v02.01.25 Geliştirme Notları
Bakara Sûresi
46
Cuz 3
275﴿ O kimseler ki (helâl görerek) fâiz yemektedirler; onlar (diriltildikleri zaman başkaları gibi süratlice mahşere doğru koşamazlar, onlar kabirlerinden) ancak, şeytanın kendisini sürekli çarpmakta olduğu (âniden yere yıkılan ve kasılarak ağzı köpüren saralı) kimsenin (kendisine isâbet eden) delilik (nöbetin)den (bir düşüp bir) kalktığı gibi kalkacaklardır (ve mahşerde bu sersemlikleriyle herkese teşhir edileceklerdir). (Habîbim!) İşte sana! Bu (cezâ) şu sebepledir ki; gerçekten onlar: “Alışveriş ancak fâiz gibidir” demişlerdir. Hâlbuki Allâh alım satımı helâl etmiş, (parayı parayla değiştirirken veyâ aynı cins malları değişirken, fazlalık alma anlamındaki) fâizi ise haram kılmıştır. Artık her kim ki; Rabbinden ona (fâizi yasaklayıcı) bir öğüt gelmiştir de hemen (o emri tatbik ederek yaptığı yanlıştan) vazgeçmiştir, işte geçmiş(te zimmetinde kalmış) olan şey kendisi içindir (bu nedenle yasaklık gelmeden önce almış olduğu fâizler kendisinden geri istenmez). Yine de onun işi Allâh’a (kalmış)dır. (İyi niyetle nasîhat kabûl ederek haramı bıraktığından mükâfat bile alabilir.) Her kim de (fâizi helâl kabûl etme fikrine) dönerse, işte sana! Onlar ancak o (cehennem) ateşin(in ayrılmaz) arkadaşlarıdır. (Bir daha çıkmamak üzere) kendileri onun içinde ebedî kalıcılardır. Fâizle alışveriş yapanın, kıyâmet günü kabrinden mahşere, âniden yere yıkılan ve kasılarak ağzı köpüren saralı kimse gibi çıkacağı hakkında birçok hadîs-i şerîf ve rivâyet mevcuttur. Nitekim Avf ibnü Mâlik (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Bağışlanmayacak günahlardan sakın! (Onlardan biri) ganîmet malını çalmak(tır) ki; kim böyle bir şey çaldıysa kıyâmet günü onu getirecektir. Bir de fâiz yemek ki; fâiz yiyen kimse kıyâmet günü cinnet geçirerek yere yıkılmış bir hâlde diriltilecektir” (et-Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, rakam:110, 18/60; el-Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, rakam:6588, 4/214) buyurduktan sonra bu âyet-i kerîmeyi okumuştur. Allâh-u Te‘âlâ dünyâda abdest almış olanları, kendilerine bir ikrâm için mahşerde abdest uzuvlarının parlaklığıyla tanıtacağı gibi, fâiz yiyenleri de bir cezâ olarak böyle kötü bir alâmetle herkese rezil edecektir. Bâzı âlimlerin “Mahşerde böyle bir görüntü olmayacağı, bunun ancak, o kişinin dünyâlık kazanma uğrundaki hırslı ve aceleci tutumuyla ilgili bir benzetme olduğu” şeklindeki te’villeri, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den rivâyet edilen hadîs-i şerîflerle ve İbnü Abbâs, İbnü Mes‘ûd ve Katâde (Radıyallâhu Anhüm) gibi selef-i ümmetten nakledilen rivâyetlerle çeliştiği için aslâ kabûle şâyân değildir. Ayrıca sapık Mu‘tezile fırkasının, bu âyet-i kerîmeden “Fâiz gibi büyük günahları işleyenlerin cehennemde ebedî kalacağı” şeklinde bir görüş çıkarmaları da, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashâbından nakledilen îtikāda tamâmen zıttır. Zîrâ adam öldürmek dâhil en büyük günahları işleyenlerin bile tevbelerinin kabûl edilebileceğine dâir birçok sahîh hadîs-i şerîf mevcuttur. Dolayısıyla bu âyet-i kerîmede; cehennemde ebedî kalacağı bildirilen kimseler, fâiz yemeyi helâl sayarak kâfir olanlardır, haram olduğuna inanarak yiyenlerin durumu ise, Allâh-u Te‘âlâ’nın meşîetine (dilemesine) kalmıştır, isterse tevbesini kabûl etmeyip azap edebilir, dilerse hiç tevbe etmeden de afv edebilir. Zîrâ Allâh-u Te‘âlâ’ya hiçbir şey zorunlu kılınamaz. Fakat îmânla ölenler cehenneme girseler de günahları nispetinde yanıp çıkarak sonunda cennete girerler, cehennemde ebedî kalmak ise sâdece îmânsız ölenlere mahsustur. (‘Ömer en-Nesefî, et-Teysîr, 3/411; el-Hâzin, -Mecmû‘atü’t-tefâsîr-, 1/431)
276﴿ Allâh fâiz (karışan her türlü muâmelenin bereketin)i yok etmektedir, sadaka (ve zekâtı verilen mal)-ları ise (bereket bakımından) artırmaktadır (âhirette de sevâbını kat kat verecektir). Zâten Allâh, (fâizi helâl görerek inkâra düşen) çokça kâfir ve (mütemâdiyen haram yiyerek kâfirliğine bir de zâlimliği ilâve eden) ziyâde günahkâr hiçbir kimseyi sevmez.
