v02.01.25 Geliştirme Notları
Yûnus Sûresi
210
Cuz 11
21﴿ Kendilerine dokunmuş olan (hastalık ve kıtlık gibi) bir zarardan sonra insanlara (sağlık ve bolluk gibi) bir rahmet tattırdığımız zaman, birdenbire âyetlerimiz(i tenkit edip gözden düşürme ve yürürlükten kaldırma) husûsunda büyük bir hîle kurmak (ve gizlice iptâl gayretine girmek) onlar için (bir âdet hâline gelmiş)dir. (Habîbim!) De ki: “Mekr bakımından (ve tuzaklara karşılık verme yönünden) Allâh (kimse ile mukāyese edilemeyecek kadar) çok süratlidir.” (Rabbim buyuruyor ki: Daha siz bu hîleleri kurmadan Biz sizin azâbınızı takdir ettik. Sizin gizlice yaptığınız hîleler meleklerimize bile saklı kalmamıştır. Zîrâ) hiç şüphesiz ki (sizin yaptıklarınızı zapt etmeye görevli kılınan) elçilerimiz hîle olarak kurmakta olduğunuz şeyleri (bir bir) yazmaktadırlar.
22﴿ Ancak O (Allâh-u Te‘âlâ), öyle (kudretli) bir Zâttır ki; (size ayaklar, binekler ve gemiler gibi gerekli imkânlar vererek) karada ve denizde sizi gezdirmekte (ve uzak mesâfeleri kolayca kat etmeye muvaffak etmekte)dir. Derken siz gemilerde bulunduğunuz zaman, onlar da (içlerinde bulunan) o kişileri çok hoş bir rüzgârla akıtıp götürdüklerinde ve kendileri (rüzgârın tatlı esintisine kapılıp) onun (verdiği mutluluk)la ferahlandıkları sırada, şiddetli esen bir rüzgâr (ve kasırga) onlara geli(p çata)r ve o (gemilerde buluna)nlara her bir yerden dalgalar geli(p hücûm ede)r de böylece onlar gerçekten kendilerinin çepeçevre kuşatıl(ıp helâke mâruz bırakıl)dıklarını iyice anlarlar ve duâyı sâdece Kendisine tahsis eden kimseler olarak Allâh’a yalvarırlar ki: “Andolsun; eğer Sen bizi işte bundan kurtarırsan, kasem olsun ki; elbette biz (Sana îmân ederek tâatına yönelip nîmetlerine) şükredenlerden olacağız.”
23﴿ Fakat O (yalvardıkları Allâh-u Te‘âlâ duâlarına icâbeten) onları (düştükleri şiddetli belâdan) kurtarınca, birdenbire onlar (kendilerince bile) haksız (ve zulüm dolu) şeyler ile yer(yüzün)de (fitne fesat çıkararak zulüm ve) azgınlık yaparlar. Ey o (bozgunculuğa yönelen) insanlar! Sizin azgınlığınız (ve zulmünüz gerçekte haksızlık yaptığınız kimselere değil) ancak kendi nefisleriniz aleyhine (netîcelenecek)dir. (Zulümler yaparak) o son derece alçak (ve basit olan dünyâya âit) hayâtın bir faydası ile (bir süre yararlanabilirsiniz). Sonra dönüşünüz ancak Biz(im hesap yurdumuz olan mahşer)edir. Sonra Biz (dünyâdayken) sürekli yapar olduğunuz (zulüm ve fesatlar gibi vebâli ağır olan) şeyleri(n kötü âkıbetini) size (âhirette bir bir) haber vereceğiz.
