v02.01.25 Geliştirme Notları
A`râf Sûresi
169
Cuz 9
156﴿ Bizim için işte bu dünyâda da, âhirette de (rahat hayat, ibâdete muvaffakiyet, sevaplar ve cennetler gibi) güzel bir şey yaz (ve takdîr et). Şüphesiz ki biz (tevbe edip) Sana dönüş yaptık” (Allâh-u Te‘âlâ, Mûsâ (Aleyhisselâm)ın bu duâlarına icâbeten) buyurdu ki: “Benim azâbım var ya; (cezâlandırmak) murâd ettiğim kişiye (kimsenin etkisi olmaksızın) sâdece Ben onu isâbet ettiririm. Rahmetim ise (dünyâda mümin-kâfir, canlı-cansız) her bir şeyi kaplamıştır. Yakında (âhirete çıktığınızda ise herkese rahmet etmeyeceğim, ezelde yazdığım karârı sâdece müminlere tahsis edeceğim ve) Ben onu özellikle o kimseler için yaz(dığım şekilde açıklay)acağım ki; onlar (kâfirlik ve günahlardan) hakkıyla sakınmaktadırlar, zekâtı vermektedirler ve yine ancak o kimseler için ki onlar Bizim (indirdiğimiz kitaplardaki tüm) âyetlerimize îmân etmektedirler.”
157﴿ O kimseler (âhirette Allâh-u Te‘âlâ’nın rahmetine mazhar edilecek)dir ki; onlar yanlarındaki Tevrât ve İncîl’de kendisini(n açık târifini) yazılı olarak buldukları o Rasûl’e, o (ismi “Muhammed” olan ve okuma-yazma bilmediği hâlde ancak İlâhî tâlimle eğitilmiş olan) Ümmî Nebî’ye hakkıyla tâbi olmaktadırlar. O onlara (îmân ve ibâdetler gibi aklen ve dînen iyi bilinen şeylerden ibâret) mârûfu (işlemelerini) emretmektedir, münker (olan kâfirlik ve günahlar gibi aklen ve dînen reddedilen şeyler)den ise onları nehyetmekte (ve engellemekte)dir, bir de o tertemiz şeyleri (o Allâh’ın adı anılarak kesilen hayvanları ve pis olmayan tüm rızıkları) kendileri için helâl etmektedir, (kan, leş, ve fâiz gibi madden veyâ mânen) pis olan o şeyleri ise onlar üzerine haram kılmaktadır, ayrıca ağır yüklerini de, evvelce üzerlerinde bulunan o (boyunlarına geçirilmiş) bukağılar (gibi ağır sorumluluklar)ı da kendilerinden indirmektedir. Artık o kimseler ki; ona îmân etmiştirler, ona (saygı ve) tâzimde bulunmuşturlar /(düşmanlarına karşı) onu korumuşturlar/, (dâvetini ulaştırma yolunda) kendisine yardım etmiştirler ve indirilmiş olan o (Kur’ân) nûr(un)a onunla birlikte hakkıyla tâbi olmuşturlar; işte sana! Ancak onlar (dünyâda ve âhirette umduklarına kavuşup, korktuklarından kurtularak) felâh bulanların ta kendileridir. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in kaldırdığı ağır yüklerden maksad; tevbenin kabûlü için intiharın şart kılınması, günah yapan uzuvların kesilmesi, necâset bulaşan yerlerin makaslanması ve ganîmetlerin yakılması gibi, eski ümmetlerin boynundaki zor yükümlülüklerdir. (el-Beyzâvî, en-Nesefî)
158﴿ (Habîbim! Seninle diğer peygamberler arasında bulunan farkı açıklamak üzere tüm kullara) de ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ki ben, O Allâh’ın sizin hepinize (göndermiş olduğu) elçisiyim ki, göklerin ve yerin (saltanat ve) mülkiyeti sâdece Kendisine âittir, O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, O (dilediğine) hayat verir ve (istediğini) öldürür. O hâlde Allâh’a da, o Nebiyy-i Ümmî olan Rasûlüne de îmân edin ki, (zâten) o da Allâh’a ve O’nun (hem kendisine, hem de diğer peygamberlere indirmiş olduğu âyetlerin) kelimelerin(in tümün)e îmân etmektedir. Bir de (kuru bir tasdîkle yetinmeyip, dînini yaşamakla yükümlü olduğunuzu kabullenerek) ona