v02.01.25 Geliştirme Notları
Meryem Sûresi
307
Cuz 16
39﴿ (Habîbim!) Yine sen (dünyâ ile ilgili) tüm işlerin (ve âhiret hesaplarının) karâra bağlanmış olduğu o andan; o pişmanlık gününde (kötülerin, günahları yüzünden, iyilerinse amellerinin azlığı nedeniyle çekecekleri sıkıntılara sebebiyet verecek bâtıl inançlara ve kötü amellere bulaşmakta)n onları uyar! Ama (sen ne kadar uyarsan da) o (insa)nlar(ın ekseriyeti âhirette başlarına geleceklerden) büyük bir gaflet içerisindedirler, üstelik onlar(dan müşrik olanlar âhirete bile) îmân etmezler.
40﴿ (Herkesi öldürdüğümüzde kimsenin dünyâda bir mülkü kalmayacağı gün) gerçekten Biz; o yer(yüzün)e de, onun üzerinde bulunan (bütün mal)lara da ancak Biz mîrasçı olacağız. Zâten onlar(ın sâhipleri de yaptıklarının karşılığını bulmak için) ancak Biz(im kendilerini hesâba çekeceğimiz yer)e döndürülecekler.
41﴿ (Rasûlüm!) O (sana indirilen) Kitâb’ta İbrâhîm’i de anlat. Gerçekten de o, (Allâh-u Te‘âlâ tarafından kendisine bildirilen tüm gaybları çokça tasdik etmiş bulunan) büyük bir sıddîk /(doğruluğu şi‘âr edinmiş) dosdoğru bir insan/, hem de büyük bir nebî idi.
42﴿ (İbrâhîm kulumuzun) babasına dediği zamânı (özellikle anlat) ki: “Ey babam! (Yalvarışlarını) duymayan, üstelik (kendisine karşı boyun eğmeni) görmeyen ve (musîbetlerden) hiçbir şeyi senden gideremeyen (senin hiçbir işine de yaramayan putlar gibi âciz) şeylere niçin tapıyorsun?!
43﴿ Ey babam! Gerçekten ben; muhakkak ki (yaratıcının birliği husûsunda) sana gelmemiş olan ilim bana gelmiştir. Öyleyse sen bana hakkıyla tâbi ol da seni dosdoğru bir yola ileteyim.
44﴿ Ey babam! Şeytan(ın sana süslü gösterdiği kâfirlik ve şirke kapılarak on)a tapma. Muhakkak ki şeytan Rahmân (Te‘âla’y)a karşı çok isyankâr biri olmuştur (ki, ona uyman durumunda sen de onun gibi, İlâhî intikāma çarpılarak sâhip olduğun nîmetlerden mahrum bırakılırsın).
45﴿ Ey babam! Şüphesiz ben, (kâfirlikte ısrâr etmen hâlinde) Rahmân (Te‘âlâ tarafın)dan sana büyük bir azâbın dokunacağından, bu sebeple de senin (lânet ve azap bakımından) şeytana çok yakın biri olacağından (senin adına) korkmaktayım.”
46﴿ (Bu kadar yumuşak ve güzel üsluplarla yapılan nasîhatler karşısında babası hiç tesirlenmeyip aksine) dedi ki: “Ey İbrâhîm! Yoksa sen benim ilâhlarımdan yüz çeviren biri misin?! Andolsun ki; eğer (bu sözlerinden) vazgeçmezsen elbette mutlaka seni taşlayacağım. Ayrıca sen (benden uzak dur ve) uzun bir zaman beni terk et (de seni gözüm görmesin).”
47﴿ (Kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi âdet edinen İbrâhîm (Aleyhisselâm)) dedi ki: “(Benden gelecek zararlardan) selâm (ve kurtuluş) senin üzerine olsun! Senin (hidâyete erişip günahlarından kurtulmaya lâyık bir hâle gelmen) için kesinlikle Rabbimden bağışlanma talebinde bulunacağım. Zîrâ gerçekten O özellikle bana karşı dâimâ çok ziyâde lütuf (ve ikrâm) sâhibi olmuştur.
48﴿ Böylece ben sizden de, Allâh(ı bırakıp da O’n)dan başka tapmakta olduğunuz şeylerden de ayrılı(p Şâm’a hicret edi)yorum ve (sizi hidâyet etmesi, bana hayırlı bir zürriyet nasip ederek müminlerin sayısını çoğaltması için) Rabbime duâ ediyorum /Rabbime ibâdet ediyorum/. (Zâten) özellikle Rabbime duâ etmem sebebi ile (zarar edip gayreti boşa giden) mahrum biri olmamam (dâimâ O’nun lütfundan) umulur oldu!”
