v02.01.25 Geliştirme Notları
Zuhruf Sûresi
489
Cuz 25
11﴿ (Âlemleri yaratan) yine O (yüce) Zâttır ki; gökten suyu (ve tonlarca yağmuru üstün hikmetlere dayalı olan yüce irâdesiyle tespit ettiği) bir ölçü ile indirdi de, onun sebebiyle Biz (bitkilerden ve ürünlerden tamâmen yoksun olan) ölü bir beldeyi canlandırdık. (Ey insan!) İşte sana! Siz (de) böylece (diriltilerek kabirlerinizden) çıkartılacaksınız! (Artık her sene gözünüzün önünde ölü toprağa hayat veren Rabbinizin, ölümünüzün ardından sizi diriltmesini nasıl uzak görebiliyorsunuz?!)
12﴿ (Gökleri ve yeri yaratan) yine O Zâttır ki; (ekşi-tatlı, beyaz-siyah, erkek-dişi gibi yaratılmışların) türleri, onların tamâmını yaratmıştır, binmekte olduğunuz gemileri ve davarları da sizin için vâr etmiştir.
13﴿ (Allâh-u Te‘âlâ sizin için gemileri ve yük taşıyan hayvanları yaratmıştır,) tâ ki siz onların sırtları üzerine yerleşesiniz, sonra üzerlerine oturduğunuz zaman Rabbinizin nîmetini(n büyüklüğünü kalben) hatırlayasınız da (dillerinizle bu nîmete şükretmek için) diyesiniz ki: “(Bütün noksan sıfatlardan ve şânına yakışmayan vasıflardan) O Zâtı tesbîh ile (tenzîh ederiz) ki; işte bunu bize itâatkâr kılmıştır. Hâlbuki biz bun(ca ağır gemiyi ve vâsıtayı kullanmay)a güç yetirebilen kimseler değildik.
14﴿ Ayrıca şüphesiz ki biz (bugün bu vâsıtalarla kısa yolculuklara çıkmaktaysak da, ölümle birlikte geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkarak) ancak Rabbimiz(in bizi diriltip sevk edeceği âhiret)e elbette dönücü kimseleriz.”
15﴿ (Müşrikler göklerin ve yerin yaratıcısının tek olduğunu îtirâf ettiler) ama onlar (“Melekler Allâh’ın kızlarıdır” diyerek) kullarından O (Allâh-u Azîmişşâ)na bir parça ayırdılar (ve yaratılmış şeylere âit baba olma sıfatını Allâh-u Te‘âlâ’ya taktılar). Gerçekten o (müşrik) insan elbette (inkârı) çok açık olan /(şirkini) açığa vuran/ büyük bir kâfirdir.
16﴿ Yoksa O (Allâh-u Te‘âlâ), yaratmakta olduğu şeyler içerisinden birtakım kızlar(ı evlât) edinmiş de sizi oğullar ile mi seçkin kılmıştır?!
17﴿ Ama onlardan biri (“Allâh’ın kızları var” demek sûretiyle) Rahmân için (lâyık görüp) bir benzer yaptığı o şey ile müjdelen(mek üzere kendisine “Kız çocuğun oldu” denil)diği zaman (üzüntü ve utancından) yüzü kapkara olmuş bir kimse olur, üstelik o öfke dolu biridir.
18﴿ Yoksa (müşrikler) o takılar içerisinde büyütülen ve kendisi özellikle mücâdelede (delîlini ve dâvâsını) açıklayıcı olamayan (ve merâmını anlatmaktan âciz olan dişi) birini mi (Allâh-u Te‘âlâ’ya isnâd ettiler)?!
19﴿ Yine o (şirk koşa)nlar o melekleri birtakım dişiler olarak vasıfladılar ki, aslında onlar Rahmân’ın kullarıdır. Yoksa (Allâh-u Te‘âlâ’nın) onları yaratmasına şâhit mi oldular (da, Allâh’ın onları dişi olarak yarattığını görerek bu kanâate vardılar)?! (Onların: “Biz babalarımızdan böyle işittik, onların yalan söylemediklerine de şâhitlik ederiz” diyerek melekler hakkında yaptıkları) bu şâhitlikleri (amel defterlerine) muhakkak yazılmaktadır ve onlar (kıyâmet günü bundan dolayı) sorumlu tutulacaklardır.
