HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٩ 
الجزء ٤

ثُمَّ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ اَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشٰى طَٓائِفَةً مِنْكُمْۙ وَطَٓائِفَةٌ قَدْ اَهَمَّتْهُمْ اَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِۜ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ مِنْ شَيْءٍۜ قُلْ اِنَّ الْاَمْرَ كُلَّهُ لِلّٰهِۜ يُخْفُونَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُبْدُونَ لَكَۜ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ مَا قُتِلْنَا هٰهُنَاۜ قُلْ لَوْ كُنْتُمْ ف۪ي بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذ۪ينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ اِلٰى مَضَاجِعِهِمْۚ وَلِيَبْتَلِيَ اللّٰهُ مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿ ١٥٤ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِۙ اِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُواۚ وَلَقَدْ عَفَا اللّٰهُ عَنْهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟ ﴿ ١٥٥ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ اِذَا ضَرَبُوا فِي الْاَرْضِ اَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُواۚ لِيَجْعَلَ اللّٰهُ ذٰلِكَ حَسْرَةً ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ﴿ ١٥٦ ﴾ وَلَئِنْ قُتِلْتُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ ﴿ ١٥٧ ﴾

سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٦٩ 
الجزء ٤
Âl-i İmrân Sûresi  69 
Cüz  4

154  Sonra O (Allâh-u Te`âlâ), o kederin ardından üzerinize öyle bir güven, (onun neticesi olarak da) öyle bir uyku indirmişti ki o sizden bir tâifeyi kap lıyordu (ve böylece onlar harp safındayken tekrar tek rar kılıçlarını ellerinden düşürüp alıyorlardı). Nefisleri kendilerini gerçekten endişeye sevketmiş (bulu nan ve bu nedenle canlarının derdine düşmüş) olan bir zümre de, Allâh hakkında câhiliyet (ehlinin dü şünce ve) zannı olan gerçek dışı bir zanda buluna rak: “(Allâh’ın vaat ettiği yardım ve zaferle ilgili) bu işten bizim için herhangi bir şey (; az da olsa bir na sip ve hisse) var mı (acaba)?” diyorlardı. (Habîbim!) De ki: “Muhakkak o (yardım ve gâlibi yet)(i) bütünüyle Allâh’a âittir. (Dolayısıyla O, Ha bîbine ve ashâbına yardım ederek düşmanlarını kahre decektir. Bu hususta şüphelenmek müminlerin şanın dan olmayıp, ancak Allâh’ın gücünü bilmeyen şirk eh line yakışır.)” Onlar(ın içerisindeki münafıklar senin bu sözünü duyunca, gizlice kendi aralarında): “(Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in iddia ettiği gibi bütün işler Allâh’ın ve dostlarının elinde bulunsaydı ve yardımla alâkalı) o işten bizim için bir şey olsaydı, işte burada öldürülmezdik!” diyorlardı da, böylece sana açık layamadıkları şeyleri kendi içlerinde gizliyorlardı. (Rasûlüm!) De ki: “Siz (Allâh’ın bu savaşta öleceğini bildiği kişilerle birlikte harp meydanına çıkmayıp da) evlerinizde de bulunsaydınız, (Allâh-u Te`âlâ’nın ezelî ilminde takdir edilmiş ve Levh-i Mahfûz’da) üzerlerine öldürülme (yazısı) yazılmış olanlar, (ölüp) yatacakları yerlere (başka bir nedenle de olsa, yine) elbette çıkacaktı (ve aynı saatte orada ölüp kalacaktı. Çünkü Allâh-u Te`âlâ’nın kazası ve hükmü reddedilemez).” (Evet! Allâh-u Te`âlâ önce cihadı size farz kılıp, sonra Uhud’da sizi yardımsız bırakmıştır, ama bunu peygam berine ve dostlarına vermiş olduğu yardım sözünü boz muş olduğu ya da onlara karşı özel ilgisini kesmiş olduğu için değil, aksine birçok hikmetler açığa çıksın diye,) bir de Allâh göğüslerinizde (ve kalplerinizde saklı) bulunan (niyet ve kasıtları, ihlâs ve nifâk)ı (ezelde gay bî olarak bilmişken,) imtihan (neticesinde ortaya çıka rıp, herkese belli) etsin için ve kalplerinizde olan (şeytânî vesvese ve kuruntular)ı iyice seçip ayırsın diye (yapmıştır)! Zaten Allâh göğüslerin sahip oldu ğu şeyi (kalplerin barındırdığı tüm sırları, niyet ve inançları hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.

