v13.9.26 Geliştirme Notları
Tâhâ Sûresi
314
Cuz 16
﴾52﴿ (Mûsâ (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Onlara âit bilgi (Levh-i Mahfûz nâmındaki) büyük bir Kitâb’ta (kayıtlı) bulunduğu hâlde (tâ ezelden) Rabbimin nezdindedir. Rabbim (kime ne muâmele yapacağı husûsunda) yanılmaz ve (kimin ne yaptığını hiçbir zaman) unutmaz.” Müfessirlerin beyânına göre; o gün için Mûsâ (Aleyhisselâm)a Tevrât indirilmediğinden Mûsâ (Aleyhisselâm), Nûh, Âd ve Semûd kavimleri gibi helâke uğratılan kâfir toplumların nasıl yaşadıklarını ve ne şekilde helâk edildiklerini bilemediği için Firavun’a cevap veremeyince konuyu Allâh-u Te‘âlâ’nın yanılmaz ve şaşmaz ilmine havâle etmiştir. (el-Hâzin)
﴾53﴿ (Âlemlerin Rabbi olan Allâh-u Te‘âlâ) öyle bir Zâttır ki; yeri sizin için bir döşek (gibi istifâdenize uygun) yapmıştır, orada sizin (dilediğiniz yerlere kolayca ulaşabilmeniz) için (dağlar ve vâdîler arasında) birtakım yollar da tâyin etmiştir ve gökten bir su indirmiştir. Sonra Biz onun sebebiyle farklı farklı olan bitkilerden nice türleri (sizin için) çıkardık.
﴾54﴿ (Böylece Biz kullarımıza buyurduk ki:) ‘(Bu rızıklardan) kendiniz yeyin, davarlarınızı da (o meralarda) otlatın. (Ey insan!) İşte sana! Elbette bu (sayıla)n(lar)da, (yanlışın peşine gitmekten ve çirkin işler yapmaktan) engelleyici akıllara sâhip kimseler için (Allâh-u Te‘âlâ’nın yüce sanatlarını gösteren) çok büyük ve birçok âyetler vardır.
﴾55﴿ Biz sizi o (tevâzuun en belirgin örneği ola)n (toprak)dan yarattık; (öldüğünüzde de gömülmek üzere) yine sizi ona döndüreceğiz, diğer bir kere de (sizi diriltip kabirlerinizden kaldıracağımız zaman) sizi ondan çıkartacağız. Müfessirlerin beyânı vechile; insan neslinin babası Âdem (Aleyhisselâm) bizzat topraktan yaratıldığı için, onun neslinin de topraktan yaratılmış olduğu elbette mülâhaza edilebilir. Ama her insanın yaratıldığı menînin, birtakım gıdâlardan meydana geldiği, o yiyeceklerin de topraktan olduğu düşünülecek olursa, insanın yaratılış maddesinin iki vâsıtayla yine toprağa döndüğü anlaşılır. Lâkin Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen: “Hiçbir çocuk yoktur ki (anne rahminde şekli belirlenirken) mutlaka onun üzerine (defnedileceği) çukurunun toprağından serpilmiştir” (Ebû Nu‘aym, Hılyetü’l-evliyâ, 2/280; el-Hakîmü’t-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl, 1/267; el-Kurtubî, et-Tefsîr, 14/80) hadîs-i şerîfine göre, her insanın vâsıtasız olarak topraktan yaratılmış olduğu husûsu da sâbittir. Bu rivâyet Atâ el-Horâsânî (Radıyallâhu Anh) tarîkıyle de birçok mûteber eserde zikredilmiştir. (İbnü ‘Abdilberr, et-Temhîd, 24/400; el-Kurtubî, et-Tefsîr, 14/81; es-Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr, 10/214)
﴾56﴿ Andolsun ki; elbette Biz o (Firavu)na (Mûsâ (Aleyhisselâm)a verilmiş olan) o mûcizelerin tümünü kesinlikle gösterdik. Fakat o yalanladı ve (hakkı kabûl etmekten) imtinâ etti (de inkârda direterek îmân etmekten geri durdu).
﴾57﴿ (Firavun Mûsâ (Aleyhisselâm)dan gördüğü mûcizeler karşısında korkuya kapılarak) dedi ki: “Ey Mûsâ! Sen bize (yaptığın büyülerin ve) sihrin sebebi ile bizi toprağımızdan çıkarasın diye mi geldin?!
