v02.01.25 Geliştirme Notları
Hûd Sûresi
233
Cuz 12
109﴿ (Habîbim! İnsanların başına geleceklerden haberdâr edildiğine göre) artık sen işte şu (müşrik ola)nların tapmakta oldukları şeyler(i Allâh’a ortak koşmalarının kendilerine zarar verip, fayda vermeyeceğin)den hiçbir şüphe içinde bulunma! (Çünkü) onlar ancak, babalarının (ve atalarının) daha önce tapmakta olduğu gibi (körü körüne taklîde dayanan birtakım zararlı) ibâdet(ler) yapıyorlar. Ama şüphesiz ki Biz onlara (dünyâda kendilerini azdıracak rızıktan ve âhirette sebep olacağı azaptan) nasiplerini eksiltilmemiş bir şey olarak elbette tastamam vericileriz.
110﴿ Andolsun ki; muhakkak Biz Mûsâ’ya o (Tevrât) Kitâb’ı(nı) elbette verdik; fakat onun hakkında da ihtilâf edil(erek, bir kısmı tarafından kabûl görüp, diğer birtakımlarınca inkâr edil)di. Eğer (inkârcılara cezâları peşin verilmeyip, âhirete tehiriyle ilgili ezelde) senin Rabbin(in nezdin)den geçmiş olan (karârı ifâde eden) bir kelime bulunmasaydı, elbette (haksızların belâsı çarçabuk verilip herkese gösterilir ve böylece hidâyet ehliyle, sapıkların) aralarında (çoktan) hüküm verilmiş (bitmiş) olurdu.Ama şüphesiz ki o (senin kavminden kâfir ola)nlar elbette o (başlarına gelecek azâbı bildiren Kur’â)ndan dolayı çok huzursuz eden pek büyük bir şüphe içindedir(ler).
111﴿ Şüphesiz ki (o mümin ve kâfir olanlardan) her biri de, elbette o kimselerdendir ki; andolsun senin Rabbin onlara amellerini(n karşılığını) elbette tastamam verecektir. Gerçekten O onların yapmakta olduğu şeyleri(n görünen-görünmeyen tüm yönlerini hakkıyla bilen bir) Habîr’dir.
112﴿ (Habîbim!) Artık sen (Kur’ân-ı Kerîm’de) emrolunduğun gibi (inançlarında ve amellerinde) dosdoğru ol! Seninle birlikte (şirkten ve inkârdan) tevbe (ederek îmân) etmiş olanlar da (hiçbir bâtıla meyletmeksizin ve hakları zâyi etmeksizin dosdoğru olsunlar)! Siz de (belirlenen sınırları aşarak) azgınlık etmeyin. Zîrâ şüphesiz ki O (Rabbiniz), yapmakta olduğunuz şeyleri (hakkıyla görüp karşılığını verecek olan bir) Basîr’dir.
113﴿ Bir de siz (müşrikler gibi giyinip kuşanmak ve kendilerine değer vermek gibi basit gördüğünüz şeylerle de olsa) o (şirk koşarak) zulüm işlemiş olan kimselere çok az bile meyletmeyin, sonra (onları yakacak olan) o (cehennem) ateş(i) size de dokunur. Sizin için Allâh’tan başka yardımcılar da yoktur (ki sizi O’nun azâbından koruyabilsin). Sonra (kâfirlere meyledenlere azap edeceğini açıklayan O Allâh tarafından da) yardım olunmazsınız.
114﴿ (Habîbim!) Gündüzün iki tarafı (olan öğle ve ikindi zamânı)nda da, (sabah vakti ile akşam-yatsı gibi) geceden (gündüze) yakın olan bâzı saatlerde de o (farz olan beş vakit) namazları dosdoğru kıl! Şüphesiz ki o (beş vakit namaz gibi) güzel ameller kötü işleri(n vebâlini) giderirler. İşte sana! (İstikāmet emrinden) bu(raya kadar anlatılanlar), öğüt alanlar için büyük bir vaazdır.
115﴿ (Habîbim!) Bir de sen (namaz gibi ağır ibâdetlere devâm edip, günahlardan sakınmanın ağırlığına ve kâfirlerin eziyetlerine karşı) sabırlı ol. Çünkü şüphesiz ki Allâh (yaptıkları tüm amellerde, Kendisini görür gibi bir ihlâsa sâhip olan) o muhsin kimselerin mükâfâtını (boşa çıkarıp) zâyi etmez.
