v02.01.25 Geliştirme Notları
Yâsîn Sûresi
442
Cuz 23
41﴿ Yine onlar(ın yüce nîmetlerimizi takdîr etmeleri) için büyük bir âyet de, gerçekten Bizim onların (ticâret için uzak yerlere yolladıkları ve yolculukta yanlarına aldıkları) zürriyetini (ve eşlerini) o (insanlarla, hayvanlarla ve tonlarca eşyâ ile) doldurulmuş gemilerde taşı(t)mamızdır.
42﴿ (Karada) binmekte oldukları ona benzer şeyleri de onlar için Biz yarattık.
43﴿ Biz murâd etseydik (sağlam gemilerine rağmen) onları suyla boğardık da, artık kendileri için hiçbir imdâda yetişici olamazdı ve onlar (hiçbir şekilde) kurtarılamazlardı.
44﴿ Lâkin Bizden büyük bir rahmet ve (acıma eseri onlara ulaşsın ve ecelleri için takdîr edilen) bir zamâna kadar yaşatma olsun diye (onları boğmayıp çeşitli vâsıtalardan istifâde ettirmekteyiz).
45﴿ Bir de o (müşrik ola)nlara: “(Geçmiş ve gelecek günahlarınızdan, evvelki ümmetlerin başına gelen azaplardan ve ardınızdaki kıyâmetten, dünyânın fitnesinden ve âhiretin azâbından, ayrıca gökten ve yerden gelecek belâlardan ibâret) önünüzde bulunan şeylerden ve ardınızda olan şeylerden iyice sakının. Tâ ki siz (Allâh-u Te‘âlâ tarafından) rahmet(e mazhar) oluna(rak her türlü azaptan kurtarıla)sınız” denildiği zaman (kesinlikle bu nasîhatlerden yüz çevirirler)!
46﴿ Zâten Rablerinin (düşünülüp ibret alınması gereken delil ve) âyetlerinden herhangi bir âyet o (müşrik ola)nlara gelmiyordu ki, mutlaka kendileri ondan yüz çevir(ip, îtibâr etmey)ici kimseler olmuştular.
47﴿ Yine o (müşrik ola)nlara: “Allâh’ın size rızık olarak verdiği şeylerden bir kısmını (fakirlere) infâk edin” denildiği zaman, o kâfir olmuş kimseler o îmân etmiş olan kişilere: “Biz mi yedireceğiz o kimseyi ki, Allâh dileseydi onu yedirirdi! Siz (Allâh’ın irâdesine ters düşen bir talepte bulunduğunuz için) ancak (yanlışlığı) çok açık olan bir dalâlet (ve sapkınlık) içerisindesiniz” dedi(ler).
48﴿ Ayrıca o (müşrik ola)nlar (sana ve ashâbına): “İşte bu (kıyâmet kopacağına dâir) vaad(in gerçekleşmesi) ne zamandır?! Eğer (azâbın geleceğine dâir sözünüzde) doğru söyleyen kimseler olduysanız (onun vaktini bize hemen bildirin)” diyorlar.
49﴿ Onlar ancak (İsrâfîl (Aleyhisselâm)ın Sûr’a üflemesinden çıkacak) tek bir nâra (ile helâke uğratılma)yı bekliyorlar ki, kendileri (kıyâmet kopması diye bir şeyi akıllarından dahî geçirmedikleri bir anda hattâ alışverişlerinde) birbirleriyle çekişirlerken (Sûr’a birinci defâ üflenmesiyle âniden) o (kıyâmet) onları yakalayacaktır.
50﴿ Artık (o zaman gelip çattığında âilelerinin yanında olsalar bile hiçbir hususta) en ufak bir vasiyette bulunmaya güç yetiremeyecekler ve (evlerinden uzaktaysalar) âilelerine de dönemeyeceklerdir.
51﴿ Bir de (tüm canlıların öldürülmesi için İsrâfîl (Aleyhisselâm) tarafından Sûr’a üfürüldükten kırk sene sonra, diriltilmeleri için ikinci defâ) Sûr’un içerisine üfürüldü de, birdenbire onlar o (yattıkları) kabirlerden (çıkarılıp) özellikle Rablerin(in kendilerini toplayacağı mahşer)e doğru süratlice koş(turul)uyorlar.
