v02.01.25 Geliştirme Notları
Bakara Sûresi
30
Cuz 2
197﴿ Hac (ibâdetinin ihrama girmekle başlayan vazîfeleri herkes tarafından) bilinen (şevvâl ve zülka‘de aylarıyla zülhiccenin ilk onundan ibâret) birtakım aylar(da yapılmalı)dır. O hâlde her kim (ihrama girerek) onlarda haccı (kendine) farz kılarsa, artık hacda cimâ yapmak /cimâdan bahsetmek/ fuhşî kelâm (ve müstehcen sözler konuşmak)/ herhangi bir fâsıklık (sövüşme ve dövüşme gibi yasaklar işleyerek şerîat hudûdundan çıkış) ve (hizmetçilerle ya da yol arkadaşlarıyla) hiçbir çekişme yoktur. (Fâsıklık ve kavga her zaman yasaksa da, bunların hac vazîfelerini îfâ sırasında işlenmesi, çirkinliğini bir kat daha artırır.) Zâten (bu günahları terk edip onların yerine) hayırdan her ne işlerseniz Allâh onu bilir (ve ona göre sevâbınızı verir). Böylece siz (dünyâ ve âhiret yolculuklarına çıkmak için) azık edinin (tevekkül ehli görüntüsü vermek için hac yoluna tedâriksiz çıkmayın). İşte gerçekten azığın en hayırlısı takvâdır (ki, o da bütün günahlardan, özellikle de insanlara yük olmaktan sakınmaktır). Ey (nefsânî arzulardan arınmış) hâlis akıllara sâhip olanlar! Ben(im azâbımı hak etmek)den hakkıyla sakının. (Çünkü akl-ı selîme sâhip olmak, Benim gibi bir Zat’tan sakınmayı gerektirir.)
198﴿ (Hac zamânı ticâret yaparak rızık temin etmek sûretiyle) Rabbinizden bir (lütuf ve) fazl aramanızda sizin üzerinize hiçbir günah olmamıştır. Artık siz Arafat’tan (yola çıkıp, sular seller gibi hep birlikte) çokça akıp gittiğinizde (Müzdelife’de bulunan) Meş‘ar-i Harâm’ın yanında (telbiye, tehlîl, tekbîr, hamd-ü senâ ve duâlarla) Allâh’ı zikredin. O (Kendi Zâtıyla ve dîninin vazîfeleriyle alâkalı mâlûmâta, özellikle de zikirle ilgili bilgilere) sizi hidâyet etmiş olduğu gibi, siz de (o hidâyete yaraşır şekilde dilinizle ve kalbinizle) O’nu zikredin. Gerçekten (Allâh-u Te‘âlâ’nın) bu (hidâyete kavuşturması)ndan önce elbette siz de (îmân nedir, ibâdet nedir bilmez olan) dalâlete düşen kimselerdendiniz.
199﴿ Sonra (ey hacılar! Câhiliyet devrinde Kureyş’in Müzdelife’de vakfe yapıp oradan Minâ’ya döndüğü gibi değil de) insanların (sel gibi) çokça akıp gitmiş olduğu yer (olan Arafat vakfesin)den (sonra Müzdelife’ye doğru) çokça akıp gidin ve (ve vakfelerde işlediğiniz kusurlardan, ayrıca diğer câhilliklerinizden dolayı) Allâh’tan bağışlanma isteyin. Şüphesiz ki Allâh (kullarının günahlarını çokça örten) bir Ğafûr’dur, (tevbe üzere ölenleri çok esirgeyen) bir Rahîm’dir.
200﴿ Hac ibâdetlerinizi edâ edip bitirdiğiniz zaman (câhiliyet devrinde, hac bitimi Mina’da dururken) babalarınızı andığınız gibi ya da daha kuvvetli bir anışla (atalarınıza ve size in‘âm ettiği bunca nîmetlerden dolayı) Allâh’ı zikredin. Ama insanlardan öylesi vardır ki: “Ey Rabbimiz! Bize (makam, mevki ve zenginlikten vereceklerini sâdece) dünyâda ver” demektedir. Oysa (bu niyetle yaptığı hac ve duâsına karşılık) kendisi için âhirette hiçbir nasip yoktur.
