v02.01.25 Geliştirme Notları
Mü`min Sûresi
469
Cuz 24
26﴿ Firavun dedi ki: “Bırakın beni de Mûsâ’yı öldüreyim, o da (kurtulmak için) Rabbine yalvarsın. Çünkü gerçekten ben onun (sağ bırakılması hâlinde) sizin (bana ve şefâatçilerim olan putlara ibâdetinizden ibâret olan) dîninizi değiştirmesinden ya da (bunu yapamasa bile en azından) bu toprakta (kargaşa çıkararak güven kaybı ve kazanç yollarınızın bozulması gibi birtakım) fesâd (ve ifsadlar) açığa çıkarmasından endişe etmekteyim.” Müfessirlerin beyânı vechile; Firavun, Mûsâ (Aleyhisselâm)ın, kendi mülkünü tehdit eden bir tehlike hâline geldiğini anlayınca onu öldürmeye teşebbüs etti. Fakat her seferinde kavminin ileri gelenleri ona: “Durum senin korkacağın boyutta değil, bu ancak bir büyücüdür ki, dengi bir büyücü ona mukāvemet edebilir. Bir de onu öldürürsen, senin dâvânı delille ispattan âciz kaldığın şeklinde bir şüpheyi insanların kalbine sokmuş olursun” dediler. Aslında Firavun, gördüğü mûcizeler karşısında dehşete kapıldığı için zâten onu öldürme cesâretini kendinde bulamamaktaydı. Fakat kendisinin bu sözlerden etkilenerek bu fikrinden vazgeçtiğini ama onu engellememeleri hâlinde bunu hemen gerçekleştireceğini topluma anlatmak için bu sözü söyledi.
27﴿ (Bunu duyan) Mûsâ da (kavmine) dedi ki: “Muhakkak ki ben (Firavun gibi) hesap gününe îmân etmeyen her bir kibirli kimseden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan Allâh-u Zü’l-Celâl)e sığındım.”
28﴿ Firavun’un hânedânından (olup), îmânını gizleyen mümin bir adam (Mûsâ (Aleyhisselâm)ı tutar gibi görünmemek için orta yollu bir istişâre veriyormuş gibi davranarak Firavun âilesine) dedi ki: “(Suçsuz) bir adamı (sâdece) ‘Rabbim ancak Allâh’tır’ dedi diye mi öldüreceksiniz?! Hâlbuki gerçekten o size Rabbiniz(in nezdin)den çok açık mûcizeler getirmiştir. Zâten eğer o yalancı biri olduysa, yalanı(nın vebâli) onun aleyhinedir (ki, bu durumda kimse zarar görmeyeceği için öldürülmesine hâcet yoktur). Ama eğer doğru söyleyen bir kimse olduysa, sizi tehdit etmekte olduğu o şeylerin (hepsi olmasa bile en azından) bir kısmı size isâbet edecektir (ki o da sizi helâk etmeye yetecektir). Şüphesiz Allâh öyle bir kimseyi hidâyet etmez (ve maksadına eriştirmez) ki, o haddi aşıcıdır ve çok yalancıdır. (İşte Allâh böyle birini mûcizelerle destekleyerek murâdına erdirmez ve hiçbir hayra eriştirmez. Bilakis onu rezil edip helâke uğratır. Bu durumda da onu niye öldüresiniz?!) Müfessirlerin beyânı vechile; bu kişi, Firavun’un amcasının oğlu, veliahdı ve kolluk güçlerinin reisi konumunda olan bir zât idi ki Mûsâ (Aleyhisselâm)a gizlice îmân etmiş olup Firavun âilesinden îmânını gizliyordu. İsmi hakkında birkaç rivâyet varsa da İmâm-ı Nesefî (Rahimehullâh) “el-Medârik” isimli tefsîrinde isminin Sem‘ân olduğu hakkındaki rivâyeti tercih etmiştir.
29﴿ Ey kavmim! Bugün (yaşamakta olduğunuz) bu toprakta (İsrâîloğullarına gâlip ve) üstün gelen kimseler olarak mülk (ve saltanat) size âittir. Peki (Mûsâ’nın dediği çıkar da azap) bize gelecek olursa, Allâh’ın çetin azâbından (kurtulmamız için) bize kim yardım edebilir?! (Artık böyle bir kişiyle uğraşıp da gücünüz yetmeyecek belâlara kendinizi namzet ederek rahatınızı bozmayın.)” Firavun (o kişinin bunca nasîhatlerine rağmen): “Ben size (onu öldüreyim derken) ancak (doğru) görmekte olduğum şeyi gösteriyorum ve (bu fikrimle) sizi ancak doğru yola iletiyorum. (Yoksa doğru bildiğim hiçbir şeyi sizden gizlemiyorum ve söylediğimin tersine bir fikri içimde barındırmıyorum)” dedi. (Ama o bunu söylerken de yalan konuşuyordu, çünkü Mûsâ (Aleyhisselâm)ın korkusu içine işlediği hâlde, etrâfına korkmuyormuş izlenimi vermeye çalışıyordu. Oysa bu korkuyu taşımasaydı kimseye danışma lüzûmu hissetmeden onu hemen öldürmeye kalkışırdı.)