24﴿ O çok alçak (dünyâ) hayâtın(ın çabucak elden çıkması ve insanların ona aldanmasının) ilginç durumu, ancak bir su (ile yetişen ürünlerin başına gelen felâket) gibidir ki; Biz onu gökten indirmiştik, sonra insanların ve davarların yemekte olduğu o toprağın bitkileri (mahsulleri ve meraları) onun sebebiyle birbirine karış(arak bolca ve sıkça çık)mıştı. Nihâyet o toprak kendi(ne has) ziynetini (ve güzelliğini) iyice aldığı ve (türlü türlü rengârenk bitkilerle) tamâmen süslendiği zaman, ahâlîsi de gerçekten kendilerinin on(da yetişen mahsullerden faydalanmay)a karşı gücü yeten kimseler olduklarını zannettiklerinde, gece veyâ gündüz (çekirge, fâre, dolu, don ve kasırga gibi azaplarımızla ilgili) emrimiz ona gel(iver)mişti de, böylece hemen Biz onu(n ağaçlarını, bitkilerini ve ekinlerini) sanki biraz önce (orada) durmuyormuş gibi kökünden biçilmiş bir şeye çevirmiştik. (Habîbim!) İşte sana! Biz bu âyetleri bir toplum için böylece (eşsiz bir beyân üslûbuyla) ayrıntılı olarak açıklıyoruz ki onlar (o âyetlerin mânâları hakkında iyice kafa yorarak) tefekkür etmektedirler.
25﴿ Allâh ise (fânîlikten ve tüm âfetlerden) selâmet (ve kurtuluş mahalli olan cennet) yurduna /(bütün noksanlıklardan münezzeh ve) Selâm (olan yüce Zâtın)ın (özel yarattığı cennet) yurduna /(sâkinlerine, Allâh’ın ve meleklerin çokça selâm verdiği) selâm diyârına/ (tüm kullarını) dâvet etmektedir. Ama (kullarının hepsi bu dâvete icâbet etmemiş, ancak bir kısmı bu çağrıya kulak vererek îmân etmiş ve sâlih ameller işlemişlerdir. İşte) O, (rızâsına kavuşturmayı) dilediği (bu) kimseleri (cennete zahmetsizce kavuşturacak) dosdoğru bir yola hidâyet etmektedir.
سُورَةُ يُونُسَ
الجزء ١١
٢١٠
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ ف۪ٓي اٰيَاتِنَاۜ قُلِ اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْرًاۜ اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ ﴿٢١
هُوَ الَّذ۪ي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِۚ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِر۪يحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْۙ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ﴿٢٢
فَلَمَّٓا اَنْجٰيهُمْ اِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْۙ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٢٣
اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَٓاۙ اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَص۪يدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ﴿٢٤
وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلٰى دَارِ السَّلَامِۜ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ﴿٢٥
Yûnus Sûresi
210
Cuz 11
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ ف۪ٓي اٰيَاتِنَاۜ قُلِ اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْرًاۜ اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ ﴿٢١
21﴿ Kendilerine dokunmuş olan (hastalık ve kıtlık gibi) bir zarardan sonra insanlara (sağlık ve bolluk gibi) bir rahmet tattırdığımız zaman, birdenbire âyetlerimiz(i tenkit edip gözden düşürme ve yürürlükten kaldırma) husûsunda büyük bir hîle kurmak (ve gizlice iptâl gayretine girmek) onlar için (bir âdet hâline gelmiş)dir. (Habîbim!) De ki: “Mekr bakımından (ve tuzaklara karşılık verme yönünden) Allâh (kimse ile mukāyese edilemeyecek kadar) çok süratlidir.” (Rabbim buyuruyor ki: Daha siz bu hîleleri kurmadan Biz sizin azâbınızı takdir ettik. Sizin gizlice yaptığınız hîleler meleklerimize bile saklı kalmamıştır. Zîrâ) hiç şüphesiz ki (sizin yaptıklarınızı zapt etmeye görevli kılınan) elçilerimiz hîle olarak kurmakta olduğunuz şeyleri (bir bir) yazmaktadırlar.
هُوَ الَّذ۪ي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِۚ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِر۪يحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْۙ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ﴿٢٢
22﴿ Ancak O (Allâh-u Te‘âlâ), öyle (kudretli) bir Zâttır ki; (size ayaklar, binekler ve gemiler gibi gerekli imkânlar vererek) karada ve denizde sizi gezdirmekte (ve uzak mesâfeleri kolayca kat etmeye muvaffak etmekte)dir. Derken siz gemilerde bulunduğunuz zaman, onlar da (içlerinde bulunan) o kişileri çok hoş bir rüzgârla akıtıp götürdüklerinde ve kendileri (rüzgârın tatlı esintisine kapılıp) onun (verdiği mutluluk)la ferahlandıkları sırada, şiddetli esen bir rüzgâr (ve kasırga) onlara geli(p çata)r ve o (gemilerde buluna)nlara her bir yerden dalgalar geli(p hücûm ede)r de böylece onlar gerçekten kendilerinin çepeçevre kuşatıl(ıp helâke mâruz bırakıl)dıklarını iyice anlarlar ve duâyı sâdece Kendisine tahsis eden kimseler olarak Allâh’a yalvarırlar ki: “Andolsun; eğer Sen bizi işte bundan kurtarırsan, kasem olsun ki; elbette biz (Sana îmân ederek tâatına yönelip nîmetlerine) şükredenlerden olacağız.”