277﴿ O kimseler ki; (Allâh’a, peygamberlerine ve getirdiklerine) îmân ettiler, (oruç ve hac gibi) sâlih ameller de işlediler, o (farz) namazları dosdoğru kıldılar ve zekâtı verdiler; şüphesiz Rableri katında ecirleri kendileri için (hazır beklemekte)dir. Onlar üzerine (gelecekle alâkalı) hiçbir korku da yoktur ve ancak onlar (geride bıraktıklarına) üzülmeyeceklerdir.
278﴿ Ey îmân etmiş olan kimseler! Allâh’tan hakkıyla sakının ve fâizden kalmış olan (alacağınız)ı bırakın. Eğer (gerçekten) mümin kimseler olduysanız (böyle yapmanız gerekir. Çünkü îmânın delîli, inandığınız Allâh’ın emirlerini tutmaktır).
279﴿ Eğer (fâizi bırakma işini) yapmazsanız, Allâh ve Rasûlü (ciheti)nden (fâizcilere karşı açılmış olan) büyük bir harb (içine girdiğiniz)i iyice bilin. Şâyet (tefecilikten) tevbe ederseniz artık baş mallarınız (olan sermâyeniz) size âittir. (Böylece fazla isteyerek, borçlulara) zulmetmiş olmazsınız, (anaparanızı eksik alarak) zulme de uğratılmazsınız.
280﴿ Eğer güçlük sâhibi biri (size borçlu) olursa, artık bir (ödeme) kolaylığ(ın)a (ve ferahlığa ulaşacağı zamâna) kadar bekleme(niz gerekir). (Darlık içinde olan kimselerden alacağınız anaparanın tamâmını veyâ bir kısmını silerek) bağışta bulunmanız ise sizin için (borçluya süre tanımaktan) daha iyidir. Eğer siz (bu bağışlamanın kazandıracağı güzel övgü ve bol mükâfâtı) bilmekte olsaydınız (elbette bu yolu tercih ederdiniz).
281﴿ Öyle büyük bir günden de hakkıyla sakının ki; kendisinde Allâh(ın âhiret yurdun)a döndürüleceksiniz de sonra herkese kazanmış olduğu şeyler(in karşılığı) tamâmen ödenecektir ve onlar (sevapları eksiltilerek ya da günahları artırılarak) zulme uğratılmayacaklardır.
