v02.01.25 Geliştirme Notları
Sâffât Sûresi
446
Cuz 23
25﴿ (O gün kâfirlere denilecek ki:) “Ne oldu size de birbirinize yardım edemiyorsunuz?”
26﴿ Doğrusu bugün onlar (bütün emirlere) tamâmen (boyun eğip) teslim olmuş kimselerdir.
27﴿ Böylece onlar birbirini mesûl tutarak bir kısmı diğer bir kısma yöneldi de,
28﴿ O (müşrik reislere uya)nlar dediler ki: “Gerçekten siz bize (herkes nezdinde) sağ (ile temsil edilen hayır ve din tarafın)dan gel(ip bizi ondan engelle)-mekteydiniz.”
29﴿ O (liderler ise kendilerine uymuş ola)nlar(a) dediler ki: “Doğrusu (biz sizi saptırmış falan değiliz bilakis) siz îmân (etmeyi talep) eden kimseler olmamıştınız.
30﴿ Bizim için sizin üzerinizde hiçbir güç bulunmamaktaydı (ki sizi inkâra zorlamış olalım). Doğrusu siz azgın(lıkta ısrarcı olan)lar toplumu olmuştunuz.
31﴿ İşte Rabbimizin (“Andolsun ki; cehennemi insanlardan ve cinlerden topluca dolduracağım”) buyruğu bizim üzerimize hak oldu! Şüphesiz biz (sonsuz ve dayanılmaz azâbı) elbette tadıcı kimseleriz.
32﴿ Bu sebeple sizi saptır(ıp bizim gibi olmanızı arzula)dık, çünkü şüphesiz biz azgın kimseler olmuştuk (ve bu yüzden cehennemde kendimize arkadaş aradık).”
33﴿ Artık şüphesiz ki onlar (dünyâda azgınlıkta buluştukları gibi) işte o gün o (sonsuz ve dayanılmaz) azapta ortak olan kişilerdir.
34﴿ (Habîbim!) İşte sana! Gerçekten Biz o (şirke düşmüş) suçlu kimselere (daha hafifini değil) ancak böylece (müthiş bir azap) yapacağız.
35﴿ Çünkü muhakkak onlar, kendilerine: “Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman (bunu kabullenmekten) kibrediyorlardı.
36﴿ Bir de onlar (âhir zaman Nebîsi gibi, en üstün akla sâhip olan ve şâirlikle alâkası olmayan birini kastederek): “Gerçekten elbette Biz, cinnet geçir(erek delir)miş bir şâir için ilâhlarımızı bırakacak kimseler miyiz?!” derlerdi.
37﴿ Hayır! O (Rasûl delilikten ve şâirlikten uzaktır bilakis o), hakk (olan Kur’ân’ı ve İslâm)ı getirmiş ve rasül gönderilenlerin tümünü doğrulamıştır.
38﴿ (Ey müşrikler!) Şüphesiz siz o çok acı veren azâbı elbette tadıcı kimselersiniz.
39﴿ Ama siz (dünyâdayken) sürekli yapar olduklarınız(ın karşılığın)dan başkasıyla cezâlandırılmayacaksınız.
40﴿ Lâkin Allâh’ın o seçilmiş kulları (bu kötü cezâdan) müstesnâ(dır).
41﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar ki, (güzellikleri) bilinen değerli bir rızık sâdece onlara âittir.
42﴿ Çeşitli meyveler(le rızıklandırılacaklardır)! Onlar böylece (büyük lütuflara mazhar kılınarak) ikrâm edilen kimselerdir.
43﴿ O (kendisinde sâdece nîmetler bulunan) Na‘îm cennetlerinde!
44﴿ Değerli tahtlar üzerinde (kurulmuş), karşı karşıya duran kimseler hâlinde.
45﴿ (Fışkıran) bir kaynaktan (doldurulan) değerli bir şarap kâse(si) ile yanlarında sürekli dolaşılır.
46﴿ Bembeyaz ve içenler için lezzetin ta kendisi olan (bir şarap ile onların etrâfında dönülecektir).
