v13.9.26 Geliştirme Notları
Hûd Sûresi
224
Cuz 12
﴾29﴿ Yine ey kavmim! Ben o (tebliğin size ulaştırılması)na karşılık sizden bir mal istemiyorum. Benim ecrim(i ve mükâfâtımı vermek) ancak Allâh’a âittir. (Bana îmân eden fakirlerden hoşlanmıyorsunuz) ama (sizin hâtırınız için) ben o îmân etmiş kimseleri aslâ kovacak biri değilim. Zîrâ şüphesiz ki onlar Rableri (nezdinde mertebe sâhibidirler, âhirette de O’nun nîmetleri)ne kavuşucu kimselerdir. (Dolayısıyla onları kovan kimse Rableri nezdinde cezâya müstehak olur.) Velâkin ben sizi öyle bir toplum olarak görüyorum ki (bilinmesi gereken şeyler hakkında, özellikle de Rabbinize kavuşacağınıza dâir ve O’nun huzûrunda bu kişilerin sizden daha hayırlı olduğu husûsunda) câhillik etmektesiniz.
﴾30﴿ Bir de ey kavmim! Ben onları kovarsam, Allâh’tan (gelecek azâba karşı) bana kim yardım edebilir?! Peki siz hiç mi düşünmüyorsunuz (ve hâlâ onları kovarsam îmân edeceğinizi söyleyebiliyorsunuz)?!
﴾31﴿ Üstelik ben size: ‘Allâh’ın (rızkının) hazîneleri sâdece benim yanımdadır’ demiyorum (ki, benim madden sizden üstün olmadığımı iddiâ ediyorsunuz). Ben (Allâh’ın bildirmediği) o gaybı da (kendiliğimden) bil(diğimi söyle)miyorum (ki, bana vahiy geldiğine dâir iddiâmı uzak görerek beni inkâr ediyorsunuz). Yine ben (size): ‘Gerçekten ben bir meleğim’ de demiyorum (ki, ‘Sen ancak bizim gibi bir beşersin’ diyerek benim peygamberliğime îtirâz ediyorsunuz). Ben (sizi hoşnut edeyim diye) gözlerinizin sürekli küçümsemekte olduğu o (fakir) kimseler için: ‘Allâh bunlara (iki cihanda da) aslâ hiçbir hayır vermeyecektir’ de diyemem. Allâh onların içlerinde bulunan şeyleri (ve kalplerinin hayırdan ve şerden neler barındırdığını) hakkıyla bilendir. Muhakkak ben o(nların açıkladıkları ifâdelere îtibâr etmeyip, îmânlarını geçersiz sayarak kendilerini kovduğum) takdirde elbette (onlara haksızlık eden) zâlimlerdenim (demektir ki, ben böyle bir zulmü aslâ kendime yakıştıramayacağıma göre, bu tür muâmeleyi de benden beklemeyin).”
﴾32﴿ O (müşrik ola)nlar: “Ey Nûh! Gerçekten sen (yolumuzdan dönmemiz için) bizimle mücâdele ettin ve çekişmemizi çok uzattın /bize karşı çok mücâdele çeşitleri ortaya koydun/. O hâlde bize vaad etmekte olduğun (peşin azapla ilgili) şeyleri bize getir. Eğer sen (bu tehdîdinde) doğru söyleyen kimselerden olduysan (dediğini yap da görelim)” dediler.
﴾33﴿ (Nûh (Aleyhisselâm)) dedi ki: “(Çabucak istediğiniz azapları meydana getirmek benim gücüm dâhilinde değildir.) Murâd ederse onu size ancak (inkâr edip emrine karşı geldiğiniz O) Allâh getirecektir. Ama (eninde sonunda azap size peşînen veyâ gecikmeli olarak mutlaka gelecektir) siz (ise başınıza gelecek azâbı savuşturarak yâhut ondan kaçıp kurtularak Allâh-u Te‘âlâ’yı) aslâ (size azap etmekten) âciz bırakıcı kimseler olamazsınız.
﴾34﴿ Allâh (sizin hür irâdenizle kötü yolu tercih ettiğinizi bildiği için) sizi saptırmayı murâd etmekte ise, ben size (ne kadar) iyilikte bulunmamı arzulasam da, bu hayırseverliğim size fayda vermez. (Zâten) ancak O sizin Rabbinizdir (sizi yaratan ve bütün işlerinizi yöneten ancak O’dur) ve siz (sonunda) ancak O(nun hesap yurdu)na döndürüleceksiniz (O da yaptıklarınızın karşılığını tastamam verecektir).”
