v13.9.26 Geliştirme Notları
En`âm Sûresi
138
Cuz 7
﴾91﴿ O (Yahûdî ola)nlar hak ettiği kadri (kıymeti) ile Allâh’ı takdîr de etmediler. (Bu yüzden O’nun peygamber gönderip kitap indirme nîmetinin büyüklüğünü ve inkâr edenlere yapacağı azâbın şiddetini anlayamadılar.) Zîrâ: “Allâh hiçbir beşer üzerine (vahiy olarak) bir şey indirmedi” dediler. (Habîbim!) De ki: “Mûsâ’nın insanlar için büyük bir nur ve bir hidâyet (rehberi) olarak getirmiş olduğu o (Tevrât) kitab(ın)ı kim indirmiştir ki, siz (işinize geleni açıklayıp, gelmeyeni gizleme imkânı bulmanız için) onu kâğıtlar hâline getiriyor ve onları (parçalayarak içlerinden işinize geleni) açıklıyordunuz, (Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in tarifini ve recim gibi ağır hükümleri içeren bölümlerden) birçoğunu da gizliyordunuz? (Ey Ehl-i Kitap!) Hâlbuki (Tevrât’a ilâve olarak ve onda çözemediğiniz hükümleri beyân gâyesiyle Kur’ân-ı Kerîm’de) size öyle şeyler öğretilmişti ki siz de (onları) bilir olmadınız, atalarınız da olmadı.” (Habîbim! Onlar doğru cevap verirlerse ne âlâ; değilse cevap inkâr edilemeyecek şekilde belli olduğu için) artık sen: “(Peygamberlere kitapları) Allâh (indirdi)!” de, sonra onları o (bâtıl inançlara) dalışları içerisinde oynar oldukları hâlde bırak! (Çünkü gerçeği tebliğ ederek aleyhlerine huccet ikāme ettikten sonra artık sana düşen bir sorumluluk kalmamıştır.)
﴾92﴿ Ve işte bu (Kur’ân-ı Kerîm), öncesinde bulunan (geçmiş kitap)ları doğrulayıcı, pek değerli ve (fayda ve menfaati çok olan) çok mübârek bir kitaptır ki; Biz onu sana (âlemler kendisiyle bereketlensin diye) indirdik, bir de şehirlerin anası (mesâbesinde olan Mekke halkı)nı ve çevresinde olanları uyarasın diye! O kimseler ki âhirete îmân etmektedirler; onlar (âkıbetlerinden korktuklarından, bu endişe de kendilerini ince düşünmeye sevk ettiği için) bu (peygambere ve Kur’â)na da îmân ederler ve onlar namazlarını (hakkıyla kılmaya devâm etmek sûretiyle) muhâfaza ederler.
﴾93﴿ Kim daha zâlimdir o kimseden ki; (“Allâh hiçbir beşere bir şey indirmedi” diyerek) Allâh’a karşı bir yalan uydurmuştur yâhut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı hâlde: “(Muhammed’e vahyolunanın bir benzeri) bana da vahyolundu” demiştir?! Bir de (kim daha zâlim olabilir) o kimseden ki: “(İstesek biz de Kur’ân’a benzer şeyler söylerdik) Allâh’ın indirmiş olduğu şeyin bir benzerini yakında ben de indireceğim” demiştir?! (Habîbim!) Böylece sen o zâlimleri ölümün zorlukları içerisindeyken bir görecek olsaydın (elbette çok büyük bir şey görmüş olurdun)! (O sıra) melekler ise (kendilerine göz açtırmayıp, canlarını almak üzere) ellerini uzatıcılar olarak (ölümlerini zorlaştırmak için onlara şöyle derler:) “Ruhlarınızı (bedenlerinizden) siz çıkarın (da bu azaptan kendinizi kurtarın bakalım)! Hak olmayan şeyleri Allâh’a karşı sürekli söylemekte bulunmuş olduğunuz için ve O’nun âyetlerin(e îmân etmek)den sürekli uzaklaşıp, (onlara îmâna yanaşmayarak) çokça kibirlenmekte bulunmuş olduğunuzdan dolayı işte bu gün alçaklık azâbıyla cezâlandırılacaksınız.” Katâde (Radıyallâhu Anh)dan rivâyete göre; bu âyet-i kerîme Müseylemetü’l-Kezzâb ve Esved-i Ansî gibi peygamberlik taslayan kimseler hakkında inmiştir. Benû Hanîfe kabilesinden olan Müseyleme, Yemâme şehrinde kâhinlik yapar, peygamberlik iddiâsında bulunur, yalan-yanlış kâfiyeler düzerek Kur’ân-ı Kerîm’e muârazalar yapmaya kalkışırdı ve: “Muhammed büyük işler için gönderildi, ben de ufak tefek işler için gönderildim” derdi. Esved ise Benû Müdlic kabîlesinden olup Yemen’de peygamberlik iddiâsına kalkışan bir kâhin idi. Yemen havâlisindeki bâzı bölgeleri istîlâ edip Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in zekât tahsildarlarını oralardan çıkarmıştı. Müşriklerden Nadr ibnü Hâris de Fâris (Îran) diyârından Acem hikâyelerini ve Rüstem kıssalarını nüshalar hâlinde Mekke’ye getirir, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Kur’ân okurken geçmiş kavimlerin kıssalarını nakletmesi sırasında: “İstesem ben de bunun söylediğinin benzerlerini söylerim” derdi. Bu kişiler hakkındaki diğer bâzı mâlûmât ve âyet-i kerîmenin sebeb-i nüzûlü hakkındaki diğer rivâyetler için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 10/341-349
