v02.01.25 Geliştirme Notları
Bakara Sûresi
6
Cuz 1
38﴿ (O zaman) buyurduk ki: “Hep birlikte o (cennet yurdu)ndan inin. (Bana hiçbir şey vâcip değilse de, sizi başıboş bırakmak da şânıma yakışmaz.) Sonra gerçekten size Benden bir hidâyet (rehberi; doğru yolu gösteren bir peygamber ve kitap) gelecek olursa (ki mutlaka gelecektir), artık (ondan sonra) her kim ki Benim hidâyetime tâbi olmuştur (göndereceğim peygamberin ve ona indireceğim kitabın emir ve yasaklarına riâyet etmiştir); işte onlar üzerine (gelecekte) hiçbir korku yoktur ve ancak onlar (geride bıraktıklarına) üzülmeyeceklerdir.
39﴿ Ama o kimseler ki kâfir olmuşturlar ve âyetlerimizi yalanlamıştırlar; (Habîbim!) işte sana! Ancak onlar o (cehennem) ateşin(in ayrılmaz) arkadaşlarıdır ki onlar onun içerisinde ebedî kalıcılardır.”
40﴿ Ey İsrâîl (isimli Ya‘kûb peygamberin) oğulları! Üzerinize in‘âm etmiş olduğum o (sizi Firavun’dan ve boğulmaktan kurtarma, buzağıya tapma günahınızı mağfiret ve geçmiş kitaplarda müjdelenen son peygambere kavuşturma gibi bunca) nîmetimi hatırlayın (da, o iyiliklerimi îmân ve şükürle karşılayın). Bir de siz Benim (her konudaki emirlerimi, özellikle de son peygamberime ve kitabıma inanacağınıza dâir sizden aldığım sözümü ve) ahdimi yerine getirin ki, Ben de sizin (buna karşılık güzel mükâfatlar alacağınıza dâir Benden aldığınız) ahdinizi îfâ edeyim (de size verdiğim sözü yerine getireyim). Ayrıca siz (söz bozmanızın sebebiyet vereceği azap husûsunda) Benden ancak Benden korkun.
41﴿ Ayrıca siz berâberinizde bulunan (ve henüz değiştirilmemiş olan Tevrât)ı (îtikādî konularda, târihî kıssalarda ve âhir zaman peygamberinin vasıfları gibi birçok konuda) tasdik edici olarak indirmiş olduğum şeye (Kur’ân-ı Kerîm’e) îmân edin. (Ona ilk önce sizin îmân etmeniz gerekirken) onu ilk inkâr eden de siz olmayın. Âyetlerim(i yerlerinden oynatma veyâ tümüyle değiştirmey)e karşılık az bir paha (sayılacak dünyâ malı) da satın almayın ve siz (bunu yaptığınız takdirde size yapacağım azap husûsunda) Benden yalnızca Benden hakkıyla sakının (ve hakka tâbi olup îmân edin).
42﴿ Siz (işinize gelmeyen ağır teklifleri ve son peygamberin sıfatlarıyla ilgili indirmiş olduğum o) hakkı (kendi uydurduğunuz) bâtıl (ve asılsız şeyler) ile de karıştırmayın ve siz (hakîkatleri örtbas ettiğinizi) bilmekte olduğunuz hâlde o gerçeği gizlemeyin.
43﴿ (Ey Yahûdîler!) Bir de siz (İslâm’ı kabûl edip) o (farz olan beş vakit) namazları (bütün erkânıyla yerine getirerek) dosdoğru kılın, (mallarınızda size farz kılınmış olan) zekâtı da verin ve (farz namazları tek başınıza kılmayıp) o rükû edenlerle berâber rükû (yaparak cemâatle edâ) edin. Âyet-i kerîmenin öncesinde ve sonrasında bulunan hitapların Yahûdîlere yönelik olması, bu âyet-i kerîmenin de onları muhâtap aldığı görüşünü kuvvetlendirmektedir. (en-Nesefî)
44﴿ (Ey Yahûdî âlimleri!) Yoksa siz (gizlice nasîhat ettiğiniz) insanlara (“Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e tâbi olun ve sadaka verin” gibi) iyilik(leri yerine getirmek) ile emirde bulunuyorsunuz da (kendiniz bunları tatbik etmeyerek) nefislerinizi unutuyor musunuz?! Hâlbuki siz (Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in sıfatlarını açıklayan) o (Tevrât) kitabı(nı) da devamlı okumaktasınız. Siz hâlâ (yaptığınız işin fenâlığını anlayacak kadar) akıllanmayacak mısınız?!
45﴿ (Ey kullarım!) Yine siz (nefsin arzularını engellemek için ve oruç gibi zor ibâdetlere karşı) sabırla (hareket ederek) ve namazla(ra devâm ederek Benden) yardım isteyin (de, bu vesîlelerle isteklerinizi yerine getireyim). Hâlbuki muhakkak o (sabır ve namaza devâm etmek), elbette çok büyük (ve pek çetin) bir iştir; ancak huşû sâhibi (olan ve Allâh-u Te‘âlâ’ya karşı derin saygı duyan) kimselere (ağır gelecek) değil(dir, aksine onlar bu ibâdetleri zevk alarak icrâ ederler).
