v02.01.25 Geliştirme Notları
Nisâ Sûresi
84
Cuz 5
38﴿ Yine o kimseleri (Allâh-u Te‘âlâ sevmez ve yaptıklarına rızâ göstermez) ki; onlar (sırf) insanlara gösteriş için mallarını harcamaktadırlar, üstelik onlar Allâh’a ve o (dünyâ günlerinden) son(ra gelecek mahşer) gün(ün)e de îmân etmezler. (İşte onlar yakın arkadaşları olan şeytana uymuş kimselerdir). Zâten her kim ki şeytan ona yakın bir arkadaş olmuştur, artık yakın bir arkadaş olarak o ne kadar da kötü olmuştur.
39﴿ Yine onlar Allâh’a da, o (dünyâ günlerinden) son(ra gelecek mahşer) gün(ün)e de îmân etselerdi ve Allâh’ın kendilerini rızıklandırmış olduğu şeylerden (O’nun yoluna) verselerdi, onlar aleyhine ne (gibi bir zarar) olurdu?! Oysa Allâh onları(n ne niyetle harcama yaptıklarını) dâimâ (çok iyi bilen bir) Alîm olmuştur.
40﴿ Muhakkak ki Allâh bir (kimsenin hak ettiği sevâbı noksan ederek yâhut hak ettiğinden fazla azap ederek) zerre ağırlığı kadar bile zulüm yapmaz. Ama o (amel) güzel bir şey olursa (Allâh-u Te‘âlâ) onu (sevap bakımından) katlar ve Kendi katından (o amelin sâhibine) çok kıymetli pek büyük bir ecir (ve mükâfât) verir.
41﴿ (Habîbim!) Her bir ümmet içerisinden (onların îmân edip etmedikleri husûsunda kendilerine) hakkıyla şâhitlik yapacak biri (olan peygamberleri)ni getireceğimiz, seni de işte şu (senin tebliğin kendilerine ulaşmış ola)nlar üzerine tam bir şâhit olarak getireceğimiz vakit; artık (seni inkâr edenlerin hâli) nasıl (olacak)?!
42﴿ O kimseler ki kâfir olmuşturlar ve o Rasûl’e isyân etmiştirler, (işte) o gün onlar (utançlarından dolayı) ne olaydı da yer(yüzü) kendileri (üzerine kapanmak sûreti) ile dümdüz edilseydi (ve böylece yok olup gitselerdi) diye arzu edecektir. Ama (bütün uzuvları onların aleyhine şâhitlik yapacağı için, kendileriyle alâkalı) hiçbir haberi Allâh’tan gizleyemeyeceklerdir.
43﴿ Ey îmân etmiş olan o kimseler! Siz sarhoş kişilerken, söylediğiniz şeyi(n ne anlama geldiğini) bilinceye kadar, bir de siz cünüpken gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın. Ancak yoldan geçen (seferî) kişiler ol(up su bulamamanız durumunda teyemmüm al)manız müstesnâ! (Çünkü bu durumda teyemmümle namaz kılabilirsiniz.) Ama eğer siz (suyu kullanmanıza mâni olacak bir şekilde) hasta kimseler yâhut bir yolculuk üzere (bulunanlar) olduysanız veyâ sizden biri (def-i hâcet yapmak için yapılan) o çukur yerden geldiyse ya da kadınlarla (cimâ etmek sûretiyle) birbirinize dokunduysanız ve (abdest veyâ gusül almak için) bir su bulamadıysanız, o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin de yüzlerinizi ve ellerinizi (onunla kaplar şekilde sıvazlayarak) meshedin. Şüphesiz ki Allâh (kullarına) dâimâ (çok kolaylık dileyen ve ruhsatlar veren bir) Afüvv ve (günahları çokça bağışlayan bir) Ğafûr olmuştur. Allâh-u Te‘âlâ bu âyet-i kerîmede sarhoş ve cünüp olan kimseleri namaza yaklaşmaktan nehyedişinin ardından hasta, yolcu, abdestsiz ve su bulamayan kimselerin namazı teyemmümle kılacaklarını beyân etmiş ve bunun için dört sebep açıklamıştır. Birincisi hastalıktır ki; bu da üç kısımdır; su kullanıldığı takdirde ölüme sebebiyet verecek büyük yaralar ya da çok acı çektirecek kırıklar şeklindeki ilk iki konuda âlimler teyemmüme cevaz vermişler, vücutta bir çirkinlik ve ayıp bırakacağından korkulan hastalıklarda ise bunu câiz görmemişlerdir. İkincisi yolculuktur ki; fıkha göre seferî sayılan mesâfede yolculuğa çıkan kişinin, su bulamaması durumunda teyemmüm yapmasının cevâzı bu âyet-i celîleden anlaşılmaktadır. Zâten teyemmüm ruhsatının iniş sebebi “Müraysî‘ Gazvesi’nde Âişe (Radıyallâhu Anhâ)nın, kız kardeşinden emânet aldığı gerdanlığı kaybetmesi netîcesinde onu aratmak üzere gönderilen iki kişiyi beklerken Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashâbının sabah namazının vakti çıkacağı hâlde su bulacakları yere