30﴿ Yine o îmân etmiş olan kimse dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin üzerinize o (peygamberler aleyhine ittifak kuran) hıziplerin (başlarına gelip çatan azap) gününün bir benzerin(in gelmesin)den endişeleniyorum.
31﴿ (Ben sizin adınıza) Nûh kavminin, Âd’ın ve Semûd’un, bir de (Lût kavmi gibi) onlardan sonrakilerin sürekli âdeti (olan kâfirlik ve peygamberlere eziyetleri)nin (sebebiyet verdiği cezânın bir) benzerin(in size gelmesin)den (endişe duymaktayım). Ama Allâh (böyle yaparak) kullar için en ufak bir zulüm (yapmak bir yana bunu) murâd etmekte (dahî) değildir. (Bilakis O’nun tüm işleri tam bir adâlettir.)
32﴿ Ey kavmim! Muhakkak ben o (herkesin feryâd-u figân içinde yardım isteyerek) birbirine (bağırıp) çağrışma günün(ün tehlikelerinin gelmesin)den de sizin adınıza endişeleniyorum.
33﴿ (Cehennemin korkutucu sesini işiteceğiniz zaman mahşer meydanından kaçarak) arka dön(üp gid)en kimseler hâlinde (cehenneme doğru) dönüp gideceğiniz (fakat her köşe bucakta saf saf dizilmiş azap meleklerini göreceğiniz) o günden (sizin adınıza korkuyorum) ki; sizin için Allâh’tan (gelecek azaptan) hiçbir kurtarıcı olmayacaktır. (Ben size bu kadar nasîhat ediyorum) ama Allâh kimi(n bâtılı seçtiğini bildiği için onu) saptırırsa, artık onun için hiçbir hidâyet edici yoktur.
سُورَةُ الْمُؤْمِنِ
الجزء ٢٤
٤٦٩
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُون۪ٓي اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ د۪ينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِي الْاَرْضِ الْفَسَادَ ﴿٢٦
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟ ﴿٢٧
وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ﴿٢٨
يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِر۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُر۪يكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْد۪يكُمْ اِلَّا سَب۪يلَ الرَّشَادِ ﴿٢٩
وَقَالَ الَّذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ ﴿٣٠
مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذ۪ينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ يُر۪يدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ ﴿٣١
وَيَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِۙ ﴿٣٢
يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِر۪ينَۚ مَا لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍۚ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ﴿٣٣
Mü`min Sûresi
469
Cuz 24
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُون۪ٓي اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ د۪ينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِي الْاَرْضِ الْفَسَادَ ﴿٢٦
26﴿ Firavun dedi ki: “Bırakın beni de Mûsâ’yı öldüreyim, o da (kurtulmak için) Rabbine yalvarsın. Çünkü gerçekten ben onun (sağ bırakılması hâlinde) sizin (bana ve şefâatçilerim olan putlara ibâdetinizden ibâret olan) dîninizi değiştirmesinden ya da (bunu yapamasa bile en azından) bu toprakta (kargaşa çıkararak güven kaybı ve kazanç yollarınızın bozulması gibi birtakım) fesâd (ve ifsadlar) açığa çıkarmasından endişe etmekteyim.” Müfessirlerin beyânı vechile; Firavun, Mûsâ (Aleyhisselâm)ın, kendi mülkünü tehdit eden bir tehlike hâline geldiğini anlayınca onu öldürmeye teşebbüs etti. Fakat her seferinde kavminin ileri gelenleri ona: “Durum senin korkacağın boyutta değil, bu ancak bir büyücüdür ki, dengi bir büyücü ona mukāvemet edebilir. Bir de onu öldürürsen, senin dâvânı delille ispattan âciz kaldığın şeklinde bir şüpheyi insanların kalbine sokmuş olursun” dediler. Aslında Firavun, gördüğü mûcizeler karşısında dehşete kapıldığı için zâten onu öldürme cesâretini kendinde bulamamaktaydı. Fakat kendisinin bu sözlerden etkilenerek bu fikrinden vazgeçtiğini ama onu engellememeleri hâlinde bunu hemen gerçekleştireceğini topluma anlatmak için bu sözü söyledi.
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟ ﴿٢٧
27﴿ (Bunu duyan) Mûsâ da (kavmine) dedi ki: “Muhakkak ki ben (Firavun gibi) hesap gününe îmân etmeyen her bir kibirli kimseden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan Allâh-u Zü’l-Celâl)e sığındım.”
وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ﴿٢٨
28﴿ Firavun’un hânedânından (olup), îmânını gizleyen mümin bir adam (Mûsâ (Aleyhisselâm)ı tutar gibi görünmemek için orta yollu bir istişâre veriyormuş gibi davranarak Firavun âilesine) dedi ki: “(Suçsuz) bir adamı (sâdece) ‘Rabbim ancak Allâh’tır’ dedi diye mi öldüreceksiniz?! Hâlbuki gerçekten o size Rabbiniz(in nezdin)den çok açık mûcizeler getirmiştir. Zâten eğer o yalancı biri olduysa, yalanı(nın vebâli) onun aleyhinedir (ki, bu durumda kimse zarar görmeyeceği için öldürülmesine hâcet yoktur). Ama eğer doğru söyleyen bir kimse olduysa, sizi tehdit etmekte olduğu o şeylerin (hepsi olmasa bile en azından) bir kısmı size isâbet edecektir (ki o da sizi helâk etmeye yetecektir). Şüphesiz Allâh öyle bir kimseyi hidâyet etmez (ve maksadına eriştirmez) ki, o haddi aşıcıdır ve çok yalancıdır. (İşte Allâh böyle birini mûcizelerle destekleyerek murâdına erdirmez ve hiçbir hayra eriştirmez. Bilakis onu rezil edip helâke uğratır. Bu durumda da onu niye öldüresiniz?!) Müfessirlerin beyânı vechile; bu kişi, Firavun’un amcasının oğlu, veliahdı ve kolluk güçlerinin reisi konumunda olan bir zât idi ki Mûsâ (Aleyhisselâm)a gizlice îmân etmiş olup Firavun âilesinden îmânını gizliyordu. İsmi hakkında birkaç rivâyet varsa da İmâm-ı Nesefî (Rahimehullâh) “el-Medârik” isimli tefsîrinde isminin Sem‘ân olduğu hakkındaki rivâyeti tercih etmiştir.
يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِر۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُر۪يكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْد۪يكُمْ اِلَّا سَب۪يلَ الرَّشَادِ ﴿٢٩
29﴿ Ey kavmim! Bugün (yaşamakta olduğunuz) bu toprakta (İsrâîloğullarına gâlip ve) üstün gelen kimseler olarak mülk (ve saltanat) size âittir. Peki (Mûsâ’nın dediği çıkar da azap) bize gelecek olursa, Allâh’ın çetin azâbından (kurtulmamız için) bize kim yardım edebilir?! (Artık böyle bir kişiyle uğraşıp da gücünüz yetmeyecek belâlara kendinizi namzet ederek rahatınızı bozmayın.)” Firavun (o kişinin bunca nasîhatlerine rağmen): “Ben size (onu öldüreyim derken) ancak (doğru) görmekte olduğum şeyi gösteriyorum ve (bu fikrimle) sizi ancak doğru yola iletiyorum. (Yoksa doğru bildiğim hiçbir şeyi sizden gizlemiyorum ve söylediğimin tersine bir fikri içimde barındırmıyorum)” dedi. (Ama o bunu söylerken de yalan konuşuyordu, çünkü Mûsâ (Aleyhisselâm)ın korkusu içine işlediği hâlde, etrâfına korkmuyormuş izlenimi vermeye çalışıyordu. Oysa bu korkuyu taşımasaydı kimseye danışma lüzûmu hissetmeden onu hemen öldürmeye kalkışırdı.)
وَقَالَ الَّذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ ﴿٣٠
30﴿ Yine o îmân etmiş olan kimse dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin üzerinize o (peygamberler aleyhine ittifak kuran) hıziplerin (başlarına gelip çatan azap) gününün bir benzerin(in gelmesin)den endişeleniyorum.
مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذ۪ينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ يُر۪يدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ ﴿٣١
31﴿ (Ben sizin adınıza) Nûh kavminin, Âd’ın ve Semûd’un, bir de (Lût kavmi gibi) onlardan sonrakilerin sürekli âdeti (olan kâfirlik ve peygamberlere eziyetleri)nin (sebebiyet verdiği cezânın bir) benzerin(in size gelmesin)den (endişe duymaktayım). Ama Allâh (böyle yaparak) kullar için en ufak bir zulüm (yapmak bir yana bunu) murâd etmekte (dahî) değildir. (Bilakis O’nun tüm işleri tam bir adâlettir.)
وَيَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِۙ ﴿٣٢
32﴿ Ey kavmim! Muhakkak ben o (herkesin feryâd-u figân içinde yardım isteyerek) birbirine (bağırıp) çağrışma günün(ün tehlikelerinin gelmesin)den de sizin adınıza endişeleniyorum.
يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِر۪ينَۚ مَا لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍۚ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ﴿٣٣
33﴿ (Cehennemin korkutucu sesini işiteceğiniz zaman mahşer meydanından kaçarak) arka dön(üp gid)en kimseler hâlinde (cehenneme doğru) dönüp gideceğiniz (fakat her köşe bucakta saf saf dizilmiş azap meleklerini göreceğiniz) o günden (sizin adınıza korkuyorum) ki; sizin için Allâh’tan (gelecek azaptan) hiçbir kurtarıcı olmayacaktır. (Ben size bu kadar nasîhat ediyorum) ama Allâh kimi(n bâtılı seçtiğini bildiği için onu) saptırırsa, artık onun için hiçbir hidâyet edici yoktur.