçlarının) altlarından ırmaklar ak makta olduğu halde içlerinde ebedî kalacakları pek değerli cennetlerdir. (Bu şekilde) amel eden o kişi lerin mükâfâtı ne güzel olmuştur!

137  Gerçekten (Allâh-u Te’âlâ’nın) sizden önce (geçen inkârcı ümmetler hakkında ceza olarak uyguladığı) nice sünnetler (ve değişmez kanunlar gelip) geçmiştir. Artık (kâfir milletlerin helâk kalıntılarına rastlayıp ibret almanız için) yer(yüzün)de gezin de (bir) bakın ki, yalanlayıcıların (kötü) âkıbeti nice olmuş?

138  İşte bu(nca önemli konuyu gündeme getiren Kur’ân-ı Kerîm), insanlar için tam bir açıklama, (şirk ten) hakkıyla sakınanlar için de (yol gösteren) yüce bir hidayet ve (hem teşvikler hem de tehditlerle dolu) büyük bir öğüttür.

139  (Ey Müslümanlar! Uhud’da karşılaştığınız he zimetten dolayı cihattan) gevşemeyin ve (kaçırdığınız ganimetlere de, kaybettiğinizcanlara da) üzülmeyin! Oysa siz en üstün kimselersiniz (ve bundan sonra katılacağınız her muhârebede mutlaka gâlip geleceksiniz)! Eğer (gerçekten) mümin kimseler oldu iseniz (, Allah yolunda cihattan hiçbir surette geri kalmayın. Çünkü gerçek iman, Allâh’a güvenmeyi ve düşmanlara aldırmamayı îcap eder)!
Bu âyet-i kerîmede zikredilen üstünlük, maddî veya manevî olmak üzere iki türlü tefsir edilmiştir:
a) Müşrikler bâtıl üzereyken, savaşları şeytan uğrunda ve ölüleri ateşteyken, müminlerin hak üzere oluşu, cihatlarının Allâh yolunda olması ve ölülerinin mutlaka cennetlik oluşu, manevî üstünlük olarak açıklanmıştır.
b) Kurtubî (Rahimehullâh)dan nakledilen: “Bu âyet-i celîleden sonra sahâbe-i kirâm, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in dönemin de hangi muhârebeye çıktılarsa, mutlaka zafer elde etmişlerdir. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)` in vefâtından sonra da, tek bir sahâbînin bile bulunduğu hiçbir ordu yenilmemiştir!” şek lindeki beyân ise, zâhirî üstünlük ifadesidir. (Âlûsî)

140  Eğer size (Uhud’da) bir yara dokunduysa, ona benzer bir yara da (Bedir günü) gerçekten o (kâfir) kavme do kunmuştu. (Böyle olduğu halde on ların kalpleri zayıflamayıp tekrar Uhud’da size karşı çıkarlarken, şimdi siz Uhud’da aldığınız yaradan dolayı niye gevşiyorsunuz?) (Habîbim!) İşte bu günler ki, Biz onları in sanlar arasında çevirip durmaktayız (, böylece bazen zafer ve ganimet ile lehlerine, bazen de yara ve hezimet ile aleyhlerine döndürüyorsak, bunu, İslâm’ın hak ol duğu açıkça ortaya çıkarak gayba iman imtihânının or tadan kalk maması gibi nice hikmetlere meb nî olarak yapmaktayız). Bir de Allâh o inanmış olanları (tâ ezelde sabır ve imanla mevsuf olarak bildiği gibi, herkese bunu) bil(dir)sin ve sizden şehitler/ (kıyâmet günü diğer ümmetlere) şâhit olabilecekler/ edinsin diye (, sizi her zaman gâlip etmemiştir)! Zaten Allâh o zâlim leri sevmez. (Dolayısıyla bazen kâfirleri gâlip etse de bu onlar için bir ikram olmayıp, istidraçtan öte geçmez.)

Âl-i İmrân Sûresi  66 
Cüz  4
cihanyamaneren