201﴿ Onlardan kimi de: “Ey Rabbimiz! Bize dünyâda da güzel şeyler ver, âhirette de güzel şeyler ver ve bizi (afv-u mağfiret buyurarak) o (cehennem) ateşin(in) azâbından (ve o azâba götürecek günahlardan) koru” der. Bu âyet-i kerîmede geçen “Dünyâdaki hasene” tâbiri, hadîs-i şerîflerde; nîmet, âfiyet, yeterli ve helâl rızık, sâliha bir eş, hayırlı evlat, sağlıklı hayat, düşmanlara karşı zafer, Kur’ân anlayışı, iyilerle berâberlik, insanlar tarafından güzel övgülere mazhar olmak, ilim ve ibâdet gibi güzelliklerle tefsîr edilmiş, “Âhiretteki hasene” ise; kabirden müjdeyle kalkmak, kötü muhâsebeden kurtuluş, mahşerin şiddetlerinden selâmet, cennete azapsız giriş ve Allâh-u Te‘âlâ’nın cemâlini görme lezzeti gibi âhiret nîmetleriyle şerhedilmiştir. (el-Hâzin, -Mecmû‘atü’t-tefâsîr-, 1/298)
202﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar (var ya); kazanmış oldukları (hayırlı) şeylerden (ve yaptıkları duâlardan) dolayı büyük bir nasip sâdece kendileri içindir. Allâh ise, hesâbı pek çabuk gören Zat’tır. Müfessirler, Allâh-u Te‘âlâ’nın hesâbı çok çabuk görme sıfatı hakkında: “Allâh-u Te‘âlâ çokluklarına rağmen tüm kullarını dünyâ günlerinden yarım günlük bir zaman diliminde muhâsebeye çekecektir. Gerçi ‘An’ diye tâbir edilen göz açıp kapayacak kadar az bir zamanda da muhâsebeyi bitirmeye Kādir ise de, acele etmemeyi şi‘âr edindiğinden, iğneden ipliğe kulların tüm yaptıklarının hesâbını yarım günde hükme bağlayacaktır” mânâsını vermişlerdir.
سُورَةُ الْبَقَرَةِ
الجزء ٢
٣٠
اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ وَاتَّقُونِ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ ﴿١٩٧
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْۜ فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ ﴿١٩٨
ثُمَّ اَف۪يضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿١٩٩
فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًاۜ فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ ﴿٢٠٠
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ﴿٢٠١
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ نَص۪يبٌ مِمَّا كَسَبُواۜ وَاللّٰهُ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ﴿٢٠٢
Bakara Sûresi
30
Cuz 2
اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ وَاتَّقُونِ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ ﴿١٩٧
197﴿ Hac (ibâdetinin ihrama girmekle başlayan vazîfeleri herkes tarafından) bilinen (şevvâl ve zülka‘de aylarıyla zülhiccenin ilk onundan ibâret) birtakım aylar(da yapılmalı)dır. O hâlde her kim (ihrama girerek) onlarda haccı (kendine) farz kılarsa, artık hacda cimâ yapmak /cimâdan bahsetmek/ fuhşî kelâm (ve müstehcen sözler konuşmak)/ herhangi bir fâsıklık (sövüşme ve dövüşme gibi yasaklar işleyerek şerîat hudûdundan çıkış) ve (hizmetçilerle ya da yol arkadaşlarıyla) hiçbir çekişme yoktur. (Fâsıklık ve kavga her zaman yasaksa da, bunların hac vazîfelerini îfâ sırasında işlenmesi, çirkinliğini bir kat daha artırır.) Zâten (bu günahları terk edip onların yerine) hayırdan her ne işlerseniz Allâh onu bilir (ve ona göre sevâbınızı verir). Böylece siz (dünyâ ve âhiret yolculuklarına çıkmak için) azık edinin (tevekkül ehli görüntüsü vermek için hac yoluna tedâriksiz çıkmayın). İşte gerçekten azığın en hayırlısı takvâdır (ki, o da bütün günahlardan, özellikle de insanlara yük olmaktan sakınmaktır). Ey (nefsânî arzulardan arınmış) hâlis akıllara sâhip olanlar! Ben(im azâbımı hak etmek)den hakkıyla sakının. (Çünkü akl-ı selîme sâhip olmak, Benim gibi bir Zat’tan sakınmayı gerektirir.)
