v02.01.25 Geliştirme Notları
Câsiye Sûresi
500
Cuz 25
23﴿ (Habîbim!) Gördün mü o kimseyi ki; kendisi (hidâyete uymayı bırakmış da) kötü arzusunu ilâhı edinmiştir, Allâh da (kendisine verilen irâde ve kudreti kötü yolda kullandığını bildiği için) onu büyük (ve isâbetli) bir ilim üzere saptırmıştır, ayrıca onun kulağının ve kalbinin üzerine mühür vur(arak vaazlardan etkilenmeyecek ve âyetler hakkında düşünemeyecek bir hâle koy)muştur, onun gözünün üzerine de (iyi görmesine ve ibret almasına engel olacak) büyük bir örtü yerleştirmiştir?! Artık Allâh(ın saptırmasın)dan sonra onu kim hidâyet edecektir?! Hâlâ iyice düşünmeyecek misiniz?!
24﴿ Bir de o (müşrik ola)nlar: “Bu (hayat denen şey, varsa yoksa), ancak (bize) en yakın (olan dünyâdaki) hayâtımızdır; (kimimiz) ölürüz, (kimimiz de) yaşarız! Bizi ancak uzun zaman(ın üzerimizden geçmesi) helâk etmektedir” dediler. (Habîbim!) İşte sana! Onların bu hususta (akla ya da nakle dayalı) hiçbir bilgisi yoktur. Onlar ancak zanda (ve körü körüne taklitte) bulunmaktadırlar.
25﴿ (Dirilmenin hak olduğunu beyân eden) âyetlerimiz onlara çok açık oldukları hâlde peş peşe okunduğu zaman, onların delîli ancak: “(Evvelce ölmüş) babalarımızı getirin. Eğer (bizim ölümümüzün ardından diriltileceğimiz husûsunda) doğru söyleyen kimseler oldu iseniz (bunu ispat edin)” demeleri olmuştur.
26﴿ (Habîbim!) De ki: “Allâh (ilk başta yoktan var ederek) size hayat vermektedir, sonra (ecelleriniz geldiğinde) sizi öldürecektir, daha sonra da kıyâmet gününde sizi toplayacaktır ki on(un vukûun)da hiçbir şüphe yoktur. Velâkin insanların ekserîsi (bu gerçekleri) bilmezler.”
27﴿ Göklerin de yerin de mülkü (ve saltanatı) ancak Allâh’a mahsustur. O (kıyâmet kopma) ân(ı) meydana geleceği gün, (dünyâda iken haktan ayrılarak) bâtılın içine girmiş kimseler, işte o gün hüsrâna uğra(dıklarını anla)yacaktır.
28﴿ (Habîbim!) Sen (mahşerde toplanmış) her bir ümmeti diz üstü çökmüş bir hâlde (korku ve telaş içerisinde müşâhede edeceksin, peygamberleri bile: “Bugün nefsimizden başkasını istemiyoruz” derken) göreceksin. Her bir ümmet kendi (amellerinin yazılı bulunduğu) kitabına çağrı(larak hesâba tâbi tutu)lacaktır. (İşte o zaman mükelleflere:) “Bugün size (dünyâda) sürekli yapmakta olduğunuz şeyler(in kazandırdığı) ile karşılık verilecektir.
29﴿ İşte bu (önünüze açılan amel defteriniz), ancak Bizim (yazıcı meleklere emrederek sizin tüm yaptıklarınızı kendisinde kaydettirdiğimiz) kitabımızdır ki, (fazlasız ve eksiksiz bir şekilde sâdece gerçekleri yazarak) size karşı hak ile konuşmaktadır. Zîrâ muhakkak Biz (sizi başıboş bırakmış değildik, bilakis dünyâda) sürekli yapmakta bulunmuş olduğunuz (güzel-çirkin, küçük-büyük) şeyleri dâimâ (meleklere) yazdırmaktaydık.”
