HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنِّسَاءِ  ٨٥ 
الجزء ٥

وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِيًّاۗ وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَص۪يرًا ﴿ ٤٥ ﴾ مِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه۪ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدّ۪ينِۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَقْوَمَۙ وَلٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَل۪يلًا ﴿ ٤٦ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اٰمِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلٰٓى اَدْبَارِهَٓا اَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّٓا اَصْحَابَ السَّبْتِۜ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولًا ﴿ ٤٧ ﴾ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰٓى اِثْمًا عَظ۪يمًا ﴿ ٤٨ ﴾ اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُزَكُّونَ اَنْفُسَهُمْۜ بَلِ اللّٰهُ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلًا ﴿ ٤٩ ﴾ اُنْظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ وَكَفٰى بِه۪ٓ اِثْمًا مُب۪ينًا۟ ﴿ ٥٠ ﴾ اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَهْدٰى مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا سَب۪يلًا ﴿ ٥١ ﴾

سُورَةُالنِّسَاءِ  ٨٥ 
الجزء ٥
Nisâ Sûresi  85 
Cüz  5

45  Allâh sizin düşmanlarınızı (sizden) iyi bilen bir Zât’tır. (İşlerinizi takip edecek) bir Veli olarak Allâh kâfî gelmiştir! (Düşmanlarınıza karşı size yardım edecek) bir Nasîr olarak da Allâh yeterli olmuştur!

46  Yahudi olmuş kimselerden öyleleri vardır ki; kelimeleri (Allâh tarafından konulan) yerle rinden değiştirirler ve dilleriyle bir eğip bükme yapmak bir de (alay etme suretiyle) dine bir saldırı olmak üzere: “(Sözünü) işittik!”, (derken, kalplerinden:)(Emri ne) karşı geldik!” (der ler), ayrıca (sahâbe tarafından, “Hiç bir kötülük duymayıp hep iyilik duya sın!” mana sında anlaşılabilen) “Dinle! (Ey) duymaz olasıca!” (sözü nü: “Ölüp de veya sağır olup da duymaz olasıca dinle!” anlamında kullanırlar) ve (sizce: “Bizi gözet!” şeklinde anlaşılıp, kendilerince sövme ve hakaretiçeren) “Râinâ” (sözünü kötü anlamda sarfe)derler. Gerçekten eğer onlar (dilleriyle “İşittik!” derken, kalpleriyle isyan edecek yerde, hem dilden hem kalp ten): “İşittik ve itaat ettik!” (deseler), (“Dinle! Ey duymaz olasıca!” gibi iki manaya ihtimalli söz yerine sadece) “Dinle!” (sözünü tercih etseler) ve (kötü ma naya ihtimalli olan ‘Râinâ’ sözünü söyleyeceklerine, sadece ‘Bizi gözet!’ anlamına gelen:) “Unzurnâ” (sö zünü) deselerdi, elbette bu kendileri için (Allâh katında) çok iyi ve pek doğru bir şey olurdu. Velâ kin kâfirlik (yönünde kullandıkları tercih)leri sebe biyle Allâh onlara lânet (ederek kendilerini rahme tinden ve cennetinden mahrum) etmiştir. Bu sebeple (bazı peygamberlere ve âyetlere inanmakla sınırlı kalan) pek az (ve kıymetsiz) bir iman dışında (tüm gerçeklere) inanamazlar/ bu yüzden (Abdullah ibni Selâm ve arkadaşları gibi) pek azı müstesnâ onlar iman edemezler/.

47  Ey o kendilerine kitap verilmiş olan kimseler! Bizim (içinizdeki) birtakım yüzleri(n hatlarını) silip onları arkalarına (yüzlerini enselerine) çevir memizden yahut cumartesi (günündeki balık avlama yasağını ihlâl edenleri maymun ve domuza çevirerek, o günün) adamlarına lânet ettiğimiz gibi ken dilerine de lânet etmemizden önce, beraberinizde bulunan (İlâhî kitap) ları tasdik edici olarak indir miş bulunduğumuz (Kur’ân-ı Kerîm gibi değerli bir) şeye iman edin! (Siz inanın inanmayın,) Allâh’ın (herhangi bir şey hakkındaki hüküm ve) emri (ezelde takdir edilmesi hasebiyle mutlaka gerçekleşeceği için, şimdiden) ya pılmış (bitmiş olarak değerlendirmeniz gereken) bir iş olmuştur.

48  Şüphesiz ki Allâh Kendisine ortak koşulma sını(n cezasını ebedî azap olarak kesin hükme bağla dığı için şirki) bağışlamaz. İşte o, bunun dı şındakini ise (ne kadar büyük günah olsa da, tevbe şartı koşmaksızın) dilediği kimse için bağışlar. Her kim Allâh’a (herhangi bir şeyi) ortak koşarsa, mu hak kak ki o, (kendisine nis pet le bütün günah ların h a fif kalacağı) pek büyük bir günah uydurmuş olur.

49  Bakmadın mı o (Yahudi ve Hristiyan olan) kimselere ki; (“Biz Allâh’ın oğulları ve dostlarıyız!” gibi laflar ederek günahsızlık iddiasıyla) kendilerini temize çıkarmaktadırlar? Doğrusu (onların kendi lerini temize çıkarmaları bir şey ifade etmez,) ancak Allâh dilediğini (İslâm’a kavuşturarak bütün çirkin liklerden) tertemiz kılar. (Kendilerini temize çıkaran bu kişilere hak ettik leri ceza verilecektir fakat) onlar, en ufak ve en kü çük bir zulümle/(hurma) çekirdeği(ni) n boşluğun daki bir ip kadar/ bir çekirdek zarı kadar/ par maklar arasından çıkan kir kadar/ bile haksız lığa uğratılmayacaklardır.

50  (Habîbim!) Bak (gör) ki; Allâh’a karşı nasıl da o (günahsızlık) yalanı(nı) uyduruyorlar? (Hiçbir günahları olmasaydı bile,) açık bir günah olarak bu (onlara) yeterli olmuştur!

51  Kendilerine kitaptan bir nasip verilen şu kişilere bakmadın mı ki; putlara/Allâh’tan başka tapınılanlara/büyüye (helâl olarak)/ve şeytana/ kâhine/(kendisine tapınılan ve tapınılmayan) tüm bâtıllara/(Kureyş’e âit) Cibt ve Tâğût (ismindeki putlar)`a/inanıyorlar, bir de (kendileri Ehl-i Kitap oldukları için, Müslümanları müşriklerden üstün tut maları gerekirken) o kâfir olmuş (kitapsız) kimse ler için: “İşte şunlar, o iman etmiş olan kimseler den yol bakımından daha doğrudur!” diyorlar.

Nisâ Sûresi  85 
Cüz  5
cihanyamaneren