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْۜ فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ ﴿١٩٨
198﴿ (Hac zamânı ticâret yaparak rızık temin etmek sûretiyle) Rabbinizden bir (lütuf ve) fazl aramanızda sizin üzerinize hiçbir günah olmamıştır. Artık siz Arafat’tan (yola çıkıp, sular seller gibi hep birlikte) çokça akıp gittiğinizde (Müzdelife’de bulunan) Meş‘ar-i Harâm’ın yanında (telbiye, tehlîl, tekbîr, hamd-ü senâ ve duâlarla) Allâh’ı zikredin. O (Kendi Zâtıyla ve dîninin vazîfeleriyle alâkalı mâlûmâta, özellikle de zikirle ilgili bilgilere) sizi hidâyet etmiş olduğu gibi, siz de (o hidâyete yaraşır şekilde dilinizle ve kalbinizle) O’nu zikredin. Gerçekten (Allâh-u Te‘âlâ’nın) bu (hidâyete kavuşturması)ndan önce elbette siz de (îmân nedir, ibâdet nedir bilmez olan) dalâlete düşen kimselerdendiniz.
ثُمَّ اَف۪يضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿١٩٩
199﴿ Sonra (ey hacılar! Câhiliyet devrinde Kureyş’in Müzdelife’de vakfe yapıp oradan Minâ’ya döndüğü gibi değil de) insanların (sel gibi) çokça akıp gitmiş olduğu yer (olan Arafat vakfesin)den (sonra Müzdelife’ye doğru) çokça akıp gidin ve (ve vakfelerde işlediğiniz kusurlardan, ayrıca diğer câhilliklerinizden dolayı) Allâh’tan bağışlanma isteyin. Şüphesiz ki Allâh (kullarının günahlarını çokça örten) bir Ğafûr’dur, (tevbe üzere ölenleri çok esirgeyen) bir Rahîm’dir.
فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًاۜ فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ ﴿٢٠٠
200﴿ Hac ibâdetlerinizi edâ edip bitirdiğiniz zaman (câhiliyet devrinde, hac bitimi Mina’da dururken) babalarınızı andığınız gibi ya da daha kuvvetli bir anışla (atalarınıza ve size in‘âm ettiği bunca nîmetlerden dolayı) Allâh’ı zikredin. Ama insanlardan öylesi vardır ki: “Ey Rabbimiz! Bize (makam, mevki ve zenginlikten vereceklerini sâdece) dünyâda ver” demektedir. Oysa (bu niyetle yaptığı hac ve duâsına karşılık) kendisi için âhirette hiçbir nasip yoktur.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ﴿٢٠١
201﴿ Onlardan kimi de: “Ey Rabbimiz! Bize dünyâda da güzel şeyler ver, âhirette de güzel şeyler ver ve bizi (afv-u mağfiret buyurarak) o (cehennem) ateşin(in) azâbından (ve o azâba götürecek günahlardan) koru” der. Bu âyet-i kerîmede geçen “Dünyâdaki hasene” tâbiri, hadîs-i şerîflerde; nîmet, âfiyet, yeterli ve helâl rızık, sâliha bir eş, hayırlı evlat, sağlıklı hayat, düşmanlara karşı zafer, Kur’ân anlayışı, iyilerle berâberlik, insanlar tarafından güzel övgülere mazhar olmak, ilim ve ibâdet gibi güzelliklerle tefsîr edilmiş, “Âhiretteki hasene” ise; kabirden müjdeyle kalkmak, kötü muhâsebeden kurtuluş, mahşerin şiddetlerinden selâmet, cennete azapsız giriş ve Allâh-u Te‘âlâ’nın cemâlini görme lezzeti gibi âhiret nîmetleriyle şerhedilmiştir. (el-Hâzin, -Mecmû‘atü’t-tefâsîr-, 1/298)
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ نَص۪يبٌ مِمَّا كَسَبُواۜ وَاللّٰهُ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ﴿٢٠٢
202﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar (var ya); kazanmış oldukları (hayırlı) şeylerden (ve yaptıkları duâlardan) dolayı büyük bir nasip sâdece kendileri içindir. Allâh ise, hesâbı pek çabuk gören Zat’tır. Müfessirler, Allâh-u Te‘âlâ’nın hesâbı çok çabuk görme sıfatı hakkında: “Allâh-u Te‘âlâ çokluklarına rağmen tüm kullarını dünyâ günlerinden yarım günlük bir zaman diliminde muhâsebeye çekecektir. Gerçi ‘An’ diye tâbir edilen göz açıp kapayacak kadar az bir zamanda da muhâsebeyi bitirmeye Kādir ise de, acele etmemeyi şi‘âr edindiğinden, iğneden ipliğe kulların tüm yaptıklarının hesâbını yarım günde hükme bağlayacaktır” mânâsını vermişlerdir.