فَلَمَّٓا اَنْجٰيهُمْ اِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْۙ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٢٣
23﴿ Fakat O (yalvardıkları Allâh-u Te‘âlâ duâlarına icâbeten) onları (düştükleri şiddetli belâdan) kurtarınca, birdenbire onlar (kendilerince bile) haksız (ve zulüm dolu) şeyler ile yer(yüzün)de (fitne fesat çıkararak zulüm ve) azgınlık yaparlar. Ey o (bozgunculuğa yönelen) insanlar! Sizin azgınlığınız (ve zulmünüz gerçekte haksızlık yaptığınız kimselere değil) ancak kendi nefisleriniz aleyhine (netîcelenecek)dir. (Zulümler yaparak) o son derece alçak (ve basit olan dünyâya âit) hayâtın bir faydası ile (bir süre yararlanabilirsiniz). Sonra dönüşünüz ancak Biz(im hesap yurdumuz olan mahşer)edir. Sonra Biz (dünyâdayken) sürekli yapar olduğunuz (zulüm ve fesatlar gibi vebâli ağır olan) şeyleri(n kötü âkıbetini) size (âhirette bir bir) haber vereceğiz.
اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَٓاۙ اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَص۪يدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ﴿٢٤
24﴿ O çok alçak (dünyâ) hayâtın(ın çabucak elden çıkması ve insanların ona aldanmasının) ilginç durumu, ancak bir su (ile yetişen ürünlerin başına gelen felâket) gibidir ki; Biz onu gökten indirmiştik, sonra insanların ve davarların yemekte olduğu o toprağın bitkileri (mahsulleri ve meraları) onun sebebiyle birbirine karış(arak bolca ve sıkça çık)mıştı. Nihâyet o toprak kendi(ne has) ziynetini (ve güzelliğini) iyice aldığı ve (türlü türlü rengârenk bitkilerle) tamâmen süslendiği zaman, ahâlîsi de gerçekten kendilerinin on(da yetişen mahsullerden faydalanmay)a karşı gücü yeten kimseler olduklarını zannettiklerinde, gece veyâ gündüz (çekirge, fâre, dolu, don ve kasırga gibi azaplarımızla ilgili) emrimiz ona gel(iver)mişti de, böylece hemen Biz onu(n ağaçlarını, bitkilerini ve ekinlerini) sanki biraz önce (orada) durmuyormuş gibi kökünden biçilmiş bir şeye çevirmiştik. (Habîbim!) İşte sana! Biz bu âyetleri bir toplum için böylece (eşsiz bir beyân üslûbuyla) ayrıntılı olarak açıklıyoruz ki onlar (o âyetlerin mânâları hakkında iyice kafa yorarak) tefekkür etmektedirler.
وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلٰى دَارِ السَّلَامِۜ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ﴿٢٥
25﴿ Allâh ise (fânîlikten ve tüm âfetlerden) selâmet (ve kurtuluş mahalli olan cennet) yurduna /(bütün noksanlıklardan münezzeh ve) Selâm (olan yüce Zâtın)ın (özel yarattığı cennet) yurduna /(sâkinlerine, Allâh’ın ve meleklerin çokça selâm verdiği) selâm diyârına/ (tüm kullarını) dâvet etmektedir. Ama (kullarının hepsi bu dâvete icâbet etmemiş, ancak bir kısmı bu çağrıya kulak vererek îmân etmiş ve sâlih ameller işlemişlerdir. İşte) O, (rızâsına kavuşturmayı) dilediği (bu) kimseleri (cennete zahmetsizce kavuşturacak) dosdoğru bir yola hidâyet etmektedir.