49﴿ Nihâyet o onlardan ve Allâh(ı bırakıp da O’n)dan başka tapmakta oldukları şeylerden ayrılınca (uzaklaşmak zorunda kaldığı yakınları yerine) Biz kendisine (hayırlı bir oğul olarak) İshâk’ı ve (torun olarak) Ya‘kûb’u hibe ettik, her birini de çok kıymetli bir nebî yaptık.
50﴿ Üstelik Biz onlara rahmetimizin bir kısmını(n tezâhürü olan; peygamberlik, zenginlik, hayırlı ve bol zürriyet gibi, kendilerinden önce kimseye verilmemiş olan nice nîmetleri) bağışta bulunduk; çok üstün olan (bir şöhreti ve hak edilmiş) dosdoğru bir (övgü) dili(ni) de kendileri(nin asırlar boyu övgülerle yâd edilmeleri) için var ettik. Bu âyet-i kerîme İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın: “(Ey Rabbim!) Sonra gelecekler arasında bana iyilikle anılmak nasip et” (eş-Şu‘arâ Sûresi:84) şeklindeki duâsının kabûlünün bir eseridir. Bunun netîcesi olarak, bâtıl dinlerin mensupları bile günümüzde onu hayırla yâd etmekte ve ona bağlılıklarını iddiâ etmektedirler. Bizlerin her namazımızda ona ve âilesine salât okumamız da, bu âyet-i kerîmenin bir tecellîsidir!
51﴿ (Habîbim!) O (sana indirdiğimiz) Kitâb’ta Mûsâ’yı da anlat! Gerçekten de o, (Allâh tarafından) seçkin kılınmış biriydi. Ayrıca (Allâh-u Te‘âlâ’nın vahyettiği hükümleri tebliğle görevli) büyük bir rasûl, hem de değerli bir nebî olmuştu.
سُورَةُ مَرْيَمَ
الجزء ١٦
٣٠٧
وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِيَ الْاَمْرُۚ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿٣٩
اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ۟ ﴿٤٠
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰه۪يمَۜ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقًا نَبِيًّا ﴿٤١
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْن۪ي عَنْكَ شَيْـًٔا ﴿٤٢
يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي قَدْ جَٓاءَن۪ي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْن۪ٓي اَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا ﴿٤٣
يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِيًّا ﴿٤٤
يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا ﴿٤٥
قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِيًّا ﴿٤٦
قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ كَانَ ب۪ي حَفِيًّا ﴿٤٧
وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّ۪يۘ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّ۪ي شَقِيًّا ﴿٤٨
فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا ﴿٤٩
وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا۟ ﴿٥٠
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا ﴿٥١
Meryem Sûresi
307
Cuz 16
وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِيَ الْاَمْرُۚ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿٣٩
39﴿ (Habîbim!) Yine sen (dünyâ ile ilgili) tüm işlerin (ve âhiret hesaplarının) karâra bağlanmış olduğu o andan; o pişmanlık gününde (kötülerin, günahları yüzünden, iyilerinse amellerinin azlığı nedeniyle çekecekleri sıkıntılara sebebiyet verecek bâtıl inançlara ve kötü amellere bulaşmakta)n onları uyar! Ama (sen ne kadar uyarsan da) o (insa)nlar(ın ekseriyeti âhirette başlarına geleceklerden) büyük bir gaflet içerisindedirler, üstelik onlar(dan müşrik olanlar âhirete bile) îmân etmezler.
اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ۟ ﴿٤٠
40﴿ (Herkesi öldürdüğümüzde kimsenin dünyâda bir mülkü kalmayacağı gün) gerçekten Biz; o yer(yüzün)e de, onun üzerinde bulunan (bütün mal)lara da ancak Biz mîrasçı olacağız. Zâten onlar(ın sâhipleri de yaptıklarının karşılığını bulmak için) ancak Biz(im kendilerini hesâba çekeceğimiz yer)e döndürülecekler.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰه۪يمَۜ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقًا نَبِيًّا ﴿٤١
41﴿ (Rasûlüm!) O (sana indirilen) Kitâb’ta İbrâhîm’i de anlat. Gerçekten de o, (Allâh-u Te‘âlâ tarafından kendisine bildirilen tüm gaybları çokça tasdik etmiş bulunan) büyük bir sıddîk /(doğruluğu şi‘âr edinmiş) dosdoğru bir insan/, hem de büyük bir nebî idi.
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْن۪ي عَنْكَ شَيْـًٔا ﴿٤٢
42﴿ (İbrâhîm kulumuzun) babasına dediği zamânı (özellikle anlat) ki: “Ey babam! (Yalvarışlarını) duymayan, üstelik (kendisine karşı boyun eğmeni) görmeyen ve (musîbetlerden) hiçbir şeyi senden gideremeyen (senin hiçbir işine de yaramayan putlar gibi âciz) şeylere niçin tapıyorsun?!
يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي قَدْ جَٓاءَن۪ي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْن۪ٓي اَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا ﴿٤٣
43﴿ Ey babam! Gerçekten ben; muhakkak ki (yaratıcının birliği husûsunda) sana gelmemiş olan ilim bana gelmiştir. Öyleyse sen bana hakkıyla tâbi ol da seni dosdoğru bir yola ileteyim.
يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِيًّا ﴿٤٤
44﴿ Ey babam! Şeytan(ın sana süslü gösterdiği kâfirlik ve şirke kapılarak on)a tapma. Muhakkak ki şeytan Rahmân (Te‘âla’y)a karşı çok isyankâr biri olmuştur (ki, ona uyman durumunda sen de onun gibi, İlâhî intikāma çarpılarak sâhip olduğun nîmetlerden mahrum bırakılırsın).
يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا ﴿٤٥
45﴿ Ey babam! Şüphesiz ben, (kâfirlikte ısrâr etmen hâlinde) Rahmân (Te‘âlâ tarafın)dan sana büyük bir azâbın dokunacağından, bu sebeple de senin (lânet ve azap bakımından) şeytana çok yakın biri olacağından (senin adına) korkmaktayım.”
قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِيًّا ﴿٤٦
46﴿ (Bu kadar yumuşak ve güzel üsluplarla yapılan nasîhatler karşısında babası hiç tesirlenmeyip aksine) dedi ki: “Ey İbrâhîm! Yoksa sen benim ilâhlarımdan yüz çeviren biri misin?! Andolsun ki; eğer (bu sözlerinden) vazgeçmezsen elbette mutlaka seni taşlayacağım. Ayrıca sen (benden uzak dur ve) uzun bir zaman beni terk et (de seni gözüm görmesin).”
قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ كَانَ ب۪ي حَفِيًّا ﴿٤٧
47﴿ (Kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi âdet edinen İbrâhîm (Aleyhisselâm)) dedi ki: “(Benden gelecek zararlardan) selâm (ve kurtuluş) senin üzerine olsun! Senin (hidâyete erişip günahlarından kurtulmaya lâyık bir hâle gelmen) için kesinlikle Rabbimden bağışlanma talebinde bulunacağım. Zîrâ gerçekten O özellikle bana karşı dâimâ çok ziyâde lütuf (ve ikrâm) sâhibi olmuştur.
وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّ۪يۘ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّ۪ي شَقِيًّا ﴿٤٨
48﴿ Böylece ben sizden de, Allâh(ı bırakıp da O’n)dan başka tapmakta olduğunuz şeylerden de ayrılı(p Şâm’a hicret edi)yorum ve (sizi hidâyet etmesi, bana hayırlı bir zürriyet nasip ederek müminlerin sayısını çoğaltması için) Rabbime duâ ediyorum /Rabbime ibâdet ediyorum/. (Zâten) özellikle Rabbime duâ etmem sebebi ile (zarar edip gayreti boşa giden) mahrum biri olmamam (dâimâ O’nun lütfundan) umulur oldu!”
فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا ﴿٤٩
49﴿ Nihâyet o onlardan ve Allâh(ı bırakıp da O’n)dan başka tapmakta oldukları şeylerden ayrılınca (uzaklaşmak zorunda kaldığı yakınları yerine) Biz kendisine (hayırlı bir oğul olarak) İshâk’ı ve (torun olarak) Ya‘kûb’u hibe ettik, her birini de çok kıymetli bir nebî yaptık.
وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا۟ ﴿٥٠
50﴿ Üstelik Biz onlara rahmetimizin bir kısmını(n tezâhürü olan; peygamberlik, zenginlik, hayırlı ve bol zürriyet gibi, kendilerinden önce kimseye verilmemiş olan nice nîmetleri) bağışta bulunduk; çok üstün olan (bir şöhreti ve hak edilmiş) dosdoğru bir (övgü) dili(ni) de kendileri(nin asırlar boyu övgülerle yâd edilmeleri) için var ettik. Bu âyet-i kerîme İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın: “(Ey Rabbim!) Sonra gelecekler arasında bana iyilikle anılmak nasip et” (eş-Şu‘arâ Sûresi:84) şeklindeki duâsının kabûlünün bir eseridir. Bunun netîcesi olarak, bâtıl dinlerin mensupları bile günümüzde onu hayırla yâd etmekte ve ona bağlılıklarını iddiâ etmektedirler. Bizlerin her namazımızda ona ve âilesine salât okumamız da, bu âyet-i kerîmenin bir tecellîsidir!
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا ﴿٥١
51﴿ (Habîbim!) O (sana indirdiğimiz) Kitâb’ta Mûsâ’yı da anlat! Gerçekten de o, (Allâh tarafından) seçkin kılınmış biriydi. Ayrıca (Allâh-u Te‘âlâ’nın vahyettiği hükümleri tebliğle görevli) büyük bir rasûl, hem de değerli bir nebî olmuştu.