HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنِّسَاءِ  ٩٣ 
الجزء ٥

لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ غَيْرُ اُو۬لِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِد۪ينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِد۪ينَ دَرَجَةًۜ وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِد۪ينَ عَلَى الْقَاعِد۪ينَ اَجْرًا عَظ۪يمًاۙ ﴿ ٩٥ ﴾ دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةًۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا۟ ﴿ ٩٦ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْ قَالُوا ف۪يمَ كُنْتُمْۜ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَف۪ينَ فِي الْاَرْضِۜ قَالُٓوا اَلَمْ تَكُنْ اَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا ف۪يهَاۜ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يرًاۙ ﴿ ٩٧ ﴾ اِلَّا الْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ح۪يلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَب۪يلًا ﴿ ٩٨ ﴾ فَاُو۬لٰٓئِكَ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَفُوًّا غَفُورًا ﴿ ٩٩ ﴾ وَمَنْ يُهَاجِرْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ يَجِدْ فِي الْاَرْضِ مُرَاغَمًا كَث۪يرًا وَسَعَةًۜ وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِه۪ مُهَاجِرًا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا۟ ﴿ ١٠٠ ﴾ وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلٰوةِۗ اِنْ خِفْتُمْ اَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ اِنَّ الْكَافِر۪ينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُب۪ينًا ﴿ ١٠١ ﴾

سُورَةُالنِّسَاءِ  ٩٣ 
الجزء ٥
Nisâ Sûresi  93 
Cüz  5

95  Müminlerden (hastalık, körlük, topallık ve kötürümlük gibi) özür sahibi kimseler dışında otur(up cihattan geri kal)anlarla, Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat edenler eşit olmaz. Allâh malla rıyla ve canlarıyla cihat edenleri, oturanlar üzeri ne derece bakımından çok üstün kılmıştır. Gerçi Allâh (sahâbe-i kirâmın) hep sine de o en güzel (mükâfat o lan cennet)i söz vermiştir. Ama Allâh o mücâhitleri, oturanlar üzerine pek büyük bir ecirle fazîletli kılmıştır.

96  (Allâh-u Te`âlâ onlara) Kendisi tarafından üs tün dereceler, büyük bir bağışlama ve yüce bir acı ma (eseri) olarak (bu sözü vermiştir)! Zaten Allâh (özürleri geçerli sayarak) dâima (çok ça bağışlayan bir) Ğafûr ve (kullarına çok acıdığı için ecir lerini eksiltmeyip bolca veren bir) Rahîm olmuştur.

97  O kişiler ki (kâfirlere uyup hicreti terkederek) nefislerine zulmedici kimseler oldukları halde me lekler canlarını almaktadır; (işte o sırada) şüphe siz ki onlar (o hicreti terk edenleri azarlamak için): “Siz (dininizle alâkalı konuları tatbik hususunda) ne işte idiniz?” derler. Bunlar: “Biz o toprakta zayıf tutulan kimselerdik (bu yüzden dinimizi açıklamaya ve Mekke’den hicret et meye imkân bulamadık)!” derler. (Melekler de onları yalancı çıkarıp rezil etmek üze re:) “Allâh’ın yeri geniş değil miydi ki (İslâm’ı yaşa yamadığınız yeri bırakıp,) orada (dininizi rahatça ya şayacağınız yere) hicret etseydiniz?” derler. İşte onlar ki; sığınakları ancak cehennem dir ve o, varılacak yer olarak ne kötü olmuştur!

98  Ancak erkeklerden, kadınlar dan ve çocuk lardan âciz bırakıl mış kimseler müstesnâ ki onlar (bu lun dukları yerden çıkmahususun da) hiçbir çare ye güç yetirememektedirler ve hiçbir yola erişe me mek tedirler!

99  İşte onlar ki; gerçekten Al lâh onları(n günahlarını) affedecektir. Allâh (zorda kalmış kulları hakkında) dâima (af ve mağfiret kararı alan bir) Afüvv ve Ğafûr olmuştur.

100  Her kim Allâh yolunda hicret ederse, yer (yüzün)de dönüp gideceği birçok mekân/terk ettiği kavminin burnunu sürtecek birçok yol/ ve (rızık temini, dinini yaşama ve gönül rahatlığı hususunda) tam bir genişlik bulur. Her kim Allâh’a ve Rasûlüne(; onların emrettikleri yere) hicret eden biri olarak evinden çıkar da sonra (hedeflediği yere varamadan) kendisine ölüm ulaşırsa, muhakkak onun ecri(ni vermek) Allâh’a düşmüştür. Zaten Allâh (bu kişinin hicreti geciktirme gibi günahlarını) dâima (çokça bağışlayan bir) Gafûr ve (kendisine çok acıdığı için niyetine göre hicretinin sevabını tam olarak veren bir) Rahîm olmuştur.
İbni Cübeyr (Radıyallâhu anh)dan rivayet edildiğine göre bu âyet-i kerîme Cündeb ibni Damra (Radıyallâhu anh) hakkında inmiştir. Şöyle ki o; hicret farz edildiği halde bu vazifeyi yerine getirmeyenler hakkında nâzil olan tehdit âyetlerini duyunca oğullarına: “Beni bir sala koyun ve Medine’ye götürün! Zira ben hicrete gücü yetmeyen âciz kimselerden de değilim, yol bilmeyen biri de değilim! Yemin olsun ki artık bu gece Mekke’de kalmayacağım!” dedi. Böylece oğulları onu yola çıkardılar. Ama Ten`îm denen yere vardığında vefat edeceğini hisseden bu zat, sağ elini sol eline vurmaya başlayarak: “Ey Allâh! İşte bu senin için, bu da Rasûlün için! Rasûlünün bî`at ettiği her konuda ben de sana bî`at ediyorum!” dedi ve vefat etti. Onun ölüm haberini alan müşrikler: “Umduğuna ulaşamadı!” diyerek sevinmeye başladılar. Sahâbe-i kiram ise: “Keşke hicretini tamamlayabilseydi, o takdirde ecri daha büyük olurdu!” demişlerdi ki, bu âyet-i celîle nâzil olarak, ona sevap vermeyi bi’z-Zât Allâh-u Te’âlâ’nın üstlendiğini, dolayısıyla tam bir hicret sevabı kazandığını beyan etti. Bundan dolayı ulemâ; ilim tahsili, hac, helâl kazanç ve sâlih bir kimseyi Allâh için ziyaret gibi meşrû nedenlerle yola çıkıp maksadına ulaşamadan ölen bir kişinin, aynen hedefine varmış kimse gibi sevap kazanacağını açıklamışlardır. (Taberî, Âlûsî)

101  Yer(yüzün)de yolculuğa çıktığınız zaman, o kâfir olmuş kimselerin size saldır(ıp, öldürme, ya ralama yahut yakala)masından korkarsanız, o (dört rekâtlı farz) namaz(ların rekâtların)dan bir kısmını kısalt(ıp iki rekât kıl) manızda sizin üzerinize hiçbir günah yoktur. Çünkü kâfirler gerçekten size pek açık bir düşman olmuşlardır.

Nisâ Sûresi  93 
Cüz  5
cihanyamaneren