20﴿ Bir de o (müşrik ola)nlar(dan meleklere tapanlar): “Rahmân (bizim meleklere tapmamamızı) dileseydi biz onlara tapmazdık. (Biz şu anda onlara taptığımıza göre, bu ibâdetimizin Allâh indinde de makbul ve güzel bir şey olduğu anlaşılmaktadır)” dediler. (Oysa Biz, onların kendi irâdelerini şirk yönünde kullandığını bildiğimiz için buna müsâade ettik ama bu Bizim, onların kâfirliğine râzı olduğumuz anlamına gelmez.) İşte sana! Bu hususta onlara âit hiçbir bilgi yoktur. Onlar ancak (zan ve) tahmine dayalı (bir) yalan söylemektedirler. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; Allâh-u Te‘âlâ’nın bir şeyi irâde etmesi, onu emretmiş olması yâhut o şeyden râzı olması anlamına gelmez. Çünkü meşîet; varlığı da yokluğu da mümkün olan şeylerden birini diğerine karşı Allâh-u Te‘âlâ’nın bir hikmetten dolayı tercih etmesi demektir. Dolayısıyla Allâh-u Te‘âlâ’nın bir şeyin var olmasını irâde buyurması o şeyin Kendi nezdinde güzel veyâ çirkin olduğunu ifâde etmez. (el-Âlûsî, 24/360)
21﴿ Yoksa Biz onlara o (Kur’â)ndan önce bir kitap vermişiz de şimdi onlar (“Melekler Allâh’ın kızlarıdır” derken, naklî bir dayanak olarak) ona mı sımsıkı tutunucu kimselerdir?!
22﴿ Doğrusu onlar(ın bu hususta ne aklî ne de naklî hiçbir delilleri mevcut olmayıp, tek dayanakları kendileri gibi câhil olan geçmişlerini körü körüne taklit etmektir, bu yüzden savunmalarında): “Gerçekten biz babalarımızı (ve atalarımızı) bir din üzere bulduk. Muhakkak biz de onların izleri üzere doğruya ermiş kimseleriz” dediler.
سُورَةُ الزُّخْرُفِ
الجزء ٢٥
٤٨٩
وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًاۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ ﴿١١
وَالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَۙ ﴿١٢
لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِه۪ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَۙ ﴿١٣
وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ ﴿١٤
وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِه۪ جُزْءًاۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُب۪ينٌۜ ﴿١٥
اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَن۪ينَ۟ ﴿١٦
وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظ۪يمٌ ﴿١٧
اَوَمَنْ يُنَشَّؤُ۬ا فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ ﴿١٨
وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذ۪ينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثًاۜ اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْۜ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ ﴿١٩
وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ ﴿٢٠
اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِه۪ فَهُمْ بِه۪ مُسْتَمْسِكُونَ ﴿٢١
بَلْ قَالُٓوا اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ ﴿٢٢
Zuhruf Sûresi
489
Cuz 25
وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًاۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ ﴿١١
11﴿ (Âlemleri yaratan) yine O (yüce) Zâttır ki; gökten suyu (ve tonlarca yağmuru üstün hikmetlere dayalı olan yüce irâdesiyle tespit ettiği) bir ölçü ile indirdi de, onun sebebiyle Biz (bitkilerden ve ürünlerden tamâmen yoksun olan) ölü bir beldeyi canlandırdık. (Ey insan!) İşte sana! Siz (de) böylece (diriltilerek kabirlerinizden) çıkartılacaksınız! (Artık her sene gözünüzün önünde ölü toprağa hayat veren Rabbinizin, ölümünüzün ardından sizi diriltmesini nasıl uzak görebiliyorsunuz?!)
وَالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَۙ ﴿١٢
12﴿ (Gökleri ve yeri yaratan) yine O Zâttır ki; (ekşi-tatlı, beyaz-siyah, erkek-dişi gibi yaratılmışların) türleri, onların tamâmını yaratmıştır, binmekte olduğunuz gemileri ve davarları da sizin için vâr etmiştir.
لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِه۪ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَۙ ﴿١٣
13﴿ (Allâh-u Te‘âlâ sizin için gemileri ve yük taşıyan hayvanları yaratmıştır,) tâ ki siz onların sırtları üzerine yerleşesiniz, sonra üzerlerine oturduğunuz zaman Rabbinizin nîmetini(n büyüklüğünü kalben) hatırlayasınız da (dillerinizle bu nîmete şükretmek için) diyesiniz ki: “(Bütün noksan sıfatlardan ve şânına yakışmayan vasıflardan) O Zâtı tesbîh ile (tenzîh ederiz) ki; işte bunu bize itâatkâr kılmıştır. Hâlbuki biz bun(ca ağır gemiyi ve vâsıtayı kullanmay)a güç yetirebilen kimseler değildik.
وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ ﴿١٤
14﴿ Ayrıca şüphesiz ki biz (bugün bu vâsıtalarla kısa yolculuklara çıkmaktaysak da, ölümle birlikte geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkarak) ancak Rabbimiz(in bizi diriltip sevk edeceği âhiret)e elbette dönücü kimseleriz.”
وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِه۪ جُزْءًاۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُب۪ينٌۜ ﴿١٥
15﴿ (Müşrikler göklerin ve yerin yaratıcısının tek olduğunu îtirâf ettiler) ama onlar (“Melekler Allâh’ın kızlarıdır” diyerek) kullarından O (Allâh-u Azîmişşâ)na bir parça ayırdılar (ve yaratılmış şeylere âit baba olma sıfatını Allâh-u Te‘âlâ’ya taktılar). Gerçekten o (müşrik) insan elbette (inkârı) çok açık olan /(şirkini) açığa vuran/ büyük bir kâfirdir.
اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَن۪ينَ۟ ﴿١٦
16﴿ Yoksa O (Allâh-u Te‘âlâ), yaratmakta olduğu şeyler içerisinden birtakım kızlar(ı evlât) edinmiş de sizi oğullar ile mi seçkin kılmıştır?!
وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظ۪يمٌ ﴿١٧
17﴿ Ama onlardan biri (“Allâh’ın kızları var” demek sûretiyle) Rahmân için (lâyık görüp) bir benzer yaptığı o şey ile müjdelen(mek üzere kendisine “Kız çocuğun oldu” denil)diği zaman (üzüntü ve utancından) yüzü kapkara olmuş bir kimse olur, üstelik o öfke dolu biridir.
اَوَمَنْ يُنَشَّؤُ۬ا فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ ﴿١٨
18﴿ Yoksa (müşrikler) o takılar içerisinde büyütülen ve kendisi özellikle mücâdelede (delîlini ve dâvâsını) açıklayıcı olamayan (ve merâmını anlatmaktan âciz olan dişi) birini mi (Allâh-u Te‘âlâ’ya isnâd ettiler)?!
وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذ۪ينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثًاۜ اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْۜ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ ﴿١٩
19﴿ Yine o (şirk koşa)nlar o melekleri birtakım dişiler olarak vasıfladılar ki, aslında onlar Rahmân’ın kullarıdır. Yoksa (Allâh-u Te‘âlâ’nın) onları yaratmasına şâhit mi oldular (da, Allâh’ın onları dişi olarak yarattığını görerek bu kanâate vardılar)?! (Onların: “Biz babalarımızdan böyle işittik, onların yalan söylemediklerine de şâhitlik ederiz” diyerek melekler hakkında yaptıkları) bu şâhitlikleri (amel defterlerine) muhakkak yazılmaktadır ve onlar (kıyâmet günü bundan dolayı) sorumlu tutulacaklardır.
وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ ﴿٢٠
20﴿ Bir de o (müşrik ola)nlar(dan meleklere tapanlar): “Rahmân (bizim meleklere tapmamamızı) dileseydi biz onlara tapmazdık. (Biz şu anda onlara taptığımıza göre, bu ibâdetimizin Allâh indinde de makbul ve güzel bir şey olduğu anlaşılmaktadır)” dediler. (Oysa Biz, onların kendi irâdelerini şirk yönünde kullandığını bildiğimiz için buna müsâade ettik ama bu Bizim, onların kâfirliğine râzı olduğumuz anlamına gelmez.) İşte sana! Bu hususta onlara âit hiçbir bilgi yoktur. Onlar ancak (zan ve) tahmine dayalı (bir) yalan söylemektedirler. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; Allâh-u Te‘âlâ’nın bir şeyi irâde etmesi, onu emretmiş olması yâhut o şeyden râzı olması anlamına gelmez. Çünkü meşîet; varlığı da yokluğu da mümkün olan şeylerden birini diğerine karşı Allâh-u Te‘âlâ’nın bir hikmetten dolayı tercih etmesi demektir. Dolayısıyla Allâh-u Te‘âlâ’nın bir şeyin var olmasını irâde buyurması o şeyin Kendi nezdinde güzel veyâ çirkin olduğunu ifâde etmez. (el-Âlûsî, 24/360)
اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِه۪ فَهُمْ بِه۪ مُسْتَمْسِكُونَ ﴿٢١
21﴿ Yoksa Biz onlara o (Kur’â)ndan önce bir kitap vermişiz de şimdi onlar (“Melekler Allâh’ın kızlarıdır” derken, naklî bir dayanak olarak) ona mı sımsıkı tutunucu kimselerdir?!
بَلْ قَالُٓوا اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ ﴿٢٢
22﴿ Doğrusu onlar(ın bu hususta ne aklî ne de naklî hiçbir delilleri mevcut olmayıp, tek dayanakları kendileri gibi câhil olan geçmişlerini körü körüne taklit etmektir, bu yüzden savunmalarında): “Gerçekten biz babalarımızı (ve atalarımızı) bir din üzere bulduk. Muhakkak biz de onların izleri üzere doğruya ermiş kimseleriz” dediler.