HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنِّسَاءِ  ٩٢ 
الجزء ٥

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا اِلَّا خَطَـًٔاۚ وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَصَّدَّقُواۜ فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍۜ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِه۪ وَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِۘ تَوْبَةً مِنَ اللّٰهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًا ﴿ ٩٢ ﴾ وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَٓاؤُ۬هُ جَهَنَّمُ خَالِدًا ف۪يهَا وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَاَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظ۪يمًا ﴿ ٩٣ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ضَرَبْتُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقٰٓى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًاۚ تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۘ فَعِنْدَ اللّٰهِ مَغَانِمُ كَث۪يرَةٌۜ كَذٰلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُواۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرًا ﴿ ٩٤ ﴾

سُورَةُالنِّسَاءِ  ٩٢ 
الجزء ٥
Nisâ Sûresi  92 
Cüz  5

92  Hiçbir mümin için, yanlışlıktan başka bir suretle diğer bir mümini öldürmesi vaki olamaz (ve olmamalıdır, zira kâmil bir iman, sahibini adam öldürmek gibi büyük günahlardan korur)! Her kim yanlışlıkla bir mümini öldürürse, artık (onun cezası ) imanlı bir köle âzâd etmek ve (ölenin) âilesine teslim edilecek bir diyettir. Ancak (kan sahiplerinin, diyeti) bağışlamaları müstesnâ! Eğer o (yanlışlıkla öldürülen), imanlı bir kimse olduğu halde size düşman(olan kâfir) bir toplumdan (olması hasebiyle kâfir zannedildiği için öldürülmüş) oldu ise (bu durumdakatile gereken), imanlı bir köle âzâdıdır. Ama eğer o (öldürülen), sizinle kendileri arasında sözleşme bulunan (zimmî) bir milletten oldu ise, (o zaman katilin cezası; ölenin) âilesine teslim edilecek bir diyet ve imanlı bir köleyi âzâd etmektir. Her kim (âzâd edecek bir köle) bulamazsa, (onun yapması gereken keffâret ) birbiri ardınca gelen iki ayın orucudur. Allâh (tarafın)dan bir tevbe (yolu gösterme hikmetine mebnî) olarak (bu hükümler size meşrû edilmiştir)! Allâh (meşrû kıldığı bütün hükümlerindeki tüm hikmetleri) dâima (hakkıyla bilen bir) Alîm ve (tüm takdirlerinde hatadan münezzeh olan bir) Hakîm olmuştur.
Urve ibni Zübeyr (Radıyallâhu anh)dan rivayet edildiğine göre; Huzeyfe ibnü’l-Yemân (Radıyallâhu anh) Uhud günü Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdi. O sırada Müslümanlar onun babası Yemân (Radıyallâhu anh)ı kâfir sanıp hata ile öldürdüler. Huzeyfe (Radıyallâhu anh) buna mâni olmaya çalıştıysa da, Müslümanlar Huzeyfe (Radıyallâhu anh)ın: “O benim babamdır!” sözünü ancak babasını öldürdükten sonra anlayabildiler. Bu durum karşısında o: “Allâh sizi mağfiret eylesin! Zira O, acıyanların en merhametlisidir!” deyince, Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in nezdinde kıymeti bir kat daha arttı. İşte bunun üzerine bu âyet-i celîle nâzil olarak, bir Müslümanın, harpte kâfir sanarak yanlışlıkla öldürdüğü diğer bir Müslüman hakkında ne gibi bir keffâret ödemesi gerektiğini açıkladı. İbni Zeyd (Radıyallâhu anh)dan rivayete göre; Ebu’d- Derdâ (Radıyallâhu anh) katıldığı bir muhârebede bulunduğu müfrezeden uzaklaşıp bir vâdiye sapmıştı. O sırada rastladığı bir çobanı düşman bir kâfir sanarak ona saldırdı, adam kelime-i tevhid okuduysa da onu öldürdü ve koyunlarını sürüp götürdü. Sonra için de bu hâdiseden dolayı büyük bir rahatsızlık duymaya başladı ve durumu Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e arzetti. Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona: “Onun kalbini yar(ıp, imanlı olup olmadığına bak)saydın ya!” buyurunca o: “Yâ Rasûlallâh! Ben kalbini de yarsam ne bulacaktım?” dedi. O zaman Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “O, kalbinde olanı diliyle sana haber verdiği halde sen onu tasdik etmedin!” buyurunca, Ebu’d-Derdâ (Radıyallâhu anh) durumunun ne olacağını sordu. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) tekrar tekrar: “Sen kelime-i tevhîd okuyan bir adama bunu nasıl yaptın?” buyurunca Ebu’d-Derdâ (Radıyallâhu anh) o kadar üzüldü ki: “Keşke ben o anda yeni Müslüman olmuş olsaydım (da, Müslümanken böyle bir günah işlememiş olsaydım)!” demekten kendini alamadı. İşte bunun üzerine bu âyet-i kerîme nâzil olarak kendisine keffâretini beyan etti. (Taberî, Câmi’u’l-beyân: 5/129)

93  Her kim bir mümini (imanlı olduğundan dolayı veya öldürülmesini helâl görerek) kasıtlı olduğu halde öldürürse, artık onun cezası; içinde ebedî kalacak olduğu cehennemdir. Allâh ona gazap etmiştir, kendisine lanet etmiştir ve onun için pek büyük bir azap hazırlamıştır.
Âyet-i celîle Mikyas isimli bir mürtet hakkında nâzil olduğu için, açıkladığı hüküm müminlere şâmil olmayıp sadece kâfirlere mahsustur. Nitekim bir Müslûman`ı kasten öldürmek en büyük günahlardan biriyse de sahibini kâfir etmez. Ancak yaptığı işi helâl görerek öldürmek yahut bir Müslüman`ı imanından dolayı öldürmek, kişiyi kâfir edeceğinden, onun cezası bu âyet-i kerîmenin beyan ettiği vechile cehennemde ebedî kalmaktır, ama bu, büyük günahının cezası değil, kâfirliğinin karşılığıdır. Bir Müslüman`ı kasten öldürme günahının ağır cezalarını açıklayan hadîs-i şerîf ve rivayetler için bakınız: Rûhu’l Furkan: 5/532-543

94  Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh yolunda (kâfirlerle cihat etmek üzere) sefere çıktığınız zaman (acele etmeyip) işin gerçeğini arayın da size (İslâm selâmıyla) selâm vermiş olan kimseye: “Sen mümin değilsin!” de(yip onu öldür)meyin. Siz o en alçak (dünya) hayatın(ın geçici ganimet) malını aramakta (olduğunuz için, kişinin söylediği iman kelimesiyle ye tinmeyip onu öldürerek ganimet malınıalma peşinde) iken, işte Allâh nezdinde birçok ganimetler (ve ebedî menfaatler) vardır. (Ey Müslüman!) İşte siz de daha önce böy leydiniz, (İslâm’a ilk girdiğinizde sadece kelime-i şehâ det getirip İslâm nişanlarını açıklayarak kanlarınızı ve mallarınızı korumuştunuz, o zaman sizin de kalpleri nizle dillerinizin uyumlu olup olmadığı bilinmemek teydi,) ama Allâh size (gerçek Müslüman olarak tanın ma nimetini) lütufta bulundu. Öyleyse (bir mümini öldürme tehlikesi söz konusu olan durumlarda acele etmeyip) iyice araştırın. Şüphesiz ki Allâh yapmakta olduk larınızı(n iç yüzünü) dâima (çok iyi bilen bir) Habîr olmuştur.

Nisâ Sûresi  92 
Cüz  5
cihanyamaneren