HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنِّسَاءِ  ٩٧ 
الجزء ٥

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ ق۪يلًا ﴿ ١٢٢ ﴾ لَيْسَ بِاَمَانِيِّكُمْ وَلَٓا اَمَانِيِّ اَهْلِ الْكِتَابِۜ مَنْ يَعْمَلْ سُٓوءًا يُجْزَ بِه۪ۙ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيًّا وَلَا نَص۪يرًا ﴿ ١٢٣ ﴾ وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَق۪يرًا ﴿ ١٢٤ ﴾ وَمَنْ اَحْسَنُ د۪ينًا مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًاۜ وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰه۪يمَ خَل۪يلًا ﴿ ١٢٥ ﴾ وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطًا۟ ﴿ ١٢٦ ﴾ وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَٓاءِۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ ف۪يهِنَّۙ وَمَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ ف۪ي يَتَامَى النِّسَٓاءِ الّٰت۪ي لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الْوِلْدَانِۙ وَاَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامٰى بِالْقِسْطِۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِه۪ عَل۪يمًا ﴿ ١٢٧ ﴾

سُورَةُالنِّسَاءِ  ٩٧ 
الجزء ٥
Nisâ Sûresi  97 
Cüz  5

122  O kimseler ki; (inanılması gereken her şeye) iman etmiştirler ve (bununla yetinmeyip, namaz, oruç, hac, zekât gibi) sâlih ameller işlemiştirler; muhak kak Biz onları içinde ebedî kalıcılar olmak üzere pek kıymetli cennetlere girdireceğiz ki; (köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından ırmaklar akmaktadır. Allâh’ın sözü olarak (Kendisi bunu kullarına vaad etmiştir)! (Bu vaad) bir hak olarak (gerçeklik kazan mıştır)! Söz bakımından Allâh’tan daha doğru kim olabilir?!

123  (Ey müşrikler! Allâh’ın vaat ettiği bu mükâfatlara ulaşmak,) ne sizin (putlarınızın şefaatiyle kurtulacağınıza dâir) kuruntularınızla, ne de Ehl-i Kitab (olan Yahudi ve Hristiyanlar) ın (“Biz Allâh’ın oğulları ve dostlarıyız, ateş bize ancak birkaç gün değer!” şeklindeki) asılsız umutlarıyla değildir. Kim (imansızlık gibi) bir kötülük yaparsa onunla cezalandırılacaktır ve kendisi için Allâh’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulamayacaktır.
Âyet-i celîlenin muhatabı olan putperestlerin kurun tuları; öldükten sonra dirilmenin olmayacağı, iyiliklerine karşı mükâfat almayacakları, kötülüklerine karşı da ceza görmeyecekleri inancıdır. Ehl-i Kitab’ın kuruntuları ise; kendilerinden başkasının cennete girmeyeceği, Allâh’ın oğulları ve dostları oldukları için azâba çarptırılsalar da sayılı günler dışında yakılmayacakları gibi birtakım bâtıl inanışlarıdır. “Kötülük yapan onunla cezalandırılacaktır!” cümle-i celîlesi nâzil olduğunda bu, sahâbe-i kirâma çok ağır gelmiş hatta bazıları bunu Kur’ân’daki en ağır âyet olarak görmüşlerdir. Nitekim, Ebû Bekir (Radıyallâhu anh): “Yâ Rasûlallâh! Her birimiz mutlaka bir günah yapıyoruz, her yaptığımızın cezasını çekeceğimize göre, artık bu âyetten sonra kurtuluş nasıl beklenir?” dediğinde Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Ey Ebû Bekir! Allâh seni bağışlasın! Sen hiç hasta olmaz mısın, sen hiç yorulmaz mısın, sen hiç üzülmez misin, sana hiç sıkıntı vurmaz mı? İşte kötülüklerinize karşılık verilen cezanız budur!” buyurdu. (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, No: 68-71, 1/35) Diğer bir hadîs-i şerîfte de: “Bir kötülük yapan onun cezasını dünyada çeker!” buyrularak bu hesabın âhirete kalmayacağına işaret edilmiştir. (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, No: 23, 1/24) Diğer bir hadîs-i şerîf ise: “Dünyada müminlerin bedenlerine isâbet eden eziyet verici hastalıklarla” bunu tefsir etmiştir. (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, No: 68, 1/35; No: 23, 1/24; No: 24422, 9/334) Ebû Hureyre (Radıyallâhu anh)`dan rivayete göre; Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Orta yolu tutun ve doğruyu arayın! (Bu durumda birtakım hatalar işleseniz bile bunlar bağışlanacaktır, zira) mümine isâbet eden her bir sıkıntıda bir keffâret vardır. Hatta vücudundan sıyrılan bir sıyrıkta veya kendisine batan bir dikende bile!” (Müslim, Birr: 14, No: 2574, 4/1993) buyurarak, halk nazarında musibet sayılmayacak kadar ufak olan eziyetleri bile bu cezaya örnek olarak zikretmiştir. Bela ve musibetlerin günahlara keffâret oluşu hakkındaki hadîs-i şerîf ve rivayetler için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 5/801-806

124  Erkek veya kadın her kim de, kendisi mü min olarak iyi işlerden bir kısmı (olan, İslâm’ın farz ları)nı yaparsa, işte onlar da cennete girecek ler ve bir çekirdeğin sırtındaki çukurcuk kadar bile haksızlığa uğratılmayacaklardır.

125  Din bakımından daha güzel kim olabilir o kimseden ki; kendisi (iyilikleri yapıp kötülükleri bırakan) bir muhsin olarak nefsini Allâh’a teslim etmiştir ve (bâtıl dinleri bırakıp hakka yönelici) bir hanîf olan İbrâhîm’in dinine hakkıyla uymuştur! Zaten Allâh İbrâhîm’i bir dost edinmiştir.

126  Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar (ya ratılmak ve mülkiyet bakımından) Allâh’a âittir. Allâh her şeyi dâima (ilmiyle ve kudretiyle çepe çevre kuşatan bir) Muhît olmuştur.

127  (Habîbim!) Senden kadınlar(ın mirası) hak kında fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size Allâh fetvâ vermek tedir, bir de; (güzellikleri ve malları yüzünden) ken dilerini nikâh etmeye rağbet ettiğiniz halde, (miras tan) onlar için (farz olarak) yazılmış bulunan (pay)ı kendilerine vermediğiniz o yetim kadınlar, zayıf tu tulan (yetim) çocuklar ve yetimler için adâleti ayak ta tutmanız hakkında o (yüce) kitap (olan Kur’ân)da üzerinize okunmakta olan (âyetlerin beyan)lar(ı bu konuda sizi aydınlatmaktadır)! (Bahsi geçenler hakkında) hayırdan her ne yapar sanız, şüphesiz ki Allâh onu dâima (çok iyi bilen ve mükâfatını verecek olan bir) Alîm olmuştur.”

Nisâ Sûresi  97 
Cüz  5
cihanyamaneren