HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٧ 
الجزء ٤

وَلِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِر۪ينَ ﴿ ١٤١ ﴾ اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِر۪ينَ ﴿ ١٤٢ ﴾ وَلَقَدْ كُنْتُمْ تَمَنَّوْنَ الْمَوْتَ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَلْقَوْهُۖ فَقَدْ رَاَيْتُمُوهُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ۟ ﴿ ١٤٣ ﴾ وَمَا مُحَمَّدٌ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ اَفَا۬ئِنْ مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْۜ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلٰى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ وَسَيَجْزِي اللّٰهُ الشَّاكِر۪ينَ ﴿ ١٤٤ ﴾ وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تَمُوتَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًاۜ وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَاۚ وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْاٰخِرَةِ نُؤْتِه۪ مِنْهَاۜ وَسَنَجْزِي الشَّاكِر۪ينَ ﴿ ١٤٥ ﴾ وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌۚ فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ ﴿ ١٤٦ ﴾ وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ﴿ ١٤٧ ﴾ فَاٰتٰيهُمُ اللّٰهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْاٰخِرَةِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟ ﴿ ١٤٨ ﴾

سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٧ 
الجزء ٤
Âl-i İmrân Sûresi  67 
Cüz  4

141  Yine Allâh iman etmiş olanları (mağlup etmesi durumunda çekecekleri üzüntüyle günahlarından ) arındırsın, o kâfirleri ise (yenik duru ma düşürmesi halinde) azar azar he lâk etsin diye (, bu zafer günle rini insanlar arasında nöbetleşe yapmıştır)!

142  Yoksa siz cennete girebileceğinizi mi sandınız; oysa Allâh (ezelî ilmiyle kimin ne yapacağını önceden bilmekteyse de,) henüz içinizden cihat etmiş olanları da (mevcut olarak) bilmemiş, sabredenleri de bil(ip belli et)memiştir?
Mevlâ Te`âlâ bu âyet-i celîlesiyle: “Siz Allah yolunda öldürülen, mallarını ve canlarını seve seve feda eden, aldıkları birçok yara ve darbelerin acısına katlanan ve düşmanlarının eziyetlerine karşı sabreden kimselerin yolunu izlemedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz?” buyurmuş ve böylece Uhud günü hezimete uğrayıp kaçanlara sitemde bulunmuştur.

143  Andolsun ki; gerçekten siz (Bedir’de kaçırdığınız şehitlik mertebesine ulaşmak için, Uhud günü muhârebeye çıkıp şehit olarak) ölmeyi, daha on(un zorluğun)a kavuşmanızdan önce kesinlikle arzulamıştınız. Şimdi ise hakikaten onu gördünüz ve hâl-i hazır da siz (kardeşlerinizin gözünüzün önünde şehit edildiğine) bakmaktasınız (, peki bu durumda niye geri döndünüz, şehitlik isteğinizde sâdıksanız, peygamberinizle birlikte niye sebat etmediniz?)
Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Bedir’e ansızın çıktığı için, orada harp olacağını zannetmediklerinden o muhârebede bulunma şerefini kaçıran, sonra Bedir ashâbı hakkındaki fazîletleri duyduklarında çok pişmanlık yaşayan kimseler, kâfir ordularının Medîne üzerine geldiği haberini alınca, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in, Medîne’de kalıp müdafaa yapma teklifine rağmen Uhud’a çıkarak şehit olmayı istemiştiler. Fakat okçuların Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in emrine uymayıp mevzilerini terk etmeleri nedeniyle yaşanan bozgun üzerine ekseriyet sebat gösteremedi. Ancak Enes ibni Nadr gibi: “Ey Allâh! Bunların yaptıklarından sana sığınıyorum!” diyerek harbe girişen ve cennetin kokusunu hissettiğini söyleyerek şehit oluncaya kadar çarpışan sâdık kimseler de vardı. İşte bu âyet, evvelce harbi arzulayarak ölümü temenni ettikleri halde, onun sebeplerini açıkça gördüklerinde kaçmaya yeltenen kimselere bir sitem mâhiyetindedir.

144  (Peygamberimin ölüm haberini almanız savaş tan kaçmanızı meşrûlaştırmaz. Çünkü) Muhammed ancak bir rasûldür ki; gerçekten kendisinden ön ce de birçok peygamberler (gelip) geçmiştir. Şimdi o ölecek yahut öldürülecek olursa, ökçeleriniz üstünde (gerisin geri dinden) dönecek misiniz? Her kim (irtidât edip) iki ökçesi üstünde (eski kâfirliğine) dö necek olursa, Allâh’a (ziyan ve noksanlıktan) hiçbir şeyle asla zarar veremez. Pek yakında Allâh (geri kaçmayıp sebat ederek İslâm nimetine) şükreden o kimselere mükâfat verecektir.

145  Allâh’ın izni ile (belli bir zamana) tecil edil miş bir yazı ile (kaydedilmiş) bulunmaksızın, hiçbir nefis için ölmesi (söz konusu) olamaz. Her kim (ga nimet derdine düşerek) dünya karşılığını isterse, ona ondan (bir şey) veririz. Kim de (âhirette derece iste yerek Allâh’ın davasını yüceltmeyi ve) âhiret sevabını arzularsa, ona da ondan (hak ettiği kadar) veririz. (Bu niyetleri taşıyarak) şükreden o kimseleri çok yakında mükâfatlandıracağız.

146  Beraberinde, Rabbe bağlı birçok (âlim ve veli) kimsenin savaşmış olduğu nice peygamber vardı ki, onlar (peygamberleri şehit edildiğinde ve yenilgiye uğradıklarında) Allâh yolunda kendilerine isâbet etmiş olan şeyden dolayı gevşememiştiler, (peygamberlerinin ardından cihatta) zaaf gösterme miştiler ve (düşmanlarına) boyun eğmemiştiler. Allâh (kâfirlerle cihatta) sabreden o kimseleri sever (ve onları yardımına mazhar kılar).

147  (Başlarına gelen bu musibetlere karşı) onla rın sözü: “Ey Rabbimiz! Bizim için günahlarımızı ve (kul luk) işimizdeki (haddi aşmamızı ve) isrâfımızı bağışla, (er meydanında) ayaklarımızı iyice sabit kıl ve o kâfirler toplumuna karşı bize yardım et!” demele rinden başka bir şey olmamıştı. (Böylece onlar suç suz olmalarına rağmen nefislerini kırmak için kendile rine günah ve hata isnadında bulunmuşlardı.)

148  Bunun üzerine Allâh onlara hem (yardım, za fer ve ganimet gibi) dünyanın mükâfatını, hem de âhi retin güzel sevabını (; mağfiret ve cenneti) vermişti. Allâh güzel amel işleyen bu kişileri sever (ve kendilerini mükâfatlandırır)!

Âl-i İmrân Sûresi  67 
Cüz  4
cihanyamaneren