30﴿ Artık o kimseler ki îmân (şartlarına şüphesiz bir şekilde îtikād) etmiştirler ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) sâlih ameller işlemiştirler; işte Rableri onları rahmetinin (mahalli olan cennet) içerisine girdirecektir. (Habîbim!) İşte sana! Ancak bu (nîmete mazhariyyet), çok açık bir kurtuluşun ta kendisidir.
31﴿ Ama o kimseler ki inkâr etmiştirler (onlar da şöyle azarlanacaktır): “Benim âyetlerim sizin üzerinize art arda okunmakta değil miydi de, siz hemen çokça kibirlenmiştiniz (de onlara îmân etmemiştiniz) ve suç işleyenler toplumu olmuştunuz?!
32﴿ (Peygamberler ve vâizler tarafından size:) ‘Şüphesiz Allâh’ın (tüm) vaad(leri ve sözler)i haktır (ve gerçektir), o (kıyâmet) ân(ının meydana gelmesi) ise; onda hiçbir şüphe yoktur’ denildiği zaman siz (aşırı azgınlığınızdan dolayı): ‘O (kıyâmet) ânın(ın) nasıl bir şey olduğunu biz bilmiyoruz. Biz ancak (sezgi ve tahmin gibi) zayıf bir düşünce ile zanda bulunmaktayız, ama biz (böyle bir şeyin mümkün olacağına dâir) aslâ yakînî bilgiye sâhip kimseler değiliz’ demiştiniz.”
سُورَةُ الْجَاثِيَةِ
الجزء ٢٥
٥٠٠
اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ﴿٢٣
وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ ﴿٢٤
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٢٥
قُلِ اللّٰهُ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ﴿٢٦
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ ﴿٢٧
وَتَرٰى كُلَّ اُمَّةٍ جَاثِيَةً۠ كُلُّ اُمَّةٍ تُدْعٰٓى اِلٰى كِتَابِهَاۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٢٨
هٰذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٢٩
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ﴿٣٠
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا۠ اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْمًا مُجْرِم۪ينَ ﴿٣١
وَاِذَا ق۪يلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ ف۪يهَا قُلْتُمْ مَا نَدْر۪ي مَا السَّاعَةُۙ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِن۪ينَ ﴿٣٢
Câsiye Sûresi
500
Cuz 25
اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ﴿٢٣
23﴿ (Habîbim!) Gördün mü o kimseyi ki; kendisi (hidâyete uymayı bırakmış da) kötü arzusunu ilâhı edinmiştir, Allâh da (kendisine verilen irâde ve kudreti kötü yolda kullandığını bildiği için) onu büyük (ve isâbetli) bir ilim üzere saptırmıştır, ayrıca onun kulağının ve kalbinin üzerine mühür vur(arak vaazlardan etkilenmeyecek ve âyetler hakkında düşünemeyecek bir hâle koy)muştur, onun gözünün üzerine de (iyi görmesine ve ibret almasına engel olacak) büyük bir örtü yerleştirmiştir?! Artık Allâh(ın saptırmasın)dan sonra onu kim hidâyet edecektir?! Hâlâ iyice düşünmeyecek misiniz?!
وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ ﴿٢٤
24﴿ Bir de o (müşrik ola)nlar: “Bu (hayat denen şey, varsa yoksa), ancak (bize) en yakın (olan dünyâdaki) hayâtımızdır; (kimimiz) ölürüz, (kimimiz de) yaşarız! Bizi ancak uzun zaman(ın üzerimizden geçmesi) helâk etmektedir” dediler. (Habîbim!) İşte sana! Onların bu hususta (akla ya da nakle dayalı) hiçbir bilgisi yoktur. Onlar ancak zanda (ve körü körüne taklitte) bulunmaktadırlar.
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٢٥
25﴿ (Dirilmenin hak olduğunu beyân eden) âyetlerimiz onlara çok açık oldukları hâlde peş peşe okunduğu zaman, onların delîli ancak: “(Evvelce ölmüş) babalarımızı getirin. Eğer (bizim ölümümüzün ardından diriltileceğimiz husûsunda) doğru söyleyen kimseler oldu iseniz (bunu ispat edin)” demeleri olmuştur.
