HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٧٣ 
الجزء ٤

لَقَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ فَق۪يرٌ وَنَحْنُ اَغْنِيَٓاءُۢ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ ﴿ ١٨١ ﴾ ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۚ ﴿ ١٨٢ ﴾ اَلَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُۜ قُلْ قَدْ جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْل۪ي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿ ١٨٣ ﴾ فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ﴿ ١٨٤ ﴾ كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ﴿ ١٨٥ ﴾ لَتُبْلَوُنَّ ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يرًاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ ﴿ ١٨٦ ﴾

سُورَةُاٰلِ عِمْرٰنَ  ٧٣ 
الجزء ٤
Âl-i İmrân Sûresi  73 
Cüz  4

181  Andolsun; Allâh kesinlikle işitmiştir o (Yahudi) kimselerin sözünü ki: “Şüphesiz Allâh fakirdir, bizlerse zenginleriz!” demişlerdir. Söylemiş olduklarını da, (bundan evvel) haksız yere peygamberleri öldürmelerini de (unutmayıp, hesabını sormak üzere amel defterlerine) muhakkak yazacağız ve (onlara): “Tadın (bakalım) o yakıcı azâbı!” buyuracağız.
Bir kere Ebû Bekir (Radıyallâhu anh) Yahudilerin dershânesine girdiğinde, Fenhâs isimli bir hahamın başına toplandıklarını görmüş ve ona: “Yazık sana! Ey Fenhâs! Allah’tan kork ve Müslüman ol! Vallâhi sen Muhammed’in, Tevrât’ta bahsedilen peygamber olduğunu bilmektesin!” demişti ki Fenhâs: “Ey Ebû Bekir! Vallâhi bizim Allâh’a ihtiyacımız yoktur! Aksine O bize muhtaçtır! O’nun bize yalvardığı kadar biz O’na yalvarmıyoruz! Biz O’ndan daha zenginiz! Eğer O bize muhtaç olmasaydı, sizin adamınızın sandığı gibi bizden ödünç istemezdi. Ayrıca O size fâizi yasaklarken bize fâiz teklif ediyor. Zengin olan fâiz verir mi?” deyince, Ebû Bekir (Radıyallâhu anh) hiddetlenerek onun suratına şiddetli bir tokat indirdi ve: “Ey Allâh düşmanı! Aramızda antlaşma olmasaydı, yemin olsun ki senin boynunu vururdum!” dedi. Bunun üzerine Fenhâs Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gidip Hazret-i Sıddîk’ı şikâyet edince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onu çağırtıp niçin böyle yaptığını sordu. O: “Ya Rasûlallâh! Çok büyük bir laf etti, ben de Allâh için kızıp tokatı yapıştırdım!” deyince Fenhâs söylediği lafı inkâr etti. İşte Allâh-u Te`âlâ Ebû Bekir (Radıyallâhu anh)ı tasdik mâhiyetinde bu âyeti indirdi.

182  (Ey azâbı hak eden Yahudi!) İşte bu (azap), ellerinizin (evvelce işleyerek) sunmuş oldu ğu (kâfirlik ve peygamberleri öldürmek gibi kötü) şey ler nedeniyledir, bir de şüphesiz ki Allâh kullarına (haksız yere ceza vererek) hiç mi hiç zulmedici de ğildir. (Dolayısıyla bu azap bir zulüm eseri olmayıp, tamamen adâlet gereğidir.)

183  (Allâh-u Te`âlâ hakkında bu şekil yakışıksız sözler sarf eden kınanmış şahıslar) o (Kâ’b ibni Eşref ve Mâlik ibni Sayf gibi Yahudî) kimselerdir ki: “Şüphe siz Allâh (Tevrât’ta) bize emretmiştir ki; biz hiçbir peygambere inanmayacağız, tâ ki o bize kendisini (gökten inen) o ateşin (yakıp kül ederek) yiyeceği bir kurban getirinceye kadar!” demişlerdir. (Habîbim!) de ki: “Benden önce bir çok peygam berler size (bu kurban hâricinde nice) apaçık delil leri de, (özellikle kurban mûcizesiyle ilgili) söylemiş olduğunuz şeyi de muhakkak getirmişti; peki ya niçin onları öldürmüştünüz? Eğer siz(: ‘Biz sana, bu mûcizeyi görmediğimiz için inanmıyoruz! şeklindeki sözünüzde) doğru kimseler olduysanız (onlara ne den inanmadınız?)!”

184  (Habîbim!) Eğer o (Yahudi ve müşrik ola)nlar seni yalanladılarsa, (bu seni tedirgin etmesin, zira) gerçekten senden önce de nice değerli rasûller ya lancı sayılmıştı ki onlar (ümmetlerine) apaçık mûci zeler, (İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın sahifeleri gibi, hüküm ihtivâ etmeyip, sadece vaaz u nasihat içeren) zeburlar ve (şerî`at hükümlerini açıklayan) nurlandırıcı/ nur lu/ kitaplar getirmişlerdi.

185  Her (can taşıyan) nefis ölümü tadıcıdır. (İşte ölüm sonrası inkârcılar karşılıksız kalma yacaktır. Bazıları bir zaman için dünya da yap tıklarının yanlarına kâr kal dığını zannetse de, iyi-kötü tüm yaptıklarınıza verilecek) kar şılıklarınız size ancak (kabirle riniz den kalkacağınız) kıyâmet gü nü tamamıyla ödenecektir. İşte (o zaman) her kim o (cehennem) ateş(in) den uzaklaştırılır da cennete girdirilirse, muhakkak ki o kurtulmuş (; umdu ğuna ulaşıp, korktuğundan e min olmuş)tur. O en alçak (dünya) hayat(ının lezzet ve yaldızları) ise, aldatıcı bir (menfaat ve geçici bir) yaşantıdan başkası değildir.

186  Andolsun ki; gerçekten mallarınız ve canla rınız hususunda mutlaka imtihan olunacaksınız! (Allâh-u Te`âlâ sizi maddî musibetlere uğratarak ve Kendi yolunda harcama teklifleriyle muhatap kılarak, bir de; cihada çıkma, öldürülme, esir alınma ve yaralanma gibi tehlikelere maruz bırakarak, imtihan eden birinin yaptığı muâmeleye tâbi tutacaktır ki, bu sayede hak üzere sebat edip etmeyeceğiniz herkes nezdinde açığa çıkacaktır.) Yemin olsun ki; sizden önce kendilerine kitap verilmiş olan (Yahudi ve Hristiyan)lardan da, o şirk koşmuş bulunan kimselerden de kesinlikle (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i tenkit, İslâm’ı lekeleme, kâfirleri kışkırtma ve inanacak kişileri engelleme gibi) birçok eziyet duyacaksınız. Eğer (onların eziyetlerine) sabrederseniz ve (Al lâh-u Te`âlâ’nın emrine karşı gelmekten) hakkıyla sa kınırsanız, işte şüphesiz ki bu (sabır ve takvâ), azmedilmesi gereken işlerdendir.

Âl-i İmrân Sûresi  73 
Cüz  4
cihanyamaneren