46﴿ O (huşû sâhibi) kimselere (bu ameller zor gelmez) ki; onlar (şu hakîkate) yakînen inanmaktadırlar ki; kendileri (âhirette) Rablerin(in vaad ettiği yüksek dereceler)e şüphesiz kavuşucu kimselerdir ve onlar mutlaka ancak O’na dönücülerdir.
47﴿ Ey İsrâîl (isimli Ya‘kûb nebînin) oğulları! Hatırlayın o nîmet(lerim)imi ki (onları) sizin üzerinize in‘âm etmiştim ve gerçekten Ben sizi(n atalarınızı) o (yaşadıkları dönemde bulunan) âlemler(de mevcut tüm kullar) üzerine üstün kılmıştım. (İşte bu şerefi kaybetmek istemiyorsanız İslâm’ı kabûl etmelisiniz.)
48﴿ Ayrıca siz öyle büyük bir gün(ün azâbına düşmek)den iyice korun(mak istiyorsanız, hemen İslâm’a dâhil ol)un ki; (o gün, mümin-kâfir) hiçbir kimse hiçbir kişiden (azâbı kaldırmak için) herhangi bir şey ödeyemeyecektir, o (mümi)n (kul)dan (bir kâfir hakkında yapacağı) hiçbir şefâat (aracılık) da kabûl olunmayacaktır, (mümin-kâfir) kimseden herhangi bir fidye de alınmayacaktır ve (azâba müstehak) o(la)nlar (hiçbir sûretle) yardım olunmayacaklardır.
سُورَةُ الْبَقَرَةِ
الجزء ١
٦
قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَم۪يعًاۚ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ﴿٣٨
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ۟ ﴿٣٩
يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَوْفُوا بِعَهْد۪ٓي اُو۫فِ بِعَهْدِكُمْ وَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ ﴿٤٠
وَاٰمِنُوا بِمَٓا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُٓوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِه۪ۖ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَنًا قَل۪يلًاۘ وَاِيَّايَ فَاتَّقُونِ ﴿٤١
وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿٤٢
وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِع۪ينَ ﴿٤٣
اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴿٤٤
وَاسْتَع۪ينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِۜ وَاِنَّهَا لَكَب۪يرَةٌ اِلَّا عَلَى الْخَاشِع۪ينَۙ ﴿٤٥
اَلَّذ۪ينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَاَنَّهُمْ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ۟ ﴿٤٦
يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنّ۪ي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَ ﴿٤٧
وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْز۪ي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ﴿٤٨
Bakara Sûresi
6
Cuz 1
قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَم۪يعًاۚ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ﴿٣٨
38﴿ (O zaman) buyurduk ki: “Hep birlikte o (cennet yurdu)ndan inin. (Bana hiçbir şey vâcip değilse de, sizi başıboş bırakmak da şânıma yakışmaz.) Sonra gerçekten size Benden bir hidâyet (rehberi; doğru yolu gösteren bir peygamber ve kitap) gelecek olursa (ki mutlaka gelecektir), artık (ondan sonra) her kim ki Benim hidâyetime tâbi olmuştur (göndereceğim peygamberin ve ona indireceğim kitabın emir ve yasaklarına riâyet etmiştir); işte onlar üzerine (gelecekte) hiçbir korku yoktur ve ancak onlar (geride bıraktıklarına) üzülmeyeceklerdir.
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ۟ ﴿٣٩
39﴿ Ama o kimseler ki kâfir olmuşturlar ve âyetlerimizi yalanlamıştırlar; (Habîbim!) işte sana! Ancak onlar o (cehennem) ateşin(in ayrılmaz) arkadaşlarıdır ki onlar onun içerisinde ebedî kalıcılardır.”
يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَوْفُوا بِعَهْد۪ٓي اُو۫فِ بِعَهْدِكُمْ وَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ ﴿٤٠
40﴿ Ey İsrâîl (isimli Ya‘kûb peygamberin) oğulları! Üzerinize in‘âm etmiş olduğum o (sizi Firavun’dan ve boğulmaktan kurtarma, buzağıya tapma günahınızı mağfiret ve geçmiş kitaplarda müjdelenen son peygambere kavuşturma gibi bunca) nîmetimi hatırlayın (da, o iyiliklerimi îmân ve şükürle karşılayın). Bir de siz Benim (her konudaki emirlerimi, özellikle de son peygamberime ve kitabıma inanacağınıza dâir sizden aldığım sözümü ve) ahdimi yerine getirin ki, Ben de sizin (buna karşılık güzel mükâfatlar alacağınıza dâir Benden aldığınız) ahdinizi îfâ edeyim (de size verdiğim sözü yerine getireyim). Ayrıca siz (söz bozmanızın sebebiyet vereceği azap husûsunda) Benden ancak Benden korkun.