﴾94﴿ (Allâh-u Te‘âlâ o müşriklere kıyâmet günü şöyle buyuracak:) Andolsun ki; gerçekten sizi ilk zaman yarattığımız gibi (eşten, dosttan, maldan ve evlattan ayrı vaziyette yapayalnız) teker teker elbette Bize geldiniz ve size ihsân etmiş bulunduğumuz şeyleri sırtlarınızın arkasında bıraktınız (da onlardan en ufak bir şeyi bile yanınızda getiremediniz). Ayrıca o şefâatçileriniz (sandığınız ve kendilerine taptığınız şeyler)i de sizinle birlikte görmüyoruz ki, gerçekten onların siz(in ibâdetiniz)de ortaklar olduklarını boşu boşuna iddiâ etmiştiniz. Yemîn olsun; muhakkak ki (artık) aranızda (bulunan irtibat bağları açısından) tam bir kopukluk oluşmuştur ve böylece (ilâh oldukları hakkında) yalan yere sürekli iddiâda bulunmuş olduğunuz şeyler sizden uzaklaşıp kaybolmuştur.
سُورَةُ الْاَنْعَامِ
الجزء ٧
١٣٨
وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ٓ اِذْ قَالُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَيْءٍۜ قُلْ مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذ۪ي جَٓاءَ بِه۪ مُوسٰى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاط۪يسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَث۪يرًاۚ وَعُلِّمْتُمْ مَا لَمْ تَعْلَمُٓوا اَنْتُمْ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬كُمْۜ قُلِ اللّٰهُۙ ثُمَّ ذَرْهُمْ ف۪ي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ ﴿٩١﴾
وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَهُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ﴿٩٢﴾
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُو۫حِيَ اِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُۜ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ ف۪ي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُٓوا اَيْد۪يهِمْۚ اَخْرِجُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِه۪ تَسْتَكْبِرُونَ ﴿٩٣﴾
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَٓاءَ ظُهُورِكُمْۚ وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ ف۪يكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬اۜ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ۟ ﴿٩٤﴾
En`âm Sûresi
138
Cuz 7
وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ٓ اِذْ قَالُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَيْءٍۜ قُلْ مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذ۪ي جَٓاءَ بِه۪ مُوسٰى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاط۪يسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَث۪يرًاۚ وَعُلِّمْتُمْ مَا لَمْ تَعْلَمُٓوا اَنْتُمْ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬كُمْۜ قُلِ اللّٰهُۙ ثُمَّ ذَرْهُمْ ف۪ي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ ﴿٩١﴾
﴾91﴿ O (Yahûdî ola)nlar hak ettiği kadri (kıymeti) ile Allâh’ı takdîr de etmediler. (Bu yüzden O’nun peygamber gönderip kitap indirme nîmetinin büyüklüğünü ve inkâr edenlere yapacağı azâbın şiddetini anlayamadılar.) Zîrâ: “Allâh hiçbir beşer üzerine (vahiy olarak) bir şey indirmedi” dediler. (Habîbim!) De ki: “Mûsâ’nın insanlar için büyük bir nur ve bir hidâyet (rehberi) olarak getirmiş olduğu o (Tevrât) kitab(ın)ı kim indirmiştir ki, siz (işinize geleni açıklayıp, gelmeyeni gizleme imkânı bulmanız için) onu kâğıtlar hâline getiriyor ve onları (parçalayarak içlerinden işinize geleni) açıklıyordunuz, (Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in tarifini ve recim gibi ağır hükümleri içeren bölümlerden) birçoğunu da gizliyordunuz? (Ey Ehl-i Kitap!) Hâlbuki (Tevrât’a ilâve olarak ve onda çözemediğiniz hükümleri beyân gâyesiyle Kur’ân-ı Kerîm’de) size öyle şeyler öğretilmişti ki siz de (onları) bilir olmadınız, atalarınız da olmadı.” (Habîbim! Onlar doğru cevap verirlerse ne âlâ; değilse cevap inkâr edilemeyecek şekilde belli olduğu için) artık sen: “(Peygamberlere kitapları) Allâh (indirdi)!” de, sonra onları o (bâtıl inançlara) dalışları içerisinde oynar oldukları hâlde bırak! (Çünkü gerçeği tebliğ ederek aleyhlerine huccet ikāme ettikten sonra artık sana düşen bir sorumluluk kalmamıştır.)
وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَهُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ﴿٩٢﴾
﴾92﴿ Ve işte bu (Kur’ân-ı Kerîm), öncesinde bulunan (geçmiş kitap)ları doğrulayıcı, pek değerli ve (fayda ve menfaati çok olan) çok mübârek bir kitaptır ki; Biz onu sana (âlemler kendisiyle bereketlensin diye) indirdik, bir de şehirlerin anası (mesâbesinde olan Mekke halkı)nı ve çevresinde olanları uyarasın diye! O kimseler ki âhirete îmân etmektedirler; onlar (âkıbetlerinden korktuklarından, bu endişe de kendilerini ince düşünmeye sevk ettiği için) bu (peygambere ve Kur’â)na da îmân ederler ve onlar namazlarını (hakkıyla kılmaya devâm etmek sûretiyle) muhâfaza ederler.
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُو۫حِيَ اِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُۜ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ ف۪ي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُٓوا اَيْد۪يهِمْۚ اَخْرِجُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِه۪ تَسْتَكْبِرُونَ ﴿٩٣﴾
﴾93﴿ Kim daha zâlimdir o kimseden ki; (“Allâh hiçbir beşere bir şey indirmedi” diyerek) Allâh’a karşı bir yalan uydurmuştur yâhut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı hâlde: “(Muhammed’e vahyolunanın bir benzeri) bana da vahyolundu” demiştir?! Bir de (kim daha zâlim olabilir) o kimseden ki: “(İstesek biz de Kur’ân’a benzer şeyler söylerdik) Allâh’ın indirmiş olduğu şeyin bir benzerini yakında ben de indireceğim” demiştir?! (Habîbim!) Böylece sen o zâlimleri ölümün zorlukları içerisindeyken bir görecek olsaydın (elbette çok büyük bir şey görmüş olurdun)! (O sıra) melekler ise (kendilerine göz açtırmayıp, canlarını almak üzere) ellerini uzatıcılar olarak (ölümlerini zorlaştırmak için onlara şöyle derler:) “Ruhlarınızı (bedenlerinizden) siz çıkarın (da bu azaptan kendinizi kurtarın bakalım)! Hak olmayan şeyleri Allâh’a karşı sürekli söylemekte bulunmuş olduğunuz için ve O’nun âyetlerin(e îmân etmek)den sürekli uzaklaşıp, (onlara îmâna yanaşmayarak) çokça kibirlenmekte bulunmuş olduğunuzdan dolayı işte bu gün alçaklık azâbıyla cezâlandırılacaksınız.” Katâde (Radıyallâhu Anh)dan rivâyete göre; bu âyet-i kerîme Müseylemetü’l-Kezzâb ve Esved-i Ansî gibi peygamberlik taslayan kimseler hakkında inmiştir. Benû Hanîfe kabilesinden olan Müseyleme, Yemâme şehrinde kâhinlik yapar, peygamberlik iddiâsında bulunur, yalan-yanlış kâfiyeler düzerek Kur’ân-ı Kerîm’e muârazalar yapmaya kalkışırdı ve: “Muhammed büyük işler için gönderildi, ben de ufak tefek işler için gönderildim” derdi. Esved ise Benû Müdlic kabîlesinden olup Yemen’de peygamberlik iddiâsına kalkışan bir kâhin idi. Yemen havâlisindeki bâzı bölgeleri istîlâ edip Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in zekât tahsildarlarını oralardan çıkarmıştı. Müşriklerden Nadr ibnü Hâris de Fâris (Îran) diyârından Acem hikâyelerini ve Rüstem kıssalarını nüshalar hâlinde Mekke’ye getirir, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Kur’ân okurken geçmiş kavimlerin kıssalarını nakletmesi sırasında: “İstesem ben de bunun söylediğinin benzerlerini söylerim” derdi. Bu kişiler hakkındaki diğer bâzı mâlûmât ve âyet-i kerîmenin sebeb-i nüzûlü hakkındaki diğer rivâyetler için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 10/341-349
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَٓاءَ ظُهُورِكُمْۚ وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ ف۪يكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬اۜ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ۟ ﴿٩٤﴾
﴾94﴿ (Allâh-u Te‘âlâ o müşriklere kıyâmet günü şöyle buyuracak:) Andolsun ki; gerçekten sizi ilk zaman yarattığımız gibi (eşten, dosttan, maldan ve evlattan ayrı vaziyette yapayalnız) teker teker elbette Bize geldiniz ve size ihsân etmiş bulunduğumuz şeyleri sırtlarınızın arkasında bıraktınız (da onlardan en ufak bir şeyi bile yanınızda getiremediniz). Ayrıca o şefâatçileriniz (sandığınız ve kendilerine taptığınız şeyler)i de sizinle birlikte görmüyoruz ki, gerçekten onların siz(in ibâdetiniz)de ortaklar olduklarını boşu boşuna iddiâ etmiştiniz. Yemîn olsun; muhakkak ki (artık) aranızda (bulunan irtibat bağları açısından) tam bir kopukluk oluşmuştur ve böylece (ilâh oldukları hakkında) yalan yere sürekli iddiâda bulunmuş olduğunuz şeyler sizden uzaklaşıp kaybolmuştur.