v02.01.25 Geliştirme Notları
A`râf Sûresi
154
Cuz 8
38﴿ (Kıyâmet günü Allâh-u Te‘âlâ kâfirlere:) “Gerçekten sizden önce geçmiş olan birtakım cin ve insan toplulukları arasında siz de o (cehennem) ateşin(in) içine girin” buyurdu. Her bir (kâfir) ümmet (cehenneme) girdiği zaman, (sapık yolda) kendi(sine örnek olmuş) hemşîresine (yoldaşına ve dindaşına) lânet eder. Nihâyet birbirine yetişip orada hep birlikte toplandıkları zaman, en sonraki (taklitçi)leri en önceki (lider)leri(ni ele vermek) için /(cehennemdeki yerleri îtibârıyla) en sondakileri en öndekileri(nden şikâyetlenmek) için/: “Ey Rabbimiz! İşte bunlar bizi saptırmışlardır; bu sebeple onlara o ateşten bir kat (daha fazla) azap ver” der. O (Allâh-u Te‘âlâ) da: “(Önderlerden ve uyuntulardan) her bir fert için bir kat (daha fazla azap) vardır (zîrâ kiminiz sapıklığınıza saptırmayı eklediniz, diğerleriniz ise gerçekleri araştırma lüzûmu hissetmeksizin körü körüne taklitçilik yaptınız) velâkin siz (kimin başına ne geldiğini) bilemezsiniz (de onun için onlardan intikam alma peşine düşerek onların azâbının artmasını istediniz)” buyurur.
39﴿ (Allâh-u Te‘âlâ’nın bu cevâbını işittiği zaman) en önceki (lider)leri ise en sonraki (taklitçi)lerine: “Artık sizin için bize karşı hiçbir üstünlük olma(dığı anlaşıl)mıştır. (Zîrâ saptırma ve taklitçilik nedeniyle azâbı hak etme husûsunda hepimizin eşit olduğu sâbit olmuştur.) Öyleyse (kendi isteğinizle bizim peşimize düşerek) sürekli kazanmakta olduğunuz (kötü) şeyler sebebiyle bu azâbı siz de tadın” der.
40﴿ O kimseler ki; Bizim âyetlerimizi yalanlamıştırlar ve onlar(a îmân)dan uzaklaşıp (gereğince amel etmekten ağırlanmış ve) büyüklenmiştirler, gerçekten de onlar(ın dünyâda yaptıkları duâların ve amellerin kabûlü için, öldüklerinde de ruhları) için gök kapıları azıcık bile açılmayacaktır ve deve iğnenin deliği içerisine girinceye kadar onlar cennete (ebediyyen) giremeyeceklerdir. (Ey kâfir!) İşte sana! Biz o (şirk gibi en büyük günahı işlemiş olan) suçluları böyle (fecî bir azap ile) cezâlandırırız.
41﴿ Onlar için cehennemde(ki ateşte)n (mâmul) korkunç bir döşek, üstlerinden doğru da (kendilerini kaplayan) birtakım (ateş) örtüler(i) vardır. İşte sana! Biz o (şirk koşan) zâlimleri böyle (şiddetli bir azapla) cezâlandırırız.
42﴿ Ama o kimseler ki (Bizim âyetlerimize) îmân etmiştirler ve (ibâdetlerden ağırlanmayıp namaz, oruç hac, zekât gibi) sâlih ameller işlemiştirler; –(zâten) Biz hiçbir kimseyi gücün(ün yettiği şeyler)den başkasıyla (yükümlü ve) mükellef tutmayız (bu yüzden her kul gücü nispetinde amel ederek ebedî saâdeti kazanabilir).–İşte sana! Onlar ancak cennetin dâimî arkadaşlarıdır. Onlar orada ebedî kalıcılardır.
