HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنِّسَاءِ  ٩٨ 
الجزء ٥

وَاِنِ امْرَاَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا اَوْ اِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًاۜ وَالصُّلْحُ خَيْرٌۜ وَاُحْضِرَتِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّۜ وَاِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرًا ﴿ ١٢٨ ﴾ وَلَنْ تَسْتَط۪يعُٓوا اَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَٓاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَم۪يلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِۜ وَاِنْ تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَح۪يمًا ﴿ ١٢٩ ﴾ وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّٰهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَكَانَ اللّٰهُ وَاسِعًا حَك۪يمًا ﴿ ١٣٠ ﴾ وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَاِيَّاكُمْ اَنِ اتَّقُوا اللّٰهَۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَنِيًّا حَم۪يدًا ﴿ ١٣١ ﴾ وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا ﴿ ١٣٢ ﴾ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ اَيُّهَا النَّاسُ وَيَأْتِ بِاٰخَر۪ينَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى ذٰلِكَ قَد۪يرًا ﴿ ١٣٣ ﴾ مَنْ كَانَ يُر۪يدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَكَانَ اللّٰهُ سَم۪يعًا بَص۪يرًا۟ ﴿ ١٣٤ ﴾

سُورَةُالنِّسَاءِ  ٩٨ 
الجزء ٥
Nisâ Sûresi  98 
Cüz  5

128  Eğer bir kadın (yatağını terk etmesi ve nafa kasında ihmal göstermesi gibi emârelerle) kocasının uzaklaşmasından ya hut (konuşup görüşmeyi azalt ma, sövme veya dövme gibi belirtilerle, kendisinden) yüz çevirmesinden endişelenirse, (mehrinin yahut nöbet günlerinin bir kısmını veya tamamını bağışlaya rak, kocası da bunu kabul ederek) aralarında bir sulh ile düzeltme yapmalarında ikisi üzerine de hiçbir günah yoktur.(Boşanmaktansa yahut evliliği sürdürüp de kötü geçinmektense) sulh daha iyidir. Tamahkârca cimrilik, (kendilerinden ayrılmaz bir parça gibi) nefislere yakın hâle getirilmiştir. (İnsan açgözlülük ve doyumsuzluk tabîatı üzere ya ratıldığı için ne kadından ne de erkekten, istek ve hak larından seve seve vazgeçmeleri bek lenemez.) Ama (eşlerinizden birini sev meyip diğerini çok sevseniz bile, evlilik haklarına riâyet için, sevmediğinize sabrederek ona) güzel davranırsanız ve (geçimsizlikten, tümüyle terk etmekten ve haksızlıktan) iyice sakınırsanız, şüp hesiz ki Allâh sizin yapmakta olduklarınızı daima (bilen ve karşılığınızı verecek olan bir) Habîr olmuştur.

129  Siz ne kadar istekli olsanız da (nikâhınız altın da bulunan) kadınlar arasında (her konuda tam bir) adâlet (ve eşitlik) yapmaya asla güç yetiremezsiniz! O halde (bâri elinizden geleni yapın da, sevdiğinize karşı) büsbütün bir meyille meyletmeyin ki, o (sevmediğiniz diğer hâtu)nu askıya takılmış (halde ne kocalı ne kocasız) gibi bırakmayasınız! Eğer (kadınlarla ilgili yanlış yaptığınız şeyleri) ıslah ederseniz ve (gelecekte de onlara zulüm yapmaktan) iyice sakınırsanız, şüphesiz ki Allâh (yaptığı zulümden tevbe edeni) dâima (çokça bağışlayan bir) Ğafûr ve (kuluna çok acıdığı için, daha önceki kalbî meyillerine karşı onu cezalandırmayacak olan bir) Rahîm olmuştur.
Bu âyet-i celîle insanın, kalbî meyil gibi elinde olmayan şeylerle mükellef tutulmadığını beyan etmekle birlikte, söz ve davranış gibi gücünün yettiği konularda sorumlu bulunduğunu, dolayısıyla eşleri arasında kasıtlı olarak yaptığı adâletsizlik nedeniyle günahkâr olacağını ifade etmektedir. Bundan dolayı Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) eşleri arasında gece nöbetlerini eşit bir şekilde paylaştırır, yine de: “Ey Allâh! Benim elim den gelen taksimim budur. Öyleyse sadece senin gücünün yetip benimse gücümün yetmediği konularda beni sorumlu tutma!” diye dua ederdi. (Ebû Dâvud, Nikâh: 37, No: 2134, 1/648)
Bu konuda geniş malumat için bakınız: Rûhu’l- Furkan: 5/839-844.

130  Eğer (karı-kocadan her) ikisi (evliliği sürdür mekte anlaşamayıp) ayrılacak olurlarsa, Allâh Kendi zenginliğinden (bolca vererek) her birini de (diğeri nin eline bakmaktan) ihtiyaçsız kılar. Allâh dâima (kullarına genişlik vermekten yana olduğu için nikâhı helâl eden bir) Vâsi` ve (hükümleri hikmetlere dayandığı için boşanmaya izin veren bir) Hakîm olmuştur.

131  Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Allâh’a âittir. Andolsun ki; sizden önce kendilerine kitap verilmiş olan kimselere de, size de: “Allâh(a ortak koşmaktan ve isyan) dan hakkıyla sakının!” diye kesinlikle emretmiştik! (Size de, onlara da: “) Eğer inkâr ederseniz, (mülkün yegâne mâlikine zarar veremezsiniz, zira) göklerde olanlar da, yerde bulunan lar da hiç şüphesiz ancak Allâh’a âittir. Allâh (yara tıklarından ve ibadetlerinden) dâima (ihtiyaçsız olan bir) Ğaniyy ve (kulları Kendisine hamdetse de etme se de, haddi zatında bütün öv gülere lâyık olan bir) Hamîd olmuştur. (” buyurmuştuk.)

132  Göklerde bulunanlar ve yerde olanlar ancak Allâh’a âittir. (Bu da, O’nun çok zengin ve övgülere lâ yık olduğunu gösterir. Çünkü bütün yaratıkların O’nun yaratmasına muhtaç oluşu, Kendisinin hiçbir şeye muh taç olmadığını ifade ettiği gibi, onları yaratıp türlü türlü lütuflara mazhar kılması da, bütün övgüleri lâyıkıyla hak ettiğini gösterir. Dolayısıyla karı-koca, boşanmaları duru munda Allâh’ın kendilerine vermiş olduğu bu zengin etme teminâtına güvenebilirler. Bütün işler kendisine ha vâle edilecek bir) Vekîl olarak Allâh yeterli olmuştur!

133  Ey insanlar! O dilerse sizi giderir de (yeri nize insan cinsinden yahut başka yaratıklardan) diğer kimseleri getirir. İşte Allâh (dilediğini yok edip, istediğini yaratma gibi) bu (türlü istek ve muratları)na dâima (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr olmuştur.

134  Her kim dünya mükâfatını istemekte ol duysa (ve bu nedenle ganimet için cihat etmekteyse, şunu iyice bilsin ki); dünyanın da âhiretin de tüm sevab (ve karşılıklar)ı ancak Allâh nezdindedir. (O halde ikisini birden istemek varken, en düşüğüyle yetin menin ne anlamı olabilir?) Allâh (tüm sözleri) dâima (hakkıyla duyan bir) Se mî` ve (bütün işleri ve niyetleri tam manasıyla görüp bilen bir) Basîr olmuştur. (Artık herkese kasıt ve niyetine göre karşılık ve recektir.)

Nisâ Sûresi  98 
Cüz  5
cihanyamaneren