116﴿ Sizden önceki asırlar (halkı) içerisinden kalıcı bir haslet (olan akl-ı selîme ve isâbetli görüş)e sâhip kimseler /fazîlet (ve erdem) sâhipleri/ bulunsaydı da yer(yüzün)de (günahlardan, bozgunculuk ve) fesattan (insanları) alıkoysalardı ya! Lâkin onlar içerisinden kurtarmış olduğumuz çok az kimse müstesnâ! (Çünkü onlar kötülükleri engelleme vazîfesini sürdürdüler, ekseriyet ise bu vazîfeyi ihmâl ettiler.) Ama kendileri (münkerden nehyetme vazîfesini terk ederek büyük bir) zulümde bulunmuş o kimseler (âhiret derdini bıraktılar da sâdece) kendisi sebebiyle rahata erdirildikleri (servet ve güzel hayat gibi dünyevî) şeylerin ardına iyice düştü(ler) de (böylece) onlar (birçok günaha bulaşan ve bunun verdiği rahatlıkla, cürümlerin en büyüğü olan şirk günahını dahî irtikâb etmekten çekinmeyen en) suçlu kimseler oldular.
117﴿ (Habîbim! Zulmün zerresinden dahî münezzeh olan) Senin Rabbin (gibi Âdil bir Zât, suçsuz insanları helâk etmek gibi) büyük bir zulümle o memleketleri aslâ helâk edecek değildir. Hem de halkı (iyi yolda bulunan ve güçleri nispetinde vaaz-u nasîhatlere devâm ederek) ıslâh(a gayret) edici kimseler iken (bunu hiç yapar mı?)!
سُورَةُ هُودٍ
الجزء ١٢
٢٣٣
فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُۜ وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَص۪يبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ۟ ﴿١٠٩
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ ف۪يهِۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ﴿١١٠
وَاِنَّ كُلًّا لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْۜ اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ﴿١١١
فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ﴿١١٢
وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ ﴿١١٣
وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ الَّيْلِۜ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِۜ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِر۪ينَۚ ﴿١١٤
وَاصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ ﴿١١٥
فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُو۬لُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْاَرْضِ اِلَّا قَل۪يلًا مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْۚ وَاتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَٓا اُتْرِفُوا ف۪يهِ وَكَانُوا مُجْرِم۪ينَ ﴿١١٦
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ ﴿١١٧
Hûd Sûresi
233
Cuz 12
فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُۜ وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَص۪يبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ۟ ﴿١٠٩
109﴿ (Habîbim! İnsanların başına geleceklerden haberdâr edildiğine göre) artık sen işte şu (müşrik ola)nların tapmakta oldukları şeyler(i Allâh’a ortak koşmalarının kendilerine zarar verip, fayda vermeyeceğin)den hiçbir şüphe içinde bulunma! (Çünkü) onlar ancak, babalarının (ve atalarının) daha önce tapmakta olduğu gibi (körü körüne taklîde dayanan birtakım zararlı) ibâdet(ler) yapıyorlar. Ama şüphesiz ki Biz onlara (dünyâda kendilerini azdıracak rızıktan ve âhirette sebep olacağı azaptan) nasiplerini eksiltilmemiş bir şey olarak elbette tastamam vericileriz.
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ ف۪يهِۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ﴿١١٠
110﴿ Andolsun ki; muhakkak Biz Mûsâ’ya o (Tevrât) Kitâb’ı(nı) elbette verdik; fakat onun hakkında da ihtilâf edil(erek, bir kısmı tarafından kabûl görüp, diğer birtakımlarınca inkâr edil)di. Eğer (inkârcılara cezâları peşin verilmeyip, âhirete tehiriyle ilgili ezelde) senin Rabbin(in nezdin)den geçmiş olan (karârı ifâde eden) bir kelime bulunmasaydı, elbette (haksızların belâsı çarçabuk verilip herkese gösterilir ve böylece hidâyet ehliyle, sapıkların) aralarında (çoktan) hüküm verilmiş (bitmiş) olurdu.Ama şüphesiz ki o (senin kavminden kâfir ola)nlar elbette o (başlarına gelecek azâbı bildiren Kur’â)ndan dolayı çok huzursuz eden pek büyük bir şüphe içindedir(ler).
وَاِنَّ كُلًّا لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْۜ اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ﴿١١١
111﴿ Şüphesiz ki (o mümin ve kâfir olanlardan) her biri de, elbette o kimselerdendir ki; andolsun senin Rabbin onlara amellerini(n karşılığını) elbette tastamam verecektir. Gerçekten O onların yapmakta olduğu şeyleri(n görünen-görünmeyen tüm yönlerini hakkıyla bilen bir) Habîr’dir.
فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ﴿١١٢
112﴿ (Habîbim!) Artık sen (Kur’ân-ı Kerîm’de) emrolunduğun gibi (inançlarında ve amellerinde) dosdoğru ol! Seninle birlikte (şirkten ve inkârdan) tevbe (ederek îmân) etmiş olanlar da (hiçbir bâtıla meyletmeksizin ve hakları zâyi etmeksizin dosdoğru olsunlar)! Siz de (belirlenen sınırları aşarak) azgınlık etmeyin. Zîrâ şüphesiz ki O (Rabbiniz), yapmakta olduğunuz şeyleri (hakkıyla görüp karşılığını verecek olan bir) Basîr’dir.
وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ ﴿١١٣
113﴿ Bir de siz (müşrikler gibi giyinip kuşanmak ve kendilerine değer vermek gibi basit gördüğünüz şeylerle de olsa) o (şirk koşarak) zulüm işlemiş olan kimselere çok az bile meyletmeyin, sonra (onları yakacak olan) o (cehennem) ateş(i) size de dokunur. Sizin için Allâh’tan başka yardımcılar da yoktur (ki sizi O’nun azâbından koruyabilsin). Sonra (kâfirlere meyledenlere azap edeceğini açıklayan O Allâh tarafından da) yardım olunmazsınız.
وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ الَّيْلِۜ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِۜ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِر۪ينَۚ ﴿١١٤
114﴿ (Habîbim!) Gündüzün iki tarafı (olan öğle ve ikindi zamânı)nda da, (sabah vakti ile akşam-yatsı gibi) geceden (gündüze) yakın olan bâzı saatlerde de o (farz olan beş vakit) namazları dosdoğru kıl! Şüphesiz ki o (beş vakit namaz gibi) güzel ameller kötü işleri(n vebâlini) giderirler. İşte sana! (İstikāmet emrinden) bu(raya kadar anlatılanlar), öğüt alanlar için büyük bir vaazdır.
وَاصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ ﴿١١٥
115﴿ (Habîbim!) Bir de sen (namaz gibi ağır ibâdetlere devâm edip, günahlardan sakınmanın ağırlığına ve kâfirlerin eziyetlerine karşı) sabırlı ol. Çünkü şüphesiz ki Allâh (yaptıkları tüm amellerde, Kendisini görür gibi bir ihlâsa sâhip olan) o muhsin kimselerin mükâfâtını (boşa çıkarıp) zâyi etmez.
فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُو۬لُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْاَرْضِ اِلَّا قَل۪يلًا مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْۚ وَاتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَٓا اُتْرِفُوا ف۪يهِ وَكَانُوا مُجْرِم۪ينَ ﴿١١٦
116﴿ Sizden önceki asırlar (halkı) içerisinden kalıcı bir haslet (olan akl-ı selîme ve isâbetli görüş)e sâhip kimseler /fazîlet (ve erdem) sâhipleri/ bulunsaydı da yer(yüzün)de (günahlardan, bozgunculuk ve) fesattan (insanları) alıkoysalardı ya! Lâkin onlar içerisinden kurtarmış olduğumuz çok az kimse müstesnâ! (Çünkü onlar kötülükleri engelleme vazîfesini sürdürdüler, ekseriyet ise bu vazîfeyi ihmâl ettiler.) Ama kendileri (münkerden nehyetme vazîfesini terk ederek büyük bir) zulümde bulunmuş o kimseler (âhiret derdini bıraktılar da sâdece) kendisi sebebiyle rahata erdirildikleri (servet ve güzel hayat gibi dünyevî) şeylerin ardına iyice düştü(ler) de (böylece) onlar (birçok günaha bulaşan ve bunun verdiği rahatlıkla, cürümlerin en büyüğü olan şirk günahını dahî irtikâb etmekten çekinmeyen en) suçlu kimseler oldular.
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ ﴿١١٧
117﴿ (Habîbim! Zulmün zerresinden dahî münezzeh olan) Senin Rabbin (gibi Âdil bir Zât, suçsuz insanları helâk etmek gibi) büyük bir zulümle o memleketleri aslâ helâk edecek değildir. Hem de halkı (iyi yolda bulunan ve güçleri nispetinde vaaz-u nasîhatlere devâm ederek) ıslâh(a gayret) edici kimseler iken (bunu hiç yapar mı?)!