47﴿ (Aklı yavaş yavaş giderme, karın ağrısı ve baş ağrısı gibi) bir tür gizli helâk etme sâdece onlarda(ki şarapta) yoktur ve onlar (dünyâdakinin aksine) ondan dolayı aslâ sarhoş edilmezler. (Dünyâ şarapları ise her türlü kötülük ve zararın anasıdır.)
48﴿ Bakışları(nı sâdece eşlerine) tahsîs eden iri ve güzel gözlü (hûri)ler de ancak onların yanında (bulunmakta)dır.
49﴿ Sanki onlar (sâhipleri tarafından gizlenip) saklan(dıkları için kendilerine el değmemiş ve toza toprağa bulaşma)mış (renkleri ise tam beyaz olmayıp azıcık bir sarılıkla karışık çok hoş ve parlak olup, zarif ve pürüzsüz bir cilde sâhip) birtakım devekuşu yumurtalarıdır.
50﴿ Derken o (cennette ola)nların bir kısmı diğer bir kısma yöneldi de, (cennet şaraplarını içtikleri bir muhabbet sırasında birbirinin hâl ve hatırından) soruşuyorlardı.
51﴿ İçlerinden bir söz sâhibi dedi ki: “Muhakkak benim (dirilmeyi inkâr eden) yakın bir arkadaşım vardı;
سُورَةُ الصَّاۤفَّاتِ
الجزء ٢٣
٤٤٦
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ﴿٢٥
بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ﴿٢٦
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ﴿٢٧
قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ ﴿٢٨
قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ ﴿٢٩
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغ۪ينَ ﴿٣٠
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ ﴿٣١
فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ ﴿٣٢
فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ﴿٣٣
اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ ﴿٣٤
اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ ﴿٣٥
وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ ﴿٣٦
بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ ﴿٣٧
اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ ﴿٣٨
وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ﴿٣٩
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ﴿٤٠
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ ﴿٤١
فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ ﴿٤٢
ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ ﴿٤٣
عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ﴿٤٤
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ﴿٤٥
بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ ﴿٤٦
لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ ﴿٤٧
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ ﴿٤٨
كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ ﴿٤٩
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ﴿٥٠
قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ ﴿٥١
Sâffât Sûresi
446
Cuz 23
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ﴿٢٥
25﴿ (O gün kâfirlere denilecek ki:) “Ne oldu size de birbirinize yardım edemiyorsunuz?”
بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ﴿٢٦
26﴿ Doğrusu bugün onlar (bütün emirlere) tamâmen (boyun eğip) teslim olmuş kimselerdir.
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ﴿٢٧
27﴿ Böylece onlar birbirini mesûl tutarak bir kısmı diğer bir kısma yöneldi de,
قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ ﴿٢٨
28﴿ O (müşrik reislere uya)nlar dediler ki: “Gerçekten siz bize (herkes nezdinde) sağ (ile temsil edilen hayır ve din tarafın)dan gel(ip bizi ondan engelle)-mekteydiniz.”
قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ ﴿٢٩
29﴿ O (liderler ise kendilerine uymuş ola)nlar(a) dediler ki: “Doğrusu (biz sizi saptırmış falan değiliz bilakis) siz îmân (etmeyi talep) eden kimseler olmamıştınız.
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغ۪ينَ ﴿٣٠
30﴿ Bizim için sizin üzerinizde hiçbir güç bulunmamaktaydı (ki sizi inkâra zorlamış olalım). Doğrusu siz azgın(lıkta ısrarcı olan)lar toplumu olmuştunuz.
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ ﴿٣١
31﴿ İşte Rabbimizin (“Andolsun ki; cehennemi insanlardan ve cinlerden topluca dolduracağım”) buyruğu bizim üzerimize hak oldu! Şüphesiz biz (sonsuz ve dayanılmaz azâbı) elbette tadıcı kimseleriz.
فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ ﴿٣٢
32﴿ Bu sebeple sizi saptır(ıp bizim gibi olmanızı arzula)dık, çünkü şüphesiz biz azgın kimseler olmuştuk (ve bu yüzden cehennemde kendimize arkadaş aradık).”
فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ﴿٣٣
33﴿ Artık şüphesiz ki onlar (dünyâda azgınlıkta buluştukları gibi) işte o gün o (sonsuz ve dayanılmaz) azapta ortak olan kişilerdir.
اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ ﴿٣٤
34﴿ (Habîbim!) İşte sana! Gerçekten Biz o (şirke düşmüş) suçlu kimselere (daha hafifini değil) ancak böylece (müthiş bir azap) yapacağız.
اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ ﴿٣٥
35﴿ Çünkü muhakkak onlar, kendilerine: “Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman (bunu kabullenmekten) kibrediyorlardı.
وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ ﴿٣٦
36﴿ Bir de onlar (âhir zaman Nebîsi gibi, en üstün akla sâhip olan ve şâirlikle alâkası olmayan birini kastederek): “Gerçekten elbette Biz, cinnet geçir(erek delir)miş bir şâir için ilâhlarımızı bırakacak kimseler miyiz?!” derlerdi.
بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ ﴿٣٧
37﴿ Hayır! O (Rasûl delilikten ve şâirlikten uzaktır bilakis o), hakk (olan Kur’ân’ı ve İslâm)ı getirmiş ve rasül gönderilenlerin tümünü doğrulamıştır.
اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ ﴿٣٨
38﴿ (Ey müşrikler!) Şüphesiz siz o çok acı veren azâbı elbette tadıcı kimselersiniz.
وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ﴿٣٩
39﴿ Ama siz (dünyâdayken) sürekli yapar olduklarınız(ın karşılığın)dan başkasıyla cezâlandırılmayacaksınız.
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ﴿٤٠
40﴿ Lâkin Allâh’ın o seçilmiş kulları (bu kötü cezâdan) müstesnâ(dır).
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ ﴿٤١
41﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar ki, (güzellikleri) bilinen değerli bir rızık sâdece onlara âittir.
فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ ﴿٤٢
42﴿ Çeşitli meyveler(le rızıklandırılacaklardır)! Onlar böylece (büyük lütuflara mazhar kılınarak) ikrâm edilen kimselerdir.
ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ ﴿٤٣
43﴿ O (kendisinde sâdece nîmetler bulunan) Na‘îm cennetlerinde!
عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ﴿٤٤
44﴿ Değerli tahtlar üzerinde (kurulmuş), karşı karşıya duran kimseler hâlinde.
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ﴿٤٥
45﴿ (Fışkıran) bir kaynaktan (doldurulan) değerli bir şarap kâse(si) ile yanlarında sürekli dolaşılır.
بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ ﴿٤٦
46﴿ Bembeyaz ve içenler için lezzetin ta kendisi olan (bir şarap ile onların etrâfında dönülecektir).
لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ ﴿٤٧
47﴿ (Aklı yavaş yavaş giderme, karın ağrısı ve baş ağrısı gibi) bir tür gizli helâk etme sâdece onlarda(ki şarapta) yoktur ve onlar (dünyâdakinin aksine) ondan dolayı aslâ sarhoş edilmezler. (Dünyâ şarapları ise her türlü kötülük ve zararın anasıdır.)
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ ﴿٤٨
48﴿ Bakışları(nı sâdece eşlerine) tahsîs eden iri ve güzel gözlü (hûri)ler de ancak onların yanında (bulunmakta)dır.
كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ ﴿٤٩
49﴿ Sanki onlar (sâhipleri tarafından gizlenip) saklan(dıkları için kendilerine el değmemiş ve toza toprağa bulaşma)mış (renkleri ise tam beyaz olmayıp azıcık bir sarılıkla karışık çok hoş ve parlak olup, zarif ve pürüzsüz bir cilde sâhip) birtakım devekuşu yumurtalarıdır.
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ﴿٥٠
50﴿ Derken o (cennette ola)nların bir kısmı diğer bir kısma yöneldi de, (cennet şaraplarını içtikleri bir muhabbet sırasında birbirinin hâl ve hatırından) soruşuyorlardı.
قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ ﴿٥١
51﴿ İçlerinden bir söz sâhibi dedi ki: “Muhakkak benim (dirilmeyi inkâr eden) yakın bir arkadaşım vardı;