43﴿ Böylece Biz (cennetin kapısına geldiklerinde) onların göğüslerinde (ve kalplerinde) bulunan (dünyâdan kalma) kini söküp çıkardık. (Artık aralarında sevgi ve samîmiyetten başka bir şey kalmamıştır. Çünkü cennet, kin ve nefretten doğacak sıkıntıların yeri değildir. Onların cennetteki köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından sürekli nehirler akmaktadır. O (inana)nlar (cennete girdiklerinde): “Bütün hamdler, bizi işte bu (nîmet yurduna girme vesîlesi olan îmâ)na hidâyet etmiş olan O (yüce) Allâh’a âittir. Allâh bizi (İslâm’a) hidâyet etmeseydi, biz (kendiliğimizden) aslâ hidâyet bulamazdık. Andolsun ki; gerçekten Rabbimizin rasülleri (bize) hakk (ve gerçek olan İslâm)ı getirmiştir (ve işte onların irşatlarıyla dünyâda yakînen inanmış olduğumuz gerçekleri şimdi gözümüzle gördük)” dediler. Ayrıca (cennet ehli Allâh tarafından:) “İşte size! Bu cennet ki, sürekli yapmakta bulunmuş olduğunuz (iyi) şeyler sebebiyle siz (Allâh’ın lütfuna mazhar oldunuz da, mîrâsa konar gibi) ona vâris kılındınız” diye nidâ olundular. Bu âyet-i kerîme, cennete girecek olanların, beşeriyet gereği dünyâda aralarında bulunan kin ve nefret gibi kötü huylardan arındırılacağını, dünyâda birbirlerine düşman olsalar da, cennete girenler arasında sevgi ve samîmiyetten başka bir şey bulunmayacağını açıklamaktadır. Zîrâ tüm kalplerin yegâne mâliki olan Allâh-u Te‘âlâ, onları vesveselerden arındırmaya ve alışkanlıklarından kurtarmaya son derece kudret sâhibi olduğundan, üzüntü ve sıkıntı yeri olmayan cennette kullarından tüm üzüntü sebeplerini giderecektir. Bu yüzden Alî (Radıyallâhu Anh): “Ben umuyorum ki; (dünyâda aramızda bâzı sıkıntılar yaşanmış olsa da) ben, Osmân, Talha ve Zübeyr bu kişilerden olacağız” demiştir. (et-Taberî, et-Tefsîr, 10/199) Âyet-i celîlenin sonundaki ifâdeden, cennete sâlih amellerle girileceği gibi bir mânâ anlaşılmaktaysa da, Câbir (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen: “Sizin hiçbirinizi ameli cennete girdiremez, cehennemden de kurtaramaz. Allâh’tan bir rahmet olmasa ben bile böyleyim” (Müslim, el-Münâfıkûn:17, rakam:2817, 4/2171) hadîs-i şerîfi, cennete ancak Allâh-u Te‘âlâ’nın fazl-u rahmetiyle girilebileceğini açıklamıştır. Dolayısıyla burada anlaşılması gereken; o fazl-u keremin de sâlih amel sâhipleri hakkında tecellî edeceği husûsudur. Ameller ise ancak cennetteki derecelerin bölüşülmesinde belirleyici olacaktır.
سُورَةُ الْاَعْرَافِ
الجزء ٨
١٥٤
قَالَ ادْخُلُوا ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِۜ كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا ف۪يهَا جَم۪يعًاۙ قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِۜ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ ﴿٣٨
وَقَالَتْ اُو۫لٰيهُمْ لِاُخْرٰيهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ۟ ﴿٣٩
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ اَبْوَابُ السَّمَٓاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتّٰى يَلِجَ الْجَمَلُ ف۪ي سَمِّ الْخِيَاطِۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِم۪ينَ ﴿٤٠
لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ ﴿٤١
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۘ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿٤٢
وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُۚ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَٓا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُۚ لَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۜ وَنُودُٓوا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٤٣
A`râf Sûresi
154
Cuz 8
قَالَ ادْخُلُوا ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِۜ كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا ف۪يهَا جَم۪يعًاۙ قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِۜ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ ﴿٣٨
38﴿ (Kıyâmet günü Allâh-u Te‘âlâ kâfirlere:) “Gerçekten sizden önce geçmiş olan birtakım cin ve insan toplulukları arasında siz de o (cehennem) ateşin(in) içine girin” buyurdu. Her bir (kâfir) ümmet (cehenneme) girdiği zaman, (sapık yolda) kendi(sine örnek olmuş) hemşîresine (yoldaşına ve dindaşına) lânet eder. Nihâyet birbirine yetişip orada hep birlikte toplandıkları zaman, en sonraki (taklitçi)leri en önceki (lider)leri(ni ele vermek) için /(cehennemdeki yerleri îtibârıyla) en sondakileri en öndekileri(nden şikâyetlenmek) için/: “Ey Rabbimiz! İşte bunlar bizi saptırmışlardır; bu sebeple onlara o ateşten bir kat (daha fazla) azap ver” der. O (Allâh-u Te‘âlâ) da: “(Önderlerden ve uyuntulardan) her bir fert için bir kat (daha fazla azap) vardır (zîrâ kiminiz sapıklığınıza saptırmayı eklediniz, diğerleriniz ise gerçekleri araştırma lüzûmu hissetmeksizin körü körüne taklitçilik yaptınız) velâkin siz (kimin başına ne geldiğini) bilemezsiniz (de onun için onlardan intikam alma peşine düşerek onların azâbının artmasını istediniz)” buyurur.
وَقَالَتْ اُو۫لٰيهُمْ لِاُخْرٰيهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ۟ ﴿٣٩
39﴿ (Allâh-u Te‘âlâ’nın bu cevâbını işittiği zaman) en önceki (lider)leri ise en sonraki (taklitçi)lerine: “Artık sizin için bize karşı hiçbir üstünlük olma(dığı anlaşıl)mıştır. (Zîrâ saptırma ve taklitçilik nedeniyle azâbı hak etme husûsunda hepimizin eşit olduğu sâbit olmuştur.) Öyleyse (kendi isteğinizle bizim peşimize düşerek) sürekli kazanmakta olduğunuz (kötü) şeyler sebebiyle bu azâbı siz de tadın” der.