سُورَةُ الْبَقَرَةِ
الجزء ٣
٤٦
اَلَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ الرِّبٰوا لَا يَقُومُونَ اِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذ۪ي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُٓوا اِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبٰواۢ وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰواۜ فَمَنْ جَٓاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّه۪ فَانْتَهٰى فَلَهُ مَا سَلَفَۜ وَاَمْرُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ وَمَنْ عَادَ فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿٢٧٥
يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَث۪يمٍ ﴿٢٧٦
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ﴿٢٧٧
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبٰٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿٢٧٨
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُ۫سُ اَمْوَالِكُمْۚ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ ﴿٢٧٩
وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍۜ وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿٢٨٠
وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ ف۪يهِ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ۟ ﴿٢٨١
Bakara Sûresi
46
Cuz 3
اَلَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ الرِّبٰوا لَا يَقُومُونَ اِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذ۪ي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُٓوا اِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبٰواۢ وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰواۜ فَمَنْ جَٓاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّه۪ فَانْتَهٰى فَلَهُ مَا سَلَفَۜ وَاَمْرُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ وَمَنْ عَادَ فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿٢٧٥
275﴿ O kimseler ki (helâl görerek) fâiz yemektedirler; onlar (diriltildikleri zaman başkaları gibi süratlice mahşere doğru koşamazlar, onlar kabirlerinden) ancak, şeytanın kendisini sürekli çarpmakta olduğu (âniden yere yıkılan ve kasılarak ağzı köpüren saralı) kimsenin (kendisine isâbet eden) delilik (nöbetin)den (bir düşüp bir) kalktığı gibi kalkacaklardır (ve mahşerde bu sersemlikleriyle herkese teşhir edileceklerdir). (Habîbim!) İşte sana! Bu (cezâ) şu sebepledir ki; gerçekten onlar: “Alışveriş ancak fâiz gibidir” demişlerdir. Hâlbuki Allâh alım satımı helâl etmiş, (parayı parayla değiştirirken veyâ aynı cins malları değişirken, fazlalık alma anlamındaki) fâizi ise haram kılmıştır. Artık her kim ki; Rabbinden ona (fâizi yasaklayıcı) bir öğüt gelmiştir de hemen (o emri tatbik ederek yaptığı yanlıştan) vazgeçmiştir, işte geçmiş(te zimmetinde kalmış) olan şey kendisi içindir (bu nedenle yasaklık gelmeden önce almış olduğu fâizler kendisinden geri istenmez). Yine de onun işi Allâh’a (kalmış)dır. (İyi niyetle nasîhat kabûl ederek haramı bıraktığından mükâfat bile alabilir.) Her kim de (fâizi helâl kabûl etme fikrine) dönerse, işte sana! Onlar ancak o (cehennem) ateşin(in ayrılmaz) arkadaşlarıdır. (Bir daha çıkmamak üzere) kendileri onun içinde ebedî kalıcılardır. Fâizle alışveriş yapanın, kıyâmet günü kabrinden mahşere, âniden yere yıkılan ve kasılarak ağzı köpüren saralı kimse gibi çıkacağı hakkında birçok hadîs-i şerîf ve rivâyet mevcuttur. Nitekim Avf ibnü Mâlik (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Bağışlanmayacak günahlardan sakın! (Onlardan biri) ganîmet malını çalmak(tır) ki; kim böyle bir şey çaldıysa kıyâmet günü onu getirecektir. Bir de fâiz yemek ki; fâiz yiyen kimse kıyâmet günü cinnet geçirerek yere yıkılmış bir hâlde diriltilecektir” (et-Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, rakam:110, 18/60; el-Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, rakam:6588, 4/214) buyurduktan sonra bu âyet-i kerîmeyi okumuştur. Allâh-u Te‘âlâ dünyâda abdest almış olanları, kendilerine bir ikrâm için mahşerde abdest uzuvlarının parlaklığıyla tanıtacağı gibi, fâiz yiyenleri de bir cezâ olarak böyle kötü bir alâmetle herkese rezil edecektir. Bâzı âlimlerin “Mahşerde böyle bir görüntü