HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنِّسَاءِ  ٨٤ 
الجزء ٥

وَالَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَر۪ينًا فَسَٓاءَ قَر۪ينًا ﴿ ٣٨ ﴾ وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللّٰهُۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِهِمْ عَل۪يمًا ﴿ ٣٩ ﴾ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۚ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْرًا عَظ۪يمًا ﴿ ٤٠ ﴾ فَكَيْفَ اِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ بِشَه۪يدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شَه۪يدًاۜ ﴿ ٤١ ﴾ يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوّٰى بِهِمُ الْاَرْضُۜ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّٰهَ حَد۪يثًا۟ ﴿ ٤٢ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا ﴿ ٤٣ ﴾ اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يبًا مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُر۪يدُونَ اَنْ تَضِلُّوا السَّب۪يلَۜ ﴿ ٤٤ ﴾

سُورَةُالنِّسَاءِ  ٨٤ 
الجزء ٥
Nisâ Sûresi  84 
Cüz  5

38  O kimseler ki; ne Allâh’a, ne de o son güne inanmadıkları halde (sırf) insanlara gösteriş için mallarını harcamaktadırlar (işte onlar yakın arka daşları olan şeytana uymuş kimselerdir). Her kim ki şeytan ona yakın bir arkadaş olmuştur, artık o, bir arkadaş olarak ne kadar da kötü olmuştur!

39  Allâh’a da o son güne de inansalardı ve Allâh’ın kendilerini rızıklandırmış olduğu şeyler den (O’nun yoluna) verselerdi, onlar aleyhine ne (gibi bir zarar) olurdu? Allâh onları(n ne niyetle harcama yaptıklarını) dâima (çok iyi bilen bir) Alîm olmuştur.

40  Muhakkak ki Allâh bir (kimsenin hak ettiği sevabı noksan ederek yahut hak ettiğinden fazla azap ederek) zerre ağırlığınca bile zulüm yapmaz. Eğer o (amel) güzel bir şeyse, O onu (sevap bakı mından) katlar ve (sahibine) Kendi katından pek büyük bir ecir verir.

41  (Habîbim! Seni inkâr edenlerin hâli) nasıl olacak o zaman ki; her ümmetten (kendileri hakkın da) bir şâhit (olmak üzere peygamberlerini) getire ceğiz, seni de işte şunlar üzerine bir şâhit olarak getireceğiz?

42  O kimseler ki kâfir olmuşlar ve o Rasûl’e isyan etmişlerdir, işte o gün onlar (utançlarından dolayı); ne olaydı da yer kendileriyle bir edilseydi (ve böylece yok olup gitselerdi) diye arzu edecektir. Ama (bütün uzuvları kendileri aleyhine şâhitlik ya pacağı için, kendileriyle alâkalı) hiçbir haberi Allâh’tan gizleyemeyeceklerdir.

43  Ey iman etmiş olan kimseler! Siz sarhoş kimselerken, söylediğiniz şeyi(n ne anlama geldiğini) bilinceye kadar, bir de siz cünüpken gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın! Ancak yoldan geçen (seferî) kişiler ol(up su bulamamanız durumunda teyemmüm al) manız müstesnâ! (Çünkü bu durumda teyemmümle namaz kılabilirsiniz.) Eğer siz (suyu kullanmanıza mâni olacak bir şekilde) hasta kimseler yahut bir yolculuk üzere (bulunanlar) olduysanız veya sizden biri (def-i hâcet yapıp da) abdest bozma yerinden geldiyse, ya da kadınlarla (cima etmek suretiyle) birbirinize dokun duysanız ve (abdest veya gusül almak için) bir su bulamadıysanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin de (onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi (kaplar şekilde sıvazlayarak) meshedin. Şüphesiz ki Allâh (kullarına) dâima (çok kolaylık dileyen ve ruhsatlar veren bir) Afüvv ve (günahları çokça bağışlayan bir) Ğafûr olmuştur.
Allâh-u Te`âlâ bu âyet-i kerîmede sarhoş ve cünüp olan kimseleri namaza yaklaşmaktan nehyedişinin ardından; hasta, yolcu, abdestsiz ve su bulamayan kimselerin namazı teyemmümle kılacaklarını beyan etmiş ve bunun için dört sebep açıklamıştır: Birincisi; hastalıktır ki, bu da üç kısımdır; su kullanıldığı takdirde ölüme sebebiyet verecek büyük yaralar ya da çok acı çektirecek kırıklar şeklindeki ilk iki kısımda âlimler teyemmüme cevaz vermişler, vücutta bir çirkinlik ve ayıp bırakacağından korkulan hastalıklarda ise bunu câiz görmemişlerdir. İkincisi; yolculuktur ki, fıkha göre seferî sayılan mesafede yolculuğa çıkan kişinin, su bulamaması durumunda teyemmüm yapmasının cevâzı bu âyet-i celîleden anlaşılmaktadır. Zaten teyemmüm ruhsatının iniş sebebi, “Müraysî` gazvesinde Âişe (Radıyallâhu anhâ)nın, kız kardeşinden emânet aldığı gerdanlığı kaybetmesi neticesinde onu aratmak üzere gönderilen iki kişiyi beklerken Rasûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashâbının sabah namazı vakti çıkacağı halde su bulacakları yere ulaşamamaları” hâdisesidir. Üçüncüsü; büyük ve küçük abdestsizlik halleridir ki, burada geçen “Ğâıt” kelimesi, abdesti bozan her şeyi mânen içine almaktadır. Bu konuda geniş mâlûmât ilmihallerde mevcut olmakla birlikte, ihtilaflı bazı konuların tahlili, ilgili âyet-i kerîmenin tefsirinde yapılmıştır. Dördüncüsü; kadınlara dokunma ifadesidir ki, sahâbe ve tâbi`înin ekserîsine göre bundan maksat; cinsî manada bir temastır, yoksa kadınla erkeğin derilerinin birbirine sürtünmesi anlamında bir dokunma mevzuu bahis değildir. Bu hususta geniş malumat için bakınız: Rûhu’l Furkan: 5/165-183

44  Kendilerine o (Tevrât) kitab(ın)dan bir nasip verilmiş olan o kişilere bakmadın mı ki, kendileri (İslâm’a girmekle kavuşacakları hidâyet karşılığında, Yahudilikte ısrar ederek) sapıklığı satın alıyorlar, (üstelik bununla yetinmeyip) sizin de (kendileri gibi) o (hak) yoldan sapmanızı istiyorlar?!

Nisâ Sûresi  84 
Cüz  5
cihanyamaneren