﴾35﴿ Yoksa o (Nûh (Aleyhisselâm)ın müşrik kavminden ola)nlar (Nûh (Aleyhisselâm)ın getirdiği hak ve hakîkatler için): “Onu o uydurdu” mu diyorlar?! (Ey Nûh!) De ki: “(Farz-ı muhâl) ben onu uydurduysam benim günah işlemem(in vebâli) sâdece benim aleyhimedir. Ama ben de sizin (bana iftirâ isnâd ederek) işlemekte olduğunuz o günah(ın cezâsın)dan tamâmen uzak biriyim.”
﴾36﴿ Böylece (dokuz yüz elli sene süren uzunca ve çileli tebliğ vazîfesine sabrettikten sonra) Nûh’a vahyolundu ki: “Şu muhakkak ki; (ne kadar tebliğ etsen de bundan sonra) senin kavminden (bugüne kadar) gerçekten îmân etmiş olandan başkası aslâ îmân etmeyecektir. Artık sen onların sürekli yapmakta oldukları şeyler yüzünden (onların inkâr, alay ve eziyetleri nedeniyle) felâkete uğramış gibi üzülme.
﴾37﴿ Bir de sen Bizim gözetimimizle (nezâretimizde) ve (o gemiyi nasıl yapacağını tâlim eden) vahyimizle o gemiyi sağlamca yap. O (inkâr ederek) zulmetmiş olan kimseler(in kurtuluşu) hakkında ise (ricâda ve duâda bulunmak sûretiyle) Benimle muhâtap olma. Şüphesiz ki onlar suyla boğul(malarına hükmolun)muş kimselerdir.”
سُورَةُ هُودٍ
الجزء ١٢
٢٢٤
وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ ﴿٢٩﴾
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ﴿٣٠﴾
وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْرًاۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذًا لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ ﴿٣١﴾
قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ﴿٣٢﴾
قَالَ اِنَّمَا يَأْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ اِنْ شَٓاءَ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ ﴿٣٣﴾
وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْح۪ٓي اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْۜ هُوَ رَبُّكُمْ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَۜ ﴿٣٤﴾
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ۟ ﴿٣٥﴾
وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ ﴿٣٦﴾
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ﴿٣٧﴾
Hûd Sûresi
224
Cuz 12
وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ ﴿٢٩﴾
﴾29﴿ Yine ey kavmim! Ben o (tebliğin size ulaştırılması)na karşılık sizden bir mal istemiyorum. Benim ecrim(i ve mükâfâtımı vermek) ancak Allâh’a âittir. (Bana îmân eden fakirlerden hoşlanmıyorsunuz) ama (sizin hâtırınız için) ben o îmân etmiş kimseleri aslâ kovacak biri değilim. Zîrâ şüphesiz ki onlar Rableri (nezdinde mertebe sâhibidirler, âhirette de O’nun nîmetleri)ne kavuşucu kimselerdir. (Dolayısıyla onları kovan kimse Rableri nezdinde cezâya müstehak olur.) Velâkin ben sizi öyle bir toplum olarak görüyorum ki (bilinmesi gereken şeyler hakkında, özellikle de Rabbinize kavuşacağınıza dâir ve O’nun huzûrunda bu kişilerin sizden daha hayırlı olduğu husûsunda) câhillik etmektesiniz.
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ﴿٣٠﴾
﴾30﴿ Bir de ey kavmim! Ben onları kovarsam, Allâh’tan (gelecek azâba karşı) bana kim yardım edebilir?! Peki siz hiç mi düşünmüyorsunuz (ve hâlâ onları kovarsam îmân edeceğinizi söyleyebiliyorsunuz)?!
وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْرًاۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذًا لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ ﴿٣١﴾
﴾31﴿ Üstelik ben size: ‘Allâh’ın (rızkının) hazîneleri sâdece benim yanımdadır’ demiyorum (ki, benim madden sizden üstün olmadığımı iddiâ ediyorsunuz). Ben (Allâh’ın bildirmediği) o gaybı da (kendiliğimden) bil(diğimi söyle)miyorum (ki, bana vahiy geldiğine dâir iddiâmı uzak görerek beni inkâr ediyorsunuz). Yine ben (size): ‘Gerçekten ben bir meleğim’ de demiyorum (ki, ‘Sen ancak bizim gibi bir beşersin’ diyerek benim peygamberliğime îtirâz ediyorsunuz). Ben (sizi hoşnut edeyim diye) gözlerinizin sürekli küçümsemekte olduğu o (fakir) kimseler için: ‘Allâh bunlara (iki cihanda da) aslâ hiçbir hayır vermeyecektir’ de diyemem. Allâh onların içlerinde bulunan şeyleri (ve kalplerinin hayırdan ve şerden neler barındırdığını) hakkıyla bilendir. Muhakkak ben o(nların açıkladıkları ifâdelere îtibâr etmeyip, îmânlarını geçersiz sayarak kendilerini kovduğum) takdirde elbette (onlara haksızlık eden) zâlimlerdenim (demektir ki, ben böyle bir zulmü aslâ kendime yakıştıramayacağıma göre, bu tür muâmeleyi de benden beklemeyin).”
قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ﴿٣٢﴾
﴾32﴿ O (müşrik ola)nlar: “Ey Nûh! Gerçekten sen (yolumuzdan dönmemiz için) bizimle mücâdele ettin ve çekişmemizi çok uzattın /bize karşı çok mücâdele çeşitleri ortaya koydun/. O hâlde bize vaad etmekte olduğun (peşin azapla ilgili) şeyleri bize getir. Eğer sen (bu tehdîdinde) doğru söyleyen kimselerden olduysan (dediğini yap da görelim)” dediler.
قَالَ اِنَّمَا يَأْت۪يكُمْ بِهِ اللّٰهُ اِنْ شَٓاءَ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ ﴿٣٣﴾
﴾33﴿ (Nûh (Aleyhisselâm)) dedi ki: “(Çabucak istediğiniz azapları meydana getirmek benim gücüm dâhilinde değildir.) Murâd ederse onu size ancak (inkâr edip emrine karşı geldiğiniz O) Allâh getirecektir. Ama (eninde sonunda azap size peşînen veyâ gecikmeli olarak mutlaka gelecektir) siz (ise başınıza gelecek azâbı savuşturarak yâhut ondan kaçıp kurtularak Allâh-u Te‘âlâ’yı) aslâ (size azap etmekten) âciz bırakıcı kimseler olamazsınız.
وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْح۪ٓي اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْۜ هُوَ رَبُّكُمْ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَۜ ﴿٣٤﴾
﴾34﴿ Allâh (sizin hür irâdenizle kötü yolu tercih ettiğinizi bildiği için) sizi saptırmayı murâd etmekte ise, ben size (ne kadar) iyilikte bulunmamı arzulasam da, bu hayırseverliğim size fayda vermez. (Zâten) ancak O sizin Rabbinizdir (sizi yaratan ve bütün işlerinizi yöneten ancak O’dur) ve siz (sonunda) ancak O(nun hesap yurdu)na döndürüleceksiniz (O da yaptıklarınızın karşılığını tastamam verecektir).”
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ۟ ﴿٣٥﴾
﴾35﴿ Yoksa o (Nûh (Aleyhisselâm)ın müşrik kavminden ola)nlar (Nûh (Aleyhisselâm)ın getirdiği hak ve hakîkatler için): “Onu o uydurdu” mu diyorlar?! (Ey Nûh!) De ki: “(Farz-ı muhâl) ben onu uydurduysam benim günah işlemem(in vebâli) sâdece benim aleyhimedir. Ama ben de sizin (bana iftirâ isnâd ederek) işlemekte olduğunuz o günah(ın cezâsın)dan tamâmen uzak biriyim.”
وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ ﴿٣٦﴾
﴾36﴿ Böylece (dokuz yüz elli sene süren uzunca ve çileli tebliğ vazîfesine sabrettikten sonra) Nûh’a vahyolundu ki: “Şu muhakkak ki; (ne kadar tebliğ etsen de bundan sonra) senin kavminden (bugüne kadar) gerçekten îmân etmiş olandan başkası aslâ îmân etmeyecektir. Artık sen onların sürekli yapmakta oldukları şeyler yüzünden (onların inkâr, alay ve eziyetleri nedeniyle) felâkete uğramış gibi üzülme.
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ﴿٣٧﴾
﴾37﴿ Bir de sen Bizim gözetimimizle (nezâretimizde) ve (o gemiyi nasıl yapacağını tâlim eden) vahyimizle o gemiyi sağlamca yap. O (inkâr ederek) zulmetmiş olan kimseler(in kurtuluşu) hakkında ise (ricâda ve duâda bulunmak sûretiyle) Benimle muhâtap olma. Şüphesiz ki onlar suyla boğul(malarına hükmolun)muş kimselerdir.”