وَاٰمِنُوا بِمَٓا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُٓوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِه۪ۖ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَنًا قَل۪يلًاۘ وَاِيَّايَ فَاتَّقُونِ ﴿٤١
41﴿ Ayrıca siz berâberinizde bulunan (ve henüz değiştirilmemiş olan Tevrât)ı (îtikādî konularda, târihî kıssalarda ve âhir zaman peygamberinin vasıfları gibi birçok konuda) tasdik edici olarak indirmiş olduğum şeye (Kur’ân-ı Kerîm’e) îmân edin. (Ona ilk önce sizin îmân etmeniz gerekirken) onu ilk inkâr eden de siz olmayın. Âyetlerim(i yerlerinden oynatma veyâ tümüyle değiştirmey)e karşılık az bir paha (sayılacak dünyâ malı) da satın almayın ve siz (bunu yaptığınız takdirde size yapacağım azap husûsunda) Benden yalnızca Benden hakkıyla sakının (ve hakka tâbi olup îmân edin).
وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿٤٢
42﴿ Siz (işinize gelmeyen ağır teklifleri ve son peygamberin sıfatlarıyla ilgili indirmiş olduğum o) hakkı (kendi uydurduğunuz) bâtıl (ve asılsız şeyler) ile de karıştırmayın ve siz (hakîkatleri örtbas ettiğinizi) bilmekte olduğunuz hâlde o gerçeği gizlemeyin.
وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِع۪ينَ ﴿٤٣
43﴿ (Ey Yahûdîler!) Bir de siz (İslâm’ı kabûl edip) o (farz olan beş vakit) namazları (bütün erkânıyla yerine getirerek) dosdoğru kılın, (mallarınızda size farz kılınmış olan) zekâtı da verin ve (farz namazları tek başınıza kılmayıp) o rükû edenlerle berâber rükû (yaparak cemâatle edâ) edin. Âyet-i kerîmenin öncesinde ve sonrasında bulunan hitapların Yahûdîlere yönelik olması, bu âyet-i kerîmenin de onları muhâtap aldığı görüşünü kuvvetlendirmektedir. (en-Nesefî)
اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴿٤٤
44﴿ (Ey Yahûdî âlimleri!) Yoksa siz (gizlice nasîhat ettiğiniz) insanlara (“Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e tâbi olun ve sadaka verin” gibi) iyilik(leri yerine getirmek) ile emirde bulunuyorsunuz da (kendiniz bunları tatbik etmeyerek) nefislerinizi unutuyor musunuz?! Hâlbuki siz (Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in sıfatlarını açıklayan) o (Tevrât) kitabı(nı) da devamlı okumaktasınız. Siz hâlâ (yaptığınız işin fenâlığını anlayacak kadar) akıllanmayacak mısınız?!
وَاسْتَع۪ينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِۜ وَاِنَّهَا لَكَب۪يرَةٌ اِلَّا عَلَى الْخَاشِع۪ينَۙ ﴿٤٥
45﴿ (Ey kullarım!) Yine siz (nefsin arzularını engellemek için ve oruç gibi zor ibâdetlere karşı) sabırla (hareket ederek) ve namazla(ra devâm ederek Benden) yardım isteyin (de, bu vesîlelerle isteklerinizi yerine getireyim). Hâlbuki muhakkak o (sabır ve namaza devâm etmek), elbette çok büyük (ve pek çetin) bir iştir; ancak huşû sâhibi (olan ve Allâh-u Te‘âlâ’ya karşı derin saygı duyan) kimselere (ağır gelecek) değil(dir, aksine onlar bu ibâdetleri zevk alarak icrâ ederler).
اَلَّذ۪ينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَاَنَّهُمْ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ۟ ﴿٤٦
46﴿ O (huşû sâhibi) kimselere (bu ameller zor gelmez) ki; onlar (şu hakîkate) yakînen inanmaktadırlar ki; kendileri (âhirette) Rablerin(in vaad ettiği yüksek dereceler)e şüphesiz kavuşucu kimselerdir ve onlar mutlaka ancak O’na dönücülerdir.
يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنّ۪ي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَ ﴿٤٧
47﴿ Ey İsrâîl (isimli Ya‘kûb nebînin) oğulları! Hatırlayın o nîmet(lerim)imi ki (onları) sizin üzerinize in‘âm etmiştim ve gerçekten Ben sizi(n atalarınızı) o (yaşadıkları dönemde bulunan) âlemler(de mevcut tüm kullar) üzerine üstün kılmıştım. (İşte bu şerefi kaybetmek istemiyorsanız İslâm’ı kabûl etmelisiniz.)
وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْز۪ي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ﴿٤٨
48﴿ Ayrıca siz öyle büyük bir gün(ün azâbına düşmek)den iyice korun(mak istiyorsanız, hemen İslâm’a dâhil ol)un ki; (o gün, mümin-kâfir) hiçbir kimse hiçbir kişiden (azâbı kaldırmak için) herhangi bir şey ödeyemeyecektir, o (mümi)n (kul)dan (bir kâfir hakkında yapacağı) hiçbir şefâat (aracılık) da kabûl olunmayacaktır, (mümin-kâfir) kimseden herhangi bir fidye de alınmayacaktır ve (azâba müstehak) o(la)nlar (hiçbir sûretle) yardım olunmayacaklardır.