﴾58﴿ İşte andolsun ki; elbette sana onun benzeri bir sihri (ve büyüyü) getireceğiz. O hâlde sen, bizim aramızla senin aranda (müştereken uyulacak) bir sözleşme (yeri) olarak (kendisinde dağ tepe bulunmayan) dümdüz bir mekânı tâyin et ki, biz onu bozmayalım, sen de (o sözü bozucu) olmayasın.”
﴾59﴿ (Bunun üzerine Mûsâ (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Size vaad edilen zaman, ziynet(li elbiselerinizi ve süs eşyâlarınızı giyinmekte olduğunuz bayram) günüdür ve (o günde) insanların kuşluk vaktinde toplanması (olarak kararlaştırılmış)dır.”
﴾60﴿ Sonra Firavun (Mûsâ (Aleyhisselâm)ın yanından) dönüp gitti de, hemen (tüm büyücüleri çağırıp, istedikleri bütün malzemeleri temin ederek) hîlesini (uygulatacağı büyücülerini) topladı ve sonra (buluşma yerine) geldi.
﴾61﴿ Mûsâ o (karşısına çıkarıla)n (sihirbaz)lara: “Helâk (ve yıkım) size (gelip çatacaktır)! (Gönderdiği mûcizeleri ‘Büyü’ diye adlandırarak) Allâh’a karşı bir yalan uydurmayın, sonra O (dayanamayacağınız) büyük bir azapla kök(ünüzü) kazıyacak şekilde sizi helâk eder. Zâten (Allâh’a karşı) iftirâda bulunmuş olan kimse gerçekten (en büyük zarar ve) hüsrâna uğramıştır” dedi.
﴾62﴿ Böylece o (büyü yapmak için çağrıla)nlar (Mûsâ (Aleyhisselâm)ın sözlerinin bir büyücü kelâmına benzemediğini fark ederek) işlerini aralarında tartıştılar ve (bunu yaparken Mûsâ ve Hârûn (Aleyhimesselâm)a görünmemeye ve konuştuklarını duyurmamaya âzamî gayret göstererek) fısıldaşmayı gizli tuttular. Müfessirler, büyücülerin aralarında fısıldaştıkları söz hakkında birkaç görüş beyân etmişlerdir: Kimine göre bu, bir sonraki âyette zikredilecek sözleridir, kimine göreyse: “Bu bir büyücü sözü olamaz”, “O bize gâlip gelirse ona tâbi oluruz”, “O bir büyücü ise zâten biz onu yeneriz ama gücünü Allâh’tan alıyorsa o zaman şânı büyük olur” gibi sözlerdir. (el-Âlûsî)
﴾63﴿ (Birbirlerine gizlice) dediler ki: “Gerçekten işte bu ikisi elbette iki büyücüdür ki, ikisi (de yaptıkları büyü ve) sihirleri sebebiyle sizi toprağınızdan çıkarmayı ve sizin o en üstün yolunuzu gidermeyi (böylece Firavun’u ilâh edinme dâvânızı tamâmen ortadan kaldırmayı) arzulamaktadırlar.
﴾64﴿ Artık siz (tüm) hîle (ve hünerleri)nizi (sergilemek için gerekli malzemenizi) bir araya getirin de sonra tek bir safta dizilmiş kimseler hâlinde (Mûsâ’ya karşı) geli(p büyünüzü sergileyi)n. Zâten üstün gelmiş olan kimse, gerçekten bugün felâh bulmuştur (ve murâdına ermiştir).”