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ اَبْوَابُ السَّمَٓاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتّٰى يَلِجَ الْجَمَلُ ف۪ي سَمِّ الْخِيَاطِۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِم۪ينَ ﴿٤٠
40﴿ O kimseler ki; Bizim âyetlerimizi yalanlamıştırlar ve onlar(a îmân)dan uzaklaşıp (gereğince amel etmekten ağırlanmış ve) büyüklenmiştirler, gerçekten de onlar(ın dünyâda yaptıkları duâların ve amellerin kabûlü için, öldüklerinde de ruhları) için gök kapıları azıcık bile açılmayacaktır ve deve iğnenin deliği içerisine girinceye kadar onlar cennete (ebediyyen) giremeyeceklerdir. (Ey kâfir!) İşte sana! Biz o (şirk gibi en büyük günahı işlemiş olan) suçluları böyle (fecî bir azap ile) cezâlandırırız.
لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ ﴿٤١
41﴿ Onlar için cehennemde(ki ateşte)n (mâmul) korkunç bir döşek, üstlerinden doğru da (kendilerini kaplayan) birtakım (ateş) örtüler(i) vardır. İşte sana! Biz o (şirk koşan) zâlimleri böyle (şiddetli bir azapla) cezâlandırırız.
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۘ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿٤٢
42﴿ Ama o kimseler ki (Bizim âyetlerimize) îmân etmiştirler ve (ibâdetlerden ağırlanmayıp namaz, oruç hac, zekât gibi) sâlih ameller işlemiştirler; –(zâten) Biz hiçbir kimseyi gücün(ün yettiği şeyler)den başkasıyla (yükümlü ve) mükellef tutmayız (bu yüzden her kul gücü nispetinde amel ederek ebedî saâdeti kazanabilir).–İşte sana! Onlar ancak cennetin dâimî arkadaşlarıdır. Onlar orada ebedî kalıcılardır.
وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُۚ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَٓا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُۚ لَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۜ وَنُودُٓوا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٤٣
43﴿ Böylece Biz (cennetin kapısına geldiklerinde) onların göğüslerinde (ve kalplerinde) bulunan (dünyâdan kalma) kini söküp çıkardık. (Artık aralarında sevgi ve samîmiyetten başka bir şey kalmamıştır. Çünkü cennet, kin ve nefretten doğacak sıkıntıların yeri değildir. Onların cennetteki köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından sürekli nehirler akmaktadır. O (inana)nlar (cennete girdiklerinde): “Bütün hamdler, bizi işte bu (nîmet yurduna girme vesîlesi olan îmâ)na hidâyet etmiş olan O (yüce) Allâh’a âittir. Allâh bizi (İslâm’a) hidâyet etmeseydi, biz (kendiliğimizden) aslâ hidâyet bulamazdık. Andolsun ki; gerçekten Rabbimizin rasülleri (bize) hakk (ve gerçek olan İslâm)ı getirmiştir (ve işte onların irşatlarıyla dünyâda yakînen inanmış olduğumuz gerçekleri şimdi gözümüzle gördük)” dediler. Ayrıca (cennet ehli Allâh tarafından:) “İşte size! Bu cennet ki, sürekli yapmakta bulunmuş olduğunuz (iyi) şeyler sebebiyle siz (Allâh’ın lütfuna mazhar oldunuz da, mîrâsa konar gibi) ona vâris kılındınız” diye nidâ olundular. Bu âyet-i kerîme, cennete girecek olanların, beşeriyet gereği dünyâda aralarında bulunan kin ve nefret gibi kötü huylardan arındırılacağını, dünyâda birbirlerine düşman olsalar da, cennete girenler arasında sevgi ve samîmiyetten başka bir şey bulunmayacağını açıklamaktadır. Zîrâ tüm kalplerin yegâne mâliki olan Allâh-u Te‘âlâ, onları vesveselerden arındırmaya ve alışkanlıklarından kurtarmaya son derece kudret sâhibi olduğundan, üzüntü ve sıkıntı yeri olmayan cennette kullarından tüm üzüntü sebeplerini giderecektir. Bu yüzden Alî (Radıyallâhu Anh): “Ben umuyorum ki; (dünyâda aramızda bâzı sıkıntılar yaşanmış olsa da) ben, Osmân, Talha ve Zübeyr bu kişilerden olacağız” demiştir. (et-Taberî, et-Tefsîr, 10/199) Âyet-i celîlenin sonundaki ifâdeden, cennete sâlih amellerle girileceği gibi bir mânâ anlaşılmaktaysa da, Câbir (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen: “Sizin hiçbirinizi ameli cennete girdiremez, cehennemden de kurtaramaz. Allâh’tan bir rahmet olmasa ben bile böyleyim” (Müslim, el-Münâfıkûn:17, rakam:2817, 4/2171) hadîs-i şerîfi, cennete ancak Allâh-u Te‘âlâ’nın fazl-u rahmetiyle girilebileceğini açıklamıştır. Dolayısıyla burada anlaşılması gereken; o fazl-u keremin de sâlih amel sâhipleri hakkında tecellî edeceği husûsudur. Ameller ise ancak cennetteki derecelerin bölüşülmesinde belirleyici olacaktır.