HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٨ 
الجزء ٤

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تُط۪يعُوا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ ﴿ ١٤٩ ﴾ بَلِ اللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِر۪ينَ ﴿ ١٥٠ ﴾ سَنُلْق۪ي ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَٓا اَشْرَكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًاۚ وَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِم۪ينَ ﴿ ١٥١ ﴾ وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِه۪ۚ حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿ ١٥٢ ﴾ اِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ فَاَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَٓا اَصَابَكُمْۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿ ١٥٣ ﴾

سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٨ 
الجزء ٤
Âl-i İmrân Sûresi  68 
Cüz  4

149  Ey iman etmiş olan kimseler! Eğer siz (boz guna uğradığınızda, münafıkların: “Muhammed peygamber olsaydı, yenilmezdi! O halde eski dininize dö nün!” gibi sözlerini dinleyerek) o kâfir olmuş kimsele re itaat edecek olursanız, sizi ökçelerinizin üstün de (kâfirliğe) çevirirler de, sonra siz (dünya ve âhi reti) kaybeden kimselere dönüverirsiniz.

150  (Sizin kâfirlere itaatiniz asla uygun değildir. Zira iki cihanda da onlardan hiçbir yardım göremez siniz.) Doğrusu (yardımcınız ve) Mevlâ’nız ancak Allâh’tır. Zaten yardım edenlerin hayırlısı sadece O’dur! (Nitekim yenilmeyen tek güç sahibi ve gerçek manada yardımcı ancak O’dur! Öyleyse ibadetin ve yardım ta lebinin sadece O’na tahsisi gerekir.)

151  (İlâhlıkları) hakkında hiçbir delil indirmemiş olduğu (putlar gibi âciz) şeyleri Allâh’a ortak koşmaları sebebiyle, o kâfir olmuş kimselerin kalpleri içerisine yakında korkuyu salacağız (,bu yüzden Uhud’da gâlip konumda olan müşrikler yenilmiş gibi geri dönmeye mecbur kalacaklar). Sığınacakları yer ancak, o (cehennem) ateş(i)dir. O zâlimlerin ikamet gâhı (olan cehennem) ne kadar da kötü olmuştur!
Bu âyet-i kerime Uhud muhârebesi devam ederken nâzil olmuş ve ileride gerçekleşecek bir mûcizeyi haber vermiştir, şöyle ki: Uhud günü müşrikler Mekke’ye dönerlerken bir yere geldiklerinde pişman olup: “Biz ne kötü bir iş yaptık; onların ekseriyetini öldürdük, sonunda başıboş bir azınlık kalınca bırakıp döndük! En iyisi biz geri dönüp onların kökünü kazıyalım!” dediler. Böylece görünen hiçbir sebep yokken Allâh tarafından kalplerine atılan bir korku neticesinde, sanki yenik düşen kendileriymiş gibi bu düşüncelerini gerçekleştiremediler. Ancak karşılarına çıkan bir bedevîye para vererek: “Muhammed ve adamlarıyla karşılaşırsan, bizim toplanıp geri döndüğümüzü kendilerine bildir!” demekle yetindiler. Allâh-u Te`âlâ bu durumu Habîbine bildirince o, yara bere içindeki ashâbını toplayarak tekrar onların peşine düştü. Medîne’ye sekiz mil mesafede olan Hamrâü’l-esed mevkiine kadar gelip, orada üç gün ikamet ettikleri halde hiçbir düşmanla karşılaşmayıp emniyet içerisinde geri döndüler. İşte kalplerine atılacak korku yüzünden, kâfirlerin maksatlarına erişemeyeceklerini bildiren bu âyet-i kerîme kısa bir zaman sonra aynen gerçekleşmiştir. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in: “Düşmanlarımın kalplerine bir aylık yoldan salınan bir korkuyla yardım olundum!” (Buhârî, Mesâcid, 23, No: 427, 1/168) şeklindeki hadîs-i şerîfi de bu gerçeği açıklamaktadır.

152  (Ey Uhud’daki hezimetin sebebini sorgulayan lar!) Andolsun ki; gerçekten siz O’nun izniyle on ları (çokça öldürerek) hissiz bırakırken, Allâh size (vermiş olduğu yardım) sözünde sâdık olmuştu. Nihâyet O (Allâh-u Te`âlâ) size (zafer ve ganimet gibi) sevmekte olduğunuz şeyi gösterdikten sonra(, telâşa kapılıp düşmanınızdan) korktunuz, o (bırakma manız emredilen mevzileri terk edip etmeme)(i) hakkında çekiştiniz ve (ganimete meyledip pey gam berimin emrine) isyan ettiniz (, işte o zaman yardımını sizden çekti). İçinizden dünyayı arzula-ya(rak ganimet için mer kezi bıraka)n da vardı, yine sizden âhireti isteye(rek peygamberimin emri üzere sebat edip şehit düşe)n de vardı. (Siz onlara gâlip geldikten) sonra O sizi(n iman da sebatınızı ve musîbetlere karşı tahammülünüzü) imtihan (edenin mu â melesine tâbi) etsin diye, o (düş ma)nlardan sizi (geri) çe virdi (de böylece gâlibiyet hâ liniz mağlubiyete dönüştü). (Ey emir dinlemeyenler!) An dol sun ki; elbette O (Allâh bu muhâlefetinizden son dere ce pişman olduğunuzu bildiği için, fazl u ke remiyle) sizden (bu suçunuzu) kesinlikle affetmiş tir. Zaten Allâh inananlara karşı (her hâlükârda) büyük bir fazl(u kerem) sahibidir.

153  Hani (kaçmayan) diğerleriniz arasındaki/ Hani ardınızdaki/o peygamber (: “Ey Allâh’ın kulları! Bana dönün! Geri dönene cennet var!” diyerek) sizi davet ederken, siz hiçbir kimseyi durup beklemeden/hiçbir kimseye dönüp bakmadan/ (savaş ala nından) iyice uzaklaşıyordunuz. Bunun üzerine O (Allâh-u Te`âlâ), (boz guna uğrama ve yaralanmanın se bebiyet verdiği) büyük bir keder üze rine (, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in ölüm haberi ve gani meti kaçırma gibi) diğer bir büyük kederle sizi ceza landırdı, tâ ki siz (acılara alı şasınız ve böylece) kendi (eli)nizden kaçmış olan (zafer ve yardım gibi) şeylere de, size isâbet etmiş olan (yara ve hezimet gibi) şeylere de üzülmeyesiniz! Allâh yapmakta oldu ğunuz şeyleri(n görünen taraflarını da, görünmeyen yüzlerini de çok iyi bilen ve karşılığını verecek olan bir) Habîr’dir.

Âl-i İmrân Sûresi  68 
Cüz  4
cihanyamaneren