سُورَةُ طٰهٰ
الجزء ١٦
٣١٤
قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ ﴿٥٢﴾
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلًا وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى ﴿٥٣﴾
كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ ﴿٥٤﴾
مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَف۪يهَا نُع۪يدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً اُخْرٰى ﴿٥٥﴾
وَلَقَدْ اَرَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبٰى ﴿٥٦﴾
قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسٰى ﴿٥٧﴾
فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِه۪ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَٓا اَنْتَ مَكَانًا سُوًى ﴿٥٨﴾
قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّ۪ينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى ﴿٥٩﴾
فَتَوَلّٰى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتٰى ﴿٦٠﴾
قَالَ لَهُمْ مُوسٰى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍۚ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرٰى ﴿٦١﴾
فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى ﴿٦٢﴾
قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُر۪يدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَر۪يقَتِكُمُ الْمُثْلٰى ﴿٦٣﴾
فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفًّاۚ وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلٰى ﴿٦٤﴾
Tâhâ Sûresi
314
Cuz 16
قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ ﴿٥٢﴾
﴾52﴿ (Mûsâ (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Onlara âit bilgi (Levh-i Mahfûz nâmındaki) büyük bir Kitâb’ta (kayıtlı) bulunduğu hâlde (tâ ezelden) Rabbimin nezdindedir. Rabbim (kime ne muâmele yapacağı husûsunda) yanılmaz ve (kimin ne yaptığını hiçbir zaman) unutmaz.” Müfessirlerin beyânına göre; o gün için Mûsâ (Aleyhisselâm)a Tevrât indirilmediğinden Mûsâ (Aleyhisselâm), Nûh, Âd ve Semûd kavimleri gibi helâke uğratılan kâfir toplumların nasıl yaşadıklarını ve ne şekilde helâk edildiklerini bilemediği için Firavun’a cevap veremeyince konuyu Allâh-u Te‘âlâ’nın yanılmaz ve şaşmaz ilmine havâle etmiştir. (el-Hâzin)
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلًا وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى ﴿٥٣﴾
﴾53﴿ (Âlemlerin Rabbi olan Allâh-u Te‘âlâ) öyle bir Zâttır ki; yeri sizin için bir döşek (gibi istifâdenize uygun) yapmıştır, orada sizin (dilediğiniz yerlere kolayca ulaşabilmeniz) için (dağlar ve vâdîler arasında) birtakım yollar da tâyin etmiştir ve gökten bir su indirmiştir. Sonra Biz onun sebebiyle farklı farklı olan bitkilerden nice türleri (sizin için) çıkardık.
كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ ﴿٥٤﴾
﴾54﴿ (Böylece Biz kullarımıza buyurduk ki:) ‘(Bu rızıklardan) kendiniz yeyin, davarlarınızı da (o meralarda) otlatın. (Ey insan!) İşte sana! Elbette bu (sayıla)n(lar)da, (yanlışın peşine gitmekten ve çirkin işler yapmaktan) engelleyici akıllara sâhip kimseler için (Allâh-u Te‘âlâ’nın yüce sanatlarını gösteren) çok büyük ve birçok âyetler vardır.
مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَف۪يهَا نُع۪يدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً اُخْرٰى ﴿٥٥﴾
﴾55﴿ Biz sizi o (tevâzuun en belirgin örneği ola)n (toprak)dan yarattık; (öldüğünüzde de gömülmek üzere) yine sizi ona döndüreceğiz, diğer bir kere de (sizi diriltip kabirlerinizden kaldıracağımız zaman) sizi ondan çıkartacağız. Müfessirlerin beyânı vechile; insan neslinin babası Âdem (Aleyhisselâm) bizzat topraktan yaratıldığı için, onun neslinin de topraktan yaratılmış olduğu elbette mülâhaza edilebilir. Ama her insanın yaratıldığı menînin, birtakım gıdâlardan meydana geldiği, o yiyeceklerin de topraktan olduğu düşünülecek olursa, insanın yaratılış maddesinin iki vâsıtayla yine toprağa döndüğü anlaşılır. Lâkin Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen: “Hiçbir çocuk yoktur ki (anne rahminde şekli belirlenirken) mutlaka onun üzerine (defnedileceği) çukurunun toprağından serpilmiştir” (Ebû Nu‘aym, Hılyetü’l-evliyâ, 2/280; el-Hakîmü’t-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl, 1/267; el-Kurtubî, et-Tefsîr, 14/80) hadîs-i şerîfine göre, her insanın vâsıtasız olarak topraktan yaratılmış olduğu husûsu da sâbittir. Bu rivâyet Atâ el-Horâsânî (Radıyallâhu Anh) tarîkıyle de birçok mûteber eserde zikredilmiştir. (İbnü ‘Abdilberr, et-Temhîd, 24/400; el-Kurtubî, et-Tefsîr, 14/81; es-Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr, 10/214)
وَلَقَدْ اَرَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبٰى ﴿٥٦﴾
﴾56﴿ Andolsun ki; elbette Biz o (Firavu)na (Mûsâ (Aleyhisselâm)a verilmiş olan) o mûcizelerin tümünü kesinlikle gösterdik. Fakat o yalanladı ve (hakkı kabûl etmekten) imtinâ etti (de inkârda direterek îmân etmekten geri durdu).
قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسٰى ﴿٥٧﴾
﴾57﴿ (Firavun Mûsâ (Aleyhisselâm)dan gördüğü mûcizeler karşısında korkuya kapılarak) dedi ki: “Ey Mûsâ! Sen bize (yaptığın büyülerin ve) sihrin sebebi ile bizi toprağımızdan çıkarasın diye mi geldin?!
فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِه۪ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَٓا اَنْتَ مَكَانًا سُوًى ﴿٥٨﴾
﴾58﴿ İşte andolsun ki; elbette sana onun benzeri bir sihri (ve büyüyü) getireceğiz. O hâlde sen, bizim aramızla senin aranda (müştereken uyulacak) bir sözleşme (yeri) olarak (kendisinde dağ tepe bulunmayan) dümdüz bir mekânı tâyin et ki, biz onu bozmayalım, sen de (o sözü bozucu) olmayasın.”
قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّ۪ينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى ﴿٥٩﴾
﴾59﴿ (Bunun üzerine Mûsâ (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Size vaad edilen zaman, ziynet(li elbiselerinizi ve süs eşyâlarınızı giyinmekte olduğunuz bayram) günüdür ve (o günde) insanların kuşluk vaktinde toplanması (olarak kararlaştırılmış)dır.”
فَتَوَلّٰى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتٰى ﴿٦٠﴾
﴾60﴿ Sonra Firavun (Mûsâ (Aleyhisselâm)ın yanından) dönüp gitti de, hemen (tüm büyücüleri çağırıp, istedikleri bütün malzemeleri temin ederek) hîlesini (uygulatacağı büyücülerini) topladı ve sonra (buluşma yerine) geldi.
قَالَ لَهُمْ مُوسٰى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍۚ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرٰى ﴿٦١﴾
﴾61﴿ Mûsâ o (karşısına çıkarıla)n (sihirbaz)lara: “Helâk (ve yıkım) size (gelip çatacaktır)! (Gönderdiği mûcizeleri ‘Büyü’ diye adlandırarak) Allâh’a karşı bir yalan uydurmayın, sonra O (dayanamayacağınız) büyük bir azapla kök(ünüzü) kazıyacak şekilde sizi helâk eder. Zâten (Allâh’a karşı) iftirâda bulunmuş olan kimse gerçekten (en büyük zarar ve) hüsrâna uğramıştır” dedi.
فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى ﴿٦٢﴾
﴾62﴿ Böylece o (büyü yapmak için çağrıla)nlar (Mûsâ (Aleyhisselâm)ın sözlerinin bir büyücü kelâmına benzemediğini fark ederek) işlerini aralarında tartıştılar ve (bunu yaparken Mûsâ ve Hârûn (Aleyhimesselâm)a görünmemeye ve konuştuklarını duyurmamaya âzamî gayret göstererek) fısıldaşmayı gizli tuttular. Müfessirler, büyücülerin aralarında fısıldaştıkları söz hakkında birkaç görüş beyân etmişlerdir: Kimine göre bu, bir sonraki âyette zikredilecek sözleridir, kimine göreyse: “Bu bir büyücü sözü olamaz”, “O bize gâlip gelirse ona tâbi oluruz”, “O bir büyücü ise zâten biz onu yeneriz ama gücünü Allâh’tan alıyorsa o zaman şânı büyük olur” gibi sözlerdir. (el-Âlûsî)
قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُر۪يدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَر۪يقَتِكُمُ الْمُثْلٰى ﴿٦٣﴾
﴾63﴿ (Birbirlerine gizlice) dediler ki: “Gerçekten işte bu ikisi elbette iki büyücüdür ki, ikisi (de yaptıkları büyü ve) sihirleri sebebiyle sizi toprağınızdan çıkarmayı ve sizin o en üstün yolunuzu gidermeyi (böylece Firavun’u ilâh edinme dâvânızı tamâmen ortadan kaldırmayı) arzulamaktadırlar.
فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفًّاۚ وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلٰى ﴿٦٤﴾
﴾64﴿ Artık siz (tüm) hîle (ve hünerleri)nizi (sergilemek için gerekli malzemenizi) bir araya getirin de sonra tek bir safta dizilmiş kimseler hâlinde (Mûsâ’ya karşı) geli(p büyünüzü sergileyi)n. Zâten üstün gelmiş olan kimse, gerçekten bugün felâh bulmuştur (ve murâdına ermiştir).”