ulaşamamaları” hâdisesidir. (el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 3/40) Üçüncüsü büyük ve küçük abdestsizlik hâlleridir ki; burada geçen “Ğâit” kelimesi, abdesti bozan her şeyi mânen içine almaktadır. Bu konuda geniş mâlûmât ilmihâllerde mevcut olmakla birlikte, ihtilaflı bâzı konuların tahlîli ise ilgili âyet-i kerîmenin tefsîrinde yapılmıştır. Dördüncüsü kadınlara dokunma ifâdesidir ki; sahâbe ve tâbi‘înin ekserîsine göre bundan maksad; cinsî mânâda bir temastır, yoksa kadınla erkeğin derilerinin birbirine sürtünmesi anlamında bir dokunma mevzûubahis değildir. Bu hususta geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 5/165-183
44﴿ (Ey müminler!) Kendilerine o (Tevrât) kitab(ın)dan bir nasip verilmiş olan o kişilere bakmadın(ız) mı ki, kendileri (İslâm’a girmekle kavuşacakları hidâyet karşılığında, Yahûdîlikte ısrâr ederek) sapıklığı satın alıyorlar, (üstelik bununla yetinmeyip) sizin de (kendileri gibi) o yolu sapıtmanızı (ve hak yoldan şaşmanızı) istiyorlar?!
سُورَةُ النِّسَاءِ
الجزء ٥
٨٤
وَالَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَر۪ينًا فَسَٓاءَ قَر۪ينًا ﴿٣٨
وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللّٰهُۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِهِمْ عَل۪يمًا ﴿٣٩
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۚ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْرًا عَظ۪يمًا ﴿٤٠
فَكَيْفَ اِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ بِشَه۪يدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شَه۪يدًاۜ ﴿٤١
يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوّٰى بِهِمُ الْاَرْضُۜ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّٰهَ حَد۪يثًا۟ ﴿٤٢
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا ﴿٤٣
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يبًا مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُر۪يدُونَ اَنْ تَضِلُّوا السَّب۪يلَۜ ﴿٤٤
Nisâ Sûresi
84
Cuz 5
وَالَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَر۪ينًا فَسَٓاءَ قَر۪ينًا ﴿٣٨
38﴿ Yine o kimseleri (Allâh-u Te‘âlâ sevmez ve yaptıklarına rızâ göstermez) ki; onlar (sırf) insanlara gösteriş için mallarını harcamaktadırlar, üstelik onlar Allâh’a ve o (dünyâ günlerinden) son(ra gelecek mahşer) gün(ün)e de îmân etmezler. (İşte onlar yakın arkadaşları olan şeytana uymuş kimselerdir). Zâten her kim ki şeytan ona yakın bir arkadaş olmuştur, artık yakın bir arkadaş olarak o ne kadar da kötü olmuştur.
وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللّٰهُۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِهِمْ عَل۪يمًا ﴿٣٩
39﴿ Yine onlar Allâh’a da, o (dünyâ günlerinden) son(ra gelecek mahşer) gün(ün)e de îmân etselerdi ve Allâh’ın kendilerini rızıklandırmış olduğu şeylerden (O’nun yoluna) verselerdi, onlar aleyhine ne (gibi bir zarar) olurdu?! Oysa Allâh onları(n ne niyetle harcama yaptıklarını) dâimâ (çok iyi bilen bir) Alîm olmuştur.
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۚ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْرًا عَظ۪يمًا ﴿٤٠
40﴿ Muhakkak ki Allâh bir (kimsenin hak ettiği sevâbı noksan ederek yâhut hak ettiğinden fazla azap ederek) zerre ağırlığı kadar bile zulüm yapmaz. Ama o (amel) güzel bir şey olursa (Allâh-u Te‘âlâ) onu (sevap bakımından) katlar ve Kendi katından (o amelin sâhibine) çok kıymetli pek büyük bir ecir (ve mükâfât) verir.
فَكَيْفَ اِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ بِشَه۪يدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شَه۪يدًاۜ ﴿٤١
41﴿ (Habîbim!) Her bir ümmet içerisinden (onların îmân edip etmedikleri husûsunda kendilerine) hakkıyla şâhitlik yapacak biri (olan peygamberleri)ni getireceğimiz, seni de işte şu (senin tebliğin kendilerine ulaşmış ola)nlar üzerine tam bir şâhit olarak getireceğimiz vakit; artık (seni inkâr edenlerin hâli) nasıl (olacak)?!
يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوّٰى بِهِمُ الْاَرْضُۜ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّٰهَ حَد۪يثًا۟ ﴿٤٢
42﴿ O kimseler ki kâfir olmuşturlar ve o Rasûl’e isyân etmiştirler, (işte) o gün onlar (utançlarından dolayı) ne olaydı da yer(yüzü) kendileri (üzerine kapanmak sûreti) ile dümdüz edilseydi (ve böylece yok olup gitselerdi) diye arzu edecektir. Ama (bütün uzuvları onların aleyhine şâhitlik yapacağı için, kendileriyle alâkalı) hiçbir haberi Allâh’tan gizleyemeyeceklerdir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا ﴿٤٣
43﴿ Ey îmân etmiş olan o kimseler! Siz sarhoş kişilerken, söylediğiniz şeyi(n ne anlama geldiğini) bilinceye kadar, bir de siz cünüpken gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın. Ancak yoldan geçen (seferî) kişiler ol(up su bulamamanız durumunda teyemmüm al)manız müstesnâ! (Çünkü bu durumda teyemmümle namaz kılabilirsiniz.) Ama eğer siz (suyu kullanmanıza mâni olacak bir şekilde) hasta kimseler yâhut bir yolculuk üzere (bulunanlar) olduysanız veyâ sizden biri (def-i hâcet yapmak için yapılan) o çukur yerden geldiyse ya da kadınlarla (cimâ etmek sûretiyle) birbirinize dokunduysanız ve (abdest veyâ gusül almak için) bir su bulamadıysanız, o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin de yüzlerinizi ve ellerinizi (onunla kaplar şekilde sıvazlayarak) meshedin. Şüphesiz ki Allâh (kullarına) dâimâ (çok kolaylık dileyen ve ruhsatlar veren bir) Afüvv ve (günahları çokça bağışlayan bir) Ğafûr olmuştur. Allâh-u Te‘âlâ bu âyet-i kerîmede sarhoş ve cünüp olan kimseleri namaza yaklaşmaktan nehyedişinin ardından hasta, yolcu, abdestsiz ve su bulamayan kimselerin namazı teyemmümle kılacaklarını beyân etmiş ve bunun için dört sebep açıklamıştır. Birincisi hastalıktır ki; bu da üç kısımdır; su kullanıldığı takdirde ölüme sebebiyet verecek büyük yaralar ya da çok acı çektirecek kırıklar şeklindeki ilk iki konuda âlimler teyemmüme cevaz vermişler, vücutta bir çirkinlik ve ayıp bırakacağından korkulan hastalıklarda ise bunu câiz görmemişlerdir. İkincisi yolculuktur ki; fıkha göre seferî sayılan mesâfede yolculuğa çıkan kişinin, su bulamaması durumunda teyemmüm yapmasının cevâzı bu âyet-i celîleden anlaşılmaktadır. Zâten teyemmüm ruhsatının iniş sebebi “Müraysî‘ Gazvesi’nde Âişe (Radıyallâhu Anhâ)nın, kız kardeşinden emânet aldığı gerdanlığı kaybetmesi netîcesinde onu aratmak üzere gönderilen iki kişiyi beklerken Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashâbının sabah namazının vakti çıkacağı hâlde su bulacakları yere ulaşamamaları” hâdisesidir. (el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 3/40) Üçüncüsü büyük ve küçük abdestsizlik hâlleridir ki; burada geçen “Ğâit” kelimesi, abdesti bozan her şeyi mânen içine almaktadır. Bu konuda geniş mâlûmât ilmihâllerde mevcut olmakla birlikte, ihtilaflı bâzı konuların tahlîli ise ilgili âyet-i kerîmenin tefsîrinde yapılmıştır. Dördüncüsü kadınlara dokunma ifâdesidir ki; sahâbe ve tâbi‘înin ekserîsine göre bundan maksad; cinsî mânâda bir temastır, yoksa kadınla erkeğin derilerinin birbirine sürtünmesi anlamında bir dokunma mevzûubahis değildir. Bu hususta geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 5/165-183
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يبًا مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُر۪يدُونَ اَنْ تَضِلُّوا السَّب۪يلَۜ ﴿٤٤
44﴿ (Ey müminler!) Kendilerine o (Tevrât) kitab(ın)dan bir nasip verilmiş olan o kişilere bakmadın(ız) mı ki, kendileri (İslâm’a girmekle kavuşacakları hidâyet karşılığında, Yahûdîlikte ısrâr ederek) sapıklığı satın alıyorlar, (üstelik bununla yetinmeyip) sizin de (kendileri gibi) o yolu sapıtmanızı (ve hak yoldan şaşmanızı) istiyorlar?!