hakkıyla tâbi olun, tâ ki siz (hakka ve hakîkate) hidâyet bulabilesiniz.” Bu ve bir önceki âyet-i kerîmelerden açıkça anlaşıldığı üzere; hidâyet ve felâha erişebilmek ve netîcesinde cennete girmek için, sâdece Allâh’a ve âhirete îmân etme şartları yeterli olmadığı gibi, Râsûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in ve dîninin doğruluğuna inanmak da yeterli değildir. Bilakis Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e inanmak, ona saygı göstermek, destek çıkmak, getirdiği dîne ve kitaba hakkıyla uymak gibi şartlar da öne sürülmüştür. Demek oluyor ki; Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in dînini inkâr eden Yahûdî ve Hristiyanlardan müteşekkil Ehl-i Kitap cennete giremeyecektir. Yine böylece Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e ve İslâm’a karşı hoşgörülü olan fakat: “Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hak peygamberdir, İslâm da gerçek bir dindir, ancak ben kendi dînimde devâm etmekteyim, onlara uymakla yükümlü değilim” diyerek, kendi bâtıl dinlerini bırakmayan ve İslâm’a girip, dinle alâkalı her konuda Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e harfiyyen uymaya mecbur olduğunu kabûl etmeyen Kitap Ehli de aslâ cennete giremeyecek ve felâha eremeyecektir. (el-Beyzâvî) Dolayısıyla Bakara Sûresi:62 ve Mâide Sûresi:69. âyet-i kerîmelerinde: “Sâdece Allâh’a ve âhiret gününe îmân şartıyla cennete girecekleri” beyân edilen Yahûdî ve Hristiyanlardan maksad; kendi peygamberleri döneminde hak olan dinlerine tâbi olan Ehl-i Kitap’tır. Yoksa bozuk fikirli bâzı ilâhiyatçıların iddiâ ettiği gibi; İslâm’ı kabullenmeyen günümüz Ehl-i Kitap’ı değildir. Çünkü Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in ismini duymuş olan hiçbir kimsenin kendi dînini bırakıp onun dînine tâbi olmadan cennete girmesi bu âyet-i kerîmenin beyânından anlaşıldığı üzere mümkün değildir. Bu konuda farklı bilgiler için bakınız: el-Bakara Sûresi:62, en-Nisâ Sûresi:151
159﴿ Mûsâ’nın kavminden de büyük bir topluluk vardı ki, hak (olan nasîhatler) ile (insanları) hidâyet ediyordular ve ancak onunla (hüküm verip, zulme sapmayarak) adâletli davranmaktaydılar. Bu âyet-i kerîmede zikredilen “Ümmet”ten kimlerin kastedildiği farklı görüşler için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 14/526-529
سُورَةُ الْاَعْرَافِ
الجزء ٩
١٦٩
وَاكْتُبْ لَنَا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ اِنَّا هُدْنَٓا اِلَيْكَۜ قَالَ عَذَاب۪ٓي اُص۪يبُ بِه۪ مَنْ اَشَٓاءُۚ وَرَحْمَت۪ي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍۜ فَسَاَكْتُبُهَا لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِنَا يُؤْمِنُونَۚ ﴿١٥٦
اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّت۪ي كَانَتْ عَلَيْهِمْۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِه۪ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ مَعَهُٓۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟ ﴿١٥٧
قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَم۪يعًاۨ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۖ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذ۪ي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِه۪ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ ﴿١٥٨
وَمِنْ قَوْمِ مُوسٰٓى اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِه۪ يَعْدِلُونَ ﴿١٥٩