155  (Ey Müslümanlar!) İçinizden o kimseler ki, (kâfir ve mümin olan) o iki topluluk (Uhud’da) karşı laştığı gün geri dönmüştürler; gerçekten şeytan on ları, ancak (evvelce) kazanmış oldukları bazı (kötü) şeyler sebebiyle kaydırmak istemiştir. Andolsun ki; yine de şüphesiz Allâh (özür dileyip tevbe ettikleri için) onlardan (kusurlarını) affetmiştir. Muhakkak ki Allâh (günahları çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (tevbe fırsatı vermek için, peşinen azap etmeyen bir) Halîm’dir.
Bu âyet-i kerîmeden anlaşıldığı üzere; Uhud’da Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in merkezi terk etmeme hususundaki em rine karşı gelip ganimet peşine düşenlerin bu hataya düşmeleri, evvelce de bazı konularda şeytana itaat etmelerinden kaynak lanmıştır ki böylece şeytan, burada da onlara söz geçirebileceği ümidine kapılmış ve düşündüğünü gerçekleştirmiştir. Nitekim bir ibadet başka bir ibadete sevk ettiği gibi, bir günah da başka bir günaha sebebiyet verir. Ayrıca şeytan onlardan bazısına, evvelce işlemiş oldukları birtakım günahları hatırlatmış, bu yüzden onlar günahkâr vaziyette Allâh-u Te`âlâ’ya kavuşmak istememiş, cihadı tehir edip işlerini düzeltecek kadar geri kalmayı, daha sonra makbul bir hal üzere tekrar cihad ederek şehit düşmeyi düşünmüşlerdir.

156  Ey iman etmiş olan kimseler! O kişiler gibi olmayın ki; kendileri kâfir olmuşlardır ve (kötü yol daki) kardeşleri hakkında, onlar yer(yüzün)de (ticâ ret gibi bir nedenle) dolaştıkları sırada (kendilikle rinden öldükleri) veya savaşa giden kimseler olduk ları (bir anda, düşmanlarınca öldürüldükleri) zaman: “Bizim yanımızda bulunsalardı, ne ölürler, ne de öldürülürlerdi!” demişlerdir! İşte neticede Allâh bunu onların kalplerinde büyük bir hasret (ve bir pişmanlık vesilesi) yapa cak (ama sizi bu gibi inançlardan ve sözlerden koru yacak)tır! Allâh (istediğini) yaşatır ve (dilediğini) öldürür. (Yoksa ne evde kalmak insanı yaşatır, ne de sefere çıkmak adamı öldürür. Nitekim bazen Allâh-u Te`âlâ sefere ve cihada çıkanı yaşatır da, harbe gitmeyip evin de ikamet edeni öldürür.) Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri (hakkıyla görüp karşılığını verecek olan bir) Basîr’dir.

157  Yemin olsun ki; (düşmanlarınız tarafından) Allâh yolunda öldürülürseniz yahut (kendiliğiniz den) ölürseniz, elbette (günahlarınız için) Allâh’tan (gelecek) en ufak bir bağışlama ve (hakkınızdaki) pek az bir acıma (bile), o (kâfir ola)nların (hayatları boyunca) toplamakta oldukları (o alçak dünya ma lı)ndan daha iyidir.

Âl-i İmrân Sûresi  69 
Cüz  4
cihanyamaneren