52﴿ O (uzun süre kabir azâbı çektikten sonra Sûr ile yapılan iki üfleme arasında azapları hafifletildiği için uykuya dala)nlar (kabirlerinden kalkarken): “Ey bizim helâkimiz! (Neredesin? Gel! Şimdi tam senin zamânın! Bu) uyuduğumuz yerden bizi kim diriltti?” dediler. (O zaman melekler:) “İşte bu (diriltilmeniz), Rahmân’ın (size) vaad etmiş olduğu şey(in gerçekleşme vakti)dir, o rasûl (olarak) gönderilenler de (diriltilip hesâba çekileceğinizi bildirirlerken) doğru söylemiştir (değil mi?)(derler.)
53﴿ O(nları dirilten sebep), (İsrâfîl (Aleyhisselâm)ın Sûr’a üfürmesinden meydana gelen) tek bir nâradan başka bir şey olmamıştır. Sonra birdenbire onlar (diriltilerek) nezdimizde (kurulacak mahşerde) bir araya getirilmiştir, (hesâba çekilmek için) hâzır edilmiş kimselerdir.
54﴿ (O gün onlara denilecektir ki:) “İşte bugün hiçbir nefis (haksızlık nâmına) en ufak bir şeyle (bile) zulme uğratılmayacaktır ve siz sürekli yapar olduğunuz şeylerden başkasıyla cezâlandırılmayacaksınız.”
سُورَةُ يٰسۤ
الجزء ٢٣
٤٤٢
وَاٰيَةٌ لَهُمْ اَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ﴿٤١
وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِه۪ مَا يَرْكَبُونَ ﴿٤٢
وَاِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَر۪يخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَۙ ﴿٤٣
اِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا اِلٰى ح۪ينٍ ﴿٤٤
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ اَيْد۪يكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿٤٥
وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ﴿٤٦
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۙ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ اَطْعَمَهُۗ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٤٧
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٤٨
مَا يَنْظُرُونَ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ ﴿٤٩
فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ تَوْصِيَةً وَلَٓا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ۟ ﴿٥٠
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ ﴿٥١
قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَاۢ ۔هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ ﴿٥٢
اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ ﴿٥٣
فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٥٤
Yâsîn Sûresi
442
Cuz 23
وَاٰيَةٌ لَهُمْ اَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ﴿٤١
41﴿ Yine onlar(ın yüce nîmetlerimizi takdîr etmeleri) için büyük bir âyet de, gerçekten Bizim onların (ticâret için uzak yerlere yolladıkları ve yolculukta yanlarına aldıkları) zürriyetini (ve eşlerini) o (insanlarla, hayvanlarla ve tonlarca eşyâ ile) doldurulmuş gemilerde taşı(t)mamızdır.
وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِه۪ مَا يَرْكَبُونَ ﴿٤٢
42﴿ (Karada) binmekte oldukları ona benzer şeyleri de onlar için Biz yarattık.
وَاِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَر۪يخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَۙ ﴿٤٣
43﴿ Biz murâd etseydik (sağlam gemilerine rağmen) onları suyla boğardık da, artık kendileri için hiçbir imdâda yetişici olamazdı ve onlar (hiçbir şekilde) kurtarılamazlardı.
اِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا اِلٰى ح۪ينٍ ﴿٤٤
44﴿ Lâkin Bizden büyük bir rahmet ve (acıma eseri onlara ulaşsın ve ecelleri için takdîr edilen) bir zamâna kadar yaşatma olsun diye (onları boğmayıp çeşitli vâsıtalardan istifâde ettirmekteyiz).
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ اَيْد۪يكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿٤٥
45﴿ Bir de o (müşrik ola)nlara: “(Geçmiş ve gelecek günahlarınızdan, evvelki ümmetlerin başına gelen azaplardan ve ardınızdaki kıyâmetten, dünyânın fitnesinden ve âhiretin azâbından, ayrıca gökten ve yerden gelecek belâlardan ibâret) önünüzde bulunan şeylerden ve ardınızda olan şeylerden iyice sakının. Tâ ki siz (Allâh-u Te‘âlâ tarafından) rahmet(e mazhar) oluna(rak her türlü azaptan kurtarıla)sınız” denildiği zaman (kesinlikle bu nasîhatlerden yüz çevirirler)!
وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ﴿٤٦
46﴿ Zâten Rablerinin (düşünülüp ibret alınması gereken delil ve) âyetlerinden herhangi bir âyet o (müşrik ola)nlara gelmiyordu ki, mutlaka kendileri ondan yüz çevir(ip, îtibâr etmey)ici kimseler olmuştular.
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۙ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ اَطْعَمَهُۗ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٤٧
47﴿ Yine o (müşrik ola)nlara: “Allâh’ın size rızık olarak verdiği şeylerden bir kısmını (fakirlere) infâk edin” denildiği zaman, o kâfir olmuş kimseler o îmân etmiş olan kişilere: “Biz mi yedireceğiz o kimseyi ki, Allâh dileseydi onu yedirirdi! Siz (Allâh’ın irâdesine ters düşen bir talepte bulunduğunuz için) ancak (yanlışlığı) çok açık olan bir dalâlet (ve sapkınlık) içerisindesiniz” dedi(ler).
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٤٨
48﴿ Ayrıca o (müşrik ola)nlar (sana ve ashâbına): “İşte bu (kıyâmet kopacağına dâir) vaad(in gerçekleşmesi) ne zamandır?! Eğer (azâbın geleceğine dâir sözünüzde) doğru söyleyen kimseler olduysanız (onun vaktini bize hemen bildirin)” diyorlar.
مَا يَنْظُرُونَ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ ﴿٤٩
49﴿ Onlar ancak (İsrâfîl (Aleyhisselâm)ın Sûr’a üflemesinden çıkacak) tek bir nâra (ile helâke uğratılma)yı bekliyorlar ki, kendileri (kıyâmet kopması diye bir şeyi akıllarından dahî geçirmedikleri bir anda hattâ alışverişlerinde) birbirleriyle çekişirlerken (Sûr’a birinci defâ üflenmesiyle âniden) o (kıyâmet) onları yakalayacaktır.
فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ تَوْصِيَةً وَلَٓا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ۟ ﴿٥٠
50﴿ Artık (o zaman gelip çattığında âilelerinin yanında olsalar bile hiçbir hususta) en ufak bir vasiyette bulunmaya güç yetiremeyecekler ve (evlerinden uzaktaysalar) âilelerine de dönemeyeceklerdir.
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ ﴿٥١
51﴿ Bir de (tüm canlıların öldürülmesi için İsrâfîl (Aleyhisselâm) tarafından Sûr’a üfürüldükten kırk sene sonra, diriltilmeleri için ikinci defâ) Sûr’un içerisine üfürüldü de, birdenbire onlar o (yattıkları) kabirlerden (çıkarılıp) özellikle Rablerin(in kendilerini toplayacağı mahşer)e doğru süratlice koş(turul)uyorlar.
قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَاۢ ۔هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ ﴿٥٢
52﴿ O (uzun süre kabir azâbı çektikten sonra Sûr ile yapılan iki üfleme arasında azapları hafifletildiği için uykuya dala)nlar (kabirlerinden kalkarken): “Ey bizim helâkimiz! (Neredesin? Gel! Şimdi tam senin zamânın! Bu) uyuduğumuz yerden bizi kim diriltti?” dediler. (O zaman melekler:) “İşte bu (diriltilmeniz), Rahmân’ın (size) vaad etmiş olduğu şey(in gerçekleşme vakti)dir, o rasûl (olarak) gönderilenler de (diriltilip hesâba çekileceğinizi bildirirlerken) doğru söylemiştir (değil mi?)(derler.)
اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ ﴿٥٣
53﴿ O(nları dirilten sebep), (İsrâfîl (Aleyhisselâm)ın Sûr’a üfürmesinden meydana gelen) tek bir nâradan başka bir şey olmamıştır. Sonra birdenbire onlar (diriltilerek) nezdimizde (kurulacak mahşerde) bir araya getirilmiştir, (hesâba çekilmek için) hâzır edilmiş kimselerdir.
فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٥٤
54﴿ (O gün onlara denilecektir ki:) “İşte bugün hiçbir nefis (haksızlık nâmına) en ufak bir şeyle (bile) zulme uğratılmayacaktır ve siz sürekli yapar olduğunuz şeylerden başkasıyla cezâlandırılmayacaksınız.”