A`râf Sûresi
169
Cuz 9
وَاكْتُبْ لَنَا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ اِنَّا هُدْنَٓا اِلَيْكَۜ قَالَ عَذَاب۪ٓي اُص۪يبُ بِه۪ مَنْ اَشَٓاءُۚ وَرَحْمَت۪ي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍۜ فَسَاَكْتُبُهَا لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِنَا يُؤْمِنُونَۚ ﴿١٥٦
156﴿ Bizim için işte bu dünyâda da, âhirette de (rahat hayat, ibâdete muvaffakiyet, sevaplar ve cennetler gibi) güzel bir şey yaz (ve takdîr et). Şüphesiz ki biz (tevbe edip) Sana dönüş yaptık” (Allâh-u Te‘âlâ, Mûsâ (Aleyhisselâm)ın bu duâlarına icâbeten) buyurdu ki: “Benim azâbım var ya; (cezâlandırmak) murâd ettiğim kişiye (kimsenin etkisi olmaksızın) sâdece Ben onu isâbet ettiririm. Rahmetim ise (dünyâda mümin-kâfir, canlı-cansız) her bir şeyi kaplamıştır. Yakında (âhirete çıktığınızda ise herkese rahmet etmeyeceğim, ezelde yazdığım karârı sâdece müminlere tahsis edeceğim ve) Ben onu özellikle o kimseler için yaz(dığım şekilde açıklay)acağım ki; onlar (kâfirlik ve günahlardan) hakkıyla sakınmaktadırlar, zekâtı vermektedirler ve yine ancak o kimseler için ki onlar Bizim (indirdiğimiz kitaplardaki tüm) âyetlerimize îmân etmektedirler.”
اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّت۪ي كَانَتْ عَلَيْهِمْۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِه۪ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ مَعَهُٓۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟ ﴿١٥٧
157﴿ O kimseler (âhirette Allâh-u Te‘âlâ’nın rahmetine mazhar edilecek)dir ki; onlar yanlarındaki Tevrât ve İncîl’de kendisini(n açık târifini) yazılı olarak buldukları o Rasûl’e, o (ismi “Muhammed” olan ve okuma-yazma bilmediği hâlde ancak İlâhî tâlimle eğitilmiş olan) Ümmî Nebî’ye hakkıyla tâbi olmaktadırlar. O onlara (îmân ve ibâdetler gibi aklen ve dînen iyi bilinen şeylerden ibâret) mârûfu (işlemelerini) emretmektedir, münker (olan kâfirlik ve günahlar gibi aklen ve dînen reddedilen şeyler)den ise onları nehyetmekte (ve engellemekte)dir, bir de o tertemiz şeyleri (o Allâh’ın adı anılarak kesilen hayvanları ve pis olmayan tüm rızıkları) kendileri için helâl etmektedir, (kan, leş, ve fâiz gibi madden veyâ mânen) pis olan o şeyleri ise onlar üzerine haram kılmaktadır, ayrıca ağır yüklerini de, evvelce üzerlerinde bulunan o (boyunlarına geçirilmiş) bukağılar (gibi ağır sorumluluklar)ı da kendilerinden indirmektedir. Artık o kimseler ki; ona îmân etmiştirler, ona (saygı ve) tâzimde bulunmuşturlar /(düşmanlarına karşı) onu korumuşturlar/, (dâvetini ulaştırma yolunda) kendisine yardım etmiştirler ve indirilmiş olan o (Kur’ân) nûr(un)a onunla birlikte hakkıyla tâbi olmuşturlar; işte sana! Ancak onlar (dünyâda ve âhirette umduklarına kavuşup, korktuklarından kurtularak) felâh bulanların ta kendileridir. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in kaldırdığı ağır yüklerden maksad; tevbenin kabûlü için intiharın şart kılınması, günah yapan uzuvların kesilmesi, necâset bulaşan yerlerin makaslanması ve ganîmetlerin yakılması gibi, eski ümmetlerin boynundaki zor yükümlülüklerdir. (el-Beyzâvî, en-Nesefî)
قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَم۪يعًاۨ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۖ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذ۪ي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِه۪ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ ﴿١٥٨
158﴿ (Habîbim! Seninle diğer peygamberler arasında bulunan farkı açıklamak üzere tüm kullara) de ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ki ben, O Allâh’ın sizin hepinize (göndermiş olduğu) elçisiyim ki, göklerin ve yerin (saltanat ve) mülkiyeti sâdece Kendisine âittir, O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, O (dilediğine) hayat verir ve (istediğini) öldürür. O hâlde Allâh’a da, o Nebiyy-i Ümmî olan Rasûlüne de îmân edin ki, (zâten) o da Allâh’a ve O’nun (hem kendisine, hem de diğer peygamberlere indirmiş olduğu âyetlerin) kelimelerin(in tümün)e îmân etmektedir. Bir de (kuru bir tasdîkle yetinmeyip, dînini yaşamakla yükümlü olduğunuzu kabullenerek) ona hakkıyla tâbi olun, tâ ki siz (hakka ve hakîkate) hidâyet bulabilesiniz.” Bu ve bir önceki âyet-i kerîmelerden açıkça anlaşıldığı üzere; hidâyet ve felâha erişebilmek ve netîcesinde cennete girmek için, sâdece Allâh’a ve âhirete îmân etme şartları yeterli olmadığı gibi, Râsûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in ve dîninin doğruluğuna inanmak da yeterli değildir. Bilakis Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e inanmak, ona saygı göstermek, destek çıkmak, getirdiği dîne ve kitaba hakkıyla uymak gibi şartlar da öne sürülmüştür. Demek oluyor ki; Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in dînini inkâr eden Yahûdî ve Hristiyanlardan müteşekkil Ehl-i Kitap cennete giremeyecektir. Yine böylece Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e ve İslâm’a karşı hoşgörülü olan fakat: “Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hak peygamberdir, İslâm da gerçek bir dindir, ancak ben kendi dînimde devâm etmekteyim, onlara uymakla yükümlü değilim” diyerek, kendi bâtıl dinlerini bırakmayan ve İslâm’a girip, dinle alâkalı her konuda Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e harfiyyen uymaya mecbur olduğunu kabûl etmeyen Kitap Ehli de aslâ cennete giremeyecek ve felâha eremeyecektir. (el-Beyzâvî) Dolayısıyla Bakara Sûresi:62 ve Mâide Sûresi:69. âyet-i kerîmelerinde: “Sâdece Allâh’a ve âhiret gününe îmân şartıyla cennete girecekleri” beyân edilen Yahûdî ve Hristiyanlardan maksad; kendi peygamberleri döneminde hak olan dinlerine tâbi olan Ehl-i Kitap’tır. Yoksa bozuk fikirli bâzı ilâhiyatçıların iddiâ ettiği gibi; İslâm’ı kabullenmeyen günümüz Ehl-i Kitap’ı değildir. Çünkü Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in ismini duymuş olan hiçbir kimsenin kendi dînini bırakıp onun dînine tâbi olmadan cennete girmesi bu âyet-i kerîmenin beyânından anlaşıldığı üzere mümkün değildir. Bu konuda farklı bilgiler için bakınız: el-Bakara Sûresi:62, en-Nisâ Sûresi:151
وَمِنْ قَوْمِ مُوسٰٓى اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِه۪ يَعْدِلُونَ ﴿١٥٩
159﴿ Mûsâ’nın kavminden de büyük bir topluluk vardı ki, hak (olan nasîhatler) ile (insanları) hidâyet ediyordular ve ancak onunla (hüküm verip, zulme sapmayarak) adâletli davranmaktaydılar. Bu âyet-i kerîmede zikredilen “Ümmet”ten kimlerin kastedildiği farklı görüşler için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 14/526-529