HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنِّسَاءِ  ٩٠ 
الجزء ٥

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَۚ وَمَنْ تَوَلّٰى فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظًاۜ ﴿ ٨٠ ﴾ وَيَقُولُونَ طَاعَةٌۘ فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذ۪ي تَقُولُۜ وَاللّٰهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَۚ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا ﴿ ٨١ ﴾ اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَۜ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا ف۪يهِ اخْتِلَافًا كَث۪يرًا ﴿ ٨٢ ﴾ وَاِذَا جَٓاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِه۪ۜ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰٓى اُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذ۪ينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْۜ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَل۪يلًا ﴿ ٨٣ ﴾ فَقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَاللّٰهُ اَشَدُّ بَأْسًا وَاَشَدُّ تَنْك۪يلًا ﴿ ٨٤ ﴾ مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَص۪يبٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُق۪يتًا ﴿ ٨٥ ﴾ وَاِذَا حُيّ۪يتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِاَحْسَنَ مِنْهَٓا اَوْ رُدُّوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَس۪يبًا ﴿ ٨٦ ﴾

سُورَةُالنِّسَاءِ  ٩٠ 
الجزء ٥
Nisâ Sûresi  90 
Cüz  5

80  Her kim (vahye uymuş bulunan) o Rasûl’e itaat ederse, gerçekten Allâh’a itaat etmiş olur. (Habîbim!) Her kim de (sana itaatten) yüz çevirir se, zaten Biz seni onlar üzerine bir bekçi olarak göndermedik (ki, ne yaptıklarını gözleyip hesaplarını göresin, o halde sen onların yaptıklarından sorumlu değilsin)!

81  (Habîbim! Sen münafıklara bir şey emrettiğin zaman onlar:)(Bize düşen sana) itaattir!” derler. Senin yanından çıktıklarında ise içlerinden bir gü rûh (kabul ve itaatleriyle ilgili olarak) senin (kendileri ne) söylemekte olduğun şeyden/(sana) söylemekte olduklarından/ başkasını geceleyin (gizlice) kurar. Oysa Allâh onların gece gece kurmakta oldukları (tuzakları)(amel defterlerine) yaz(dır)maktadır. Artık onlardan (intikam alma hırsıyla kendini meşgul etmekten) yüz çevir ve (bütün işlerinde, özellikle onların zararlarından korunma hususunda) Allâh’a güven! (Kendisine güveneni düşmanlarının şerrinden kurtaracak bir) Vekîl olarak Allâh yeterli olmuştur!

82  (Allâh’ın, senin hakkındaki şâhit liğine dâir şüp helerinden kurtulmak için) hâlâ mı Kur’ân’ı iyice dü şün meyecekler? Eğer (kâfirlerin iddia ettiği gibi) o (Kur’ân-ı Kerim), Allâh’tan başkası tarafından (yazıl mış) olsaydı, elbette içerisinde (nazım bozukluğu ve mana çelişkisi gibi) birçok ihtilaf bulurlardı.

83  (Savunma tedbirleri hakkında tecrübeleri bulunmayan) o (zayıf görüşlü) kişilere (Rasûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in gönderdiği müfrezeler hakkında) emniyet veya korkudan (herhangi birini icap edecek zafer ya da hezîmetle alâkalı) bir iş(in haberi) geldiği zaman (sonucunu hiç düşünmeden hemen) onu yayarlar. Hâlbuki o (haber konusu) nu (ortalığa yaymadan önce) o Rasûl’e ve içlerinden (ilmen yeterli ve yetkili konumda olan) ü lü’l-emr’e (yönlendirip) çevirselerdi, aralarından onu(n gerektirdiği ted birleri gün yüzüne çıkarıp) istinbât edebilecek o (tecrübeli ve derin ilim sahibi) kişiler elbette onu (halka nasıl duyuracaklarını çok iyi) bilir(ler)di. Eğer üzerinizde Allâh’ın (peygamber gönderme ve kitap indirme gibi) fazlu rahmet(ler)i bulunmasaydı (içinizden) bir azınlık dışında elbette (çoğunuz) şeytana tamamen uy muştunuz!
Bu azınlık, Kuss ibni Sâ’ide, Zeyd ibni Amr ve Varaka ibni Nevfel (Radıyallâhu anhüm) gibi, Allâh-u Te`âlâ’nın bahşettiği üs tün akıl sayesinde fetret devrinde de hidâyete uyan ve şeytana uymaktan korunmuş olan kimselerdir. (Âlûsî)

84  (Habîbim! Onlar ağırdan alıp seni yalnız bırak salar da ve böylece sen tek başına kalsan da) artık sen Allâh yolunda savaş! (Çünkü) sen kendi nefsinden başkasıyla sorumlu tutulmazsın, müminleri de savaşa teşvik et! Yakında Allâh o kâfir olmuş kimselerin (güç ve) şiddetini önleyecektir. Allâh güç bakımından da (müşriklerden) daha kuvvetlidir. Azap etme yönün den de (herkesten) daha şiddetlidir!

85  Her kim (bir Müslüman kardeşine fayda temin etmek, yahut onu zarardan kurtarmak için) güzel bir aracılıkla şefaatte bulunursa, kendisi için de on(un sevabın)dan bir nasip bulunur. Her kim de (bir Müslüman kardeşine zarar vermek için) kötü bir şefaatte bulunarak aracılık yaparsa, onun için de on(un azâbın) dan bir pay olur. Allâh her şeye karşı dâima (iktidar sahibi olan ve her şeyi koruyup gözleyen bir) Mukît olmuştur.
Âyet-i kerîmede geçen “Şefaat”; bir kimsenin dünya veya âhiret menfaatlerinden herhangi birine ulaşabilmesi yahut her hangi bir zarardan kurtulması için sözle aracılık yapmak demek tir ki, bunun “Güzel” olma vasfıyla mevsuf olabilmesi için, bir Müslüman`ın hakkının korunması yahut ondan bir şerrin uzaklaştırılması gibi meşrû bir gayeyle sadece Allâh-u Te`âlâ’nın rızası için yapılmış olması, karşılığında rüşvet alınmaması, Allâh-u Te`âlâ’nın sınırlarından bir sınırın aşılmaması ve kul haklarından birine tecavüz edilmemesi gibi şartların oluşması gereklidir.

86  (“Selâm” lafzıyla yapılan ve hayırlı yaşam temennisi anlamına gelen) bir tahiyye ile selâmlandığınız zaman, (o selâma karşılık olarak) ya ondan daha güzeliyle tahiyyede bulunun veya onu (aynen) iade edin! Şüphesiz ki Allâh (selâm dâhil) her şeye karşı dâima (kullarını hakkıyla hesaba çekecek bir) Hasîb olmuştur.
Yahudilerin, Müslümanları en çok kıskandığı üç önemli konudan biri olma özelliği taşıyan “Tahiyye ve Selâm” mevzuunun hükümlerini, hikmetlerini, fazîletine delâlet eden âyet-i kerîmelerle hadîs-i şerîfleri ve İslâm selâmının diğer bütün karşılama lafızlarından aklen ve naklen üstünlüğünün delillerini tüm taf sîlâtıyla görebilmek için bakınız: Rûhu’l- Furkan: 5/428-476

Nisâ Sûresi  90 
Cüz  5
cihanyamaneren