olmayacağı, bunun ancak, o kişinin dünyâlık kazanma uğrundaki hırslı ve aceleci tutumuyla ilgili bir benzetme olduğu” şeklindeki te’villeri, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den rivâyet edilen hadîs-i şerîflerle ve İbnü Abbâs, İbnü Mes‘ûd ve Katâde (Radıyallâhu Anhüm) gibi selef-i ümmetten nakledilen rivâyetlerle çeliştiği için aslâ kabûle şâyân değildir. Ayrıca sapık Mu‘tezile fırkasının, bu âyet-i kerîmeden “Fâiz gibi büyük günahları işleyenlerin cehennemde ebedî kalacağı” şeklinde bir görüş çıkarmaları da, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashâbından nakledilen îtikāda tamâmen zıttır. Zîrâ adam öldürmek dâhil en büyük günahları işleyenlerin bile tevbelerinin kabûl edilebileceğine dâir birçok sahîh hadîs-i şerîf mevcuttur. Dolayısıyla bu âyet-i kerîmede; cehennemde ebedî kalacağı bildirilen kimseler, fâiz yemeyi helâl sayarak kâfir olanlardır, haram olduğuna inanarak yiyenlerin durumu ise, Allâh-u Te‘âlâ’nın meşîetine (dilemesine) kalmıştır, isterse tevbesini kabûl etmeyip azap edebilir, dilerse hiç tevbe etmeden de afv edebilir. Zîrâ Allâh-u Te‘âlâ’ya hiçbir şey zorunlu kılınamaz. Fakat îmânla ölenler cehenneme girseler de günahları nispetinde yanıp çıkarak sonunda cennete girerler, cehennemde ebedî kalmak ise sâdece îmânsız ölenlere mahsustur. (‘Ömer en-Nesefî, et-Teysîr, 3/411; el-Hâzin, -Mecmû‘atü’t-tefâsîr-, 1/431)
يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَث۪يمٍ ﴿٢٧٦
276﴿ Allâh fâiz (karışan her türlü muâmelenin bereketin)i yok etmektedir, sadaka (ve zekâtı verilen mal)-ları ise (bereket bakımından) artırmaktadır (âhirette de sevâbını kat kat verecektir). Zâten Allâh, (fâizi helâl görerek inkâra düşen) çokça kâfir ve (mütemâdiyen haram yiyerek kâfirliğine bir de zâlimliği ilâve eden) ziyâde günahkâr hiçbir kimseyi sevmez.
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ﴿٢٧٧
277﴿ O kimseler ki; (Allâh’a, peygamberlerine ve getirdiklerine) îmân ettiler, (oruç ve hac gibi) sâlih ameller de işlediler, o (farz) namazları dosdoğru kıldılar ve zekâtı verdiler; şüphesiz Rableri katında ecirleri kendileri için (hazır beklemekte)dir. Onlar üzerine (gelecekle alâkalı) hiçbir korku da yoktur ve ancak onlar (geride bıraktıklarına) üzülmeyeceklerdir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبٰٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿٢٧٨
278﴿ Ey îmân etmiş olan kimseler! Allâh’tan hakkıyla sakının ve fâizden kalmış olan (alacağınız)ı bırakın. Eğer (gerçekten) mümin kimseler olduysanız (böyle yapmanız gerekir. Çünkü îmânın delîli, inandığınız Allâh’ın emirlerini tutmaktır).
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُ۫سُ اَمْوَالِكُمْۚ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ ﴿٢٧٩
279﴿ Eğer (fâizi bırakma işini) yapmazsanız, Allâh ve Rasûlü (ciheti)nden (fâizcilere karşı açılmış olan) büyük bir harb (içine girdiğiniz)i iyice bilin. Şâyet (tefecilikten) tevbe ederseniz artık baş mallarınız (olan sermâyeniz) size âittir. (Böylece fazla isteyerek, borçlulara) zulmetmiş olmazsınız, (anaparanızı eksik alarak) zulme de uğratılmazsınız.
وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍۜ وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿٢٨٠
280﴿ Eğer güçlük sâhibi biri (size borçlu) olursa, artık bir (ödeme) kolaylığ(ın)a (ve ferahlığa ulaşacağı zamâna) kadar bekleme(niz gerekir). (Darlık içinde olan kimselerden alacağınız anaparanın tamâmını veyâ bir kısmını silerek) bağışta bulunmanız ise sizin için (borçluya süre tanımaktan) daha iyidir. Eğer siz (bu bağışlamanın kazandıracağı güzel övgü ve bol mükâfâtı) bilmekte olsaydınız (elbette bu yolu tercih ederdiniz).
وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ ف۪يهِ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ۟ ﴿٢٨١
281﴿ Öyle büyük bir günden de hakkıyla sakının ki; kendisinde Allâh(ın âhiret yurdun)a döndürüleceksiniz de sonra herkese kazanmış olduğu şeyler(in karşılığı) tamâmen ödenecektir ve onlar (sevapları eksiltilerek ya da günahları artırılarak) zulme uğratılmayacaklardır.