قُلِ اللّٰهُ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ﴿٢٦
26﴿ (Habîbim!) De ki: “Allâh (ilk başta yoktan var ederek) size hayat vermektedir, sonra (ecelleriniz geldiğinde) sizi öldürecektir, daha sonra da kıyâmet gününde sizi toplayacaktır ki on(un vukûun)da hiçbir şüphe yoktur. Velâkin insanların ekserîsi (bu gerçekleri) bilmezler.”
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ ﴿٢٧
27﴿ Göklerin de yerin de mülkü (ve saltanatı) ancak Allâh’a mahsustur. O (kıyâmet kopma) ân(ı) meydana geleceği gün, (dünyâda iken haktan ayrılarak) bâtılın içine girmiş kimseler, işte o gün hüsrâna uğra(dıklarını anla)yacaktır.
وَتَرٰى كُلَّ اُمَّةٍ جَاثِيَةً۠ كُلُّ اُمَّةٍ تُدْعٰٓى اِلٰى كِتَابِهَاۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٢٨
28﴿ (Habîbim!) Sen (mahşerde toplanmış) her bir ümmeti diz üstü çökmüş bir hâlde (korku ve telaş içerisinde müşâhede edeceksin, peygamberleri bile: “Bugün nefsimizden başkasını istemiyoruz” derken) göreceksin. Her bir ümmet kendi (amellerinin yazılı bulunduğu) kitabına çağrı(larak hesâba tâbi tutu)lacaktır. (İşte o zaman mükelleflere:) “Bugün size (dünyâda) sürekli yapmakta olduğunuz şeyler(in kazandırdığı) ile karşılık verilecektir.
هٰذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٢٩
29﴿ İşte bu (önünüze açılan amel defteriniz), ancak Bizim (yazıcı meleklere emrederek sizin tüm yaptıklarınızı kendisinde kaydettirdiğimiz) kitabımızdır ki, (fazlasız ve eksiksiz bir şekilde sâdece gerçekleri yazarak) size karşı hak ile konuşmaktadır. Zîrâ muhakkak Biz (sizi başıboş bırakmış değildik, bilakis dünyâda) sürekli yapmakta bulunmuş olduğunuz (güzel-çirkin, küçük-büyük) şeyleri dâimâ (meleklere) yazdırmaktaydık.”
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ﴿٣٠
30﴿ Artık o kimseler ki îmân (şartlarına şüphesiz bir şekilde îtikād) etmiştirler ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) sâlih ameller işlemiştirler; işte Rableri onları rahmetinin (mahalli olan cennet) içerisine girdirecektir. (Habîbim!) İşte sana! Ancak bu (nîmete mazhariyyet), çok açık bir kurtuluşun ta kendisidir.
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا۠ اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْمًا مُجْرِم۪ينَ ﴿٣١
31﴿ Ama o kimseler ki inkâr etmiştirler (onlar da şöyle azarlanacaktır): “Benim âyetlerim sizin üzerinize art arda okunmakta değil miydi de, siz hemen çokça kibirlenmiştiniz (de onlara îmân etmemiştiniz) ve suç işleyenler toplumu olmuştunuz?!
وَاِذَا ق۪يلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ ف۪يهَا قُلْتُمْ مَا نَدْر۪ي مَا السَّاعَةُۙ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِن۪ينَ ﴿٣٢
32﴿ (Peygamberler ve vâizler tarafından size:) ‘Şüphesiz Allâh’ın (tüm) vaad(leri ve sözler)i haktır (ve gerçektir), o (kıyâmet) ân(ının meydana gelmesi) ise; onda hiçbir şüphe yoktur’ denildiği zaman siz (aşırı azgınlığınızdan dolayı): ‘O (kıyâmet) ânın(ın) nasıl bir şey olduğunu biz bilmiyoruz. Biz ancak (sezgi ve tahmin gibi) zayıf bir düşünce ile zanda bulunmaktayız, ama biz (böyle bir şeyin mümkün olacağına dâir) aslâ yakînî bilgiye sâhip kimseler değiliz’ demiştiniz.”