v02.01.25 Geliştirme Notları
Zümer Sûresi
465
Cuz 24
68﴿ O Sûr (adındaki borun)un içerisine (İsrâfîl isimli melek tarafından) üfürülmüştür de Allâh’ın murâd etmiş olduğu kimseler dışında, göklerde bulunanlar ve yerde olanlar(ın tamâmı) hemen ölmüştür. (Aradan kırk sene geçtikten) sonra onun içerisine diğer bir kere daha üfürülmüştür de artık birdenbire onlar (kabirlerinden diri olarak çıkıp) ayakta duran kimselerdir ki, (şaşkın bir hâlde etraflarına) bakınıyorlar /(kendilerine ne yapılacak diye) bekleşiyorlar/! Vehb (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edildiğine göre; “Sûr”; bembeyaz inciden mâmul boru gibi bir şeydir ki içinde canlılar adedince ince delikler mevcut olup cam gibi berrak ve şeffaftır. Ortasında bulunan delik ise gök ile yerin çapı kadar büyüktür. (Ebu’ş-Şeyh, Kitâbü’l-‘Azame, rakam:391; el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 23/489) Süddî ve Dahhâk (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyet edildiğine göre; Sûr’a üfürüldüğünde Allâh-u Te‘âlâ’nın ölmemesini dilediği için ölümden âzâde tutulan kimselerden maksad; Cibrîl, İsrâfîl, Mîkâîl ve Azrâîl ile Arş’ı taşıyan melekler, cennet bekçisi Rıdvân ile hûrîler ayrıca cehennem bekçisi Mâlik ile zebânîlerdir. Çünkü bunlar daha sonra öleceklerdir. (es-Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr, 5/336; el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 23/490)
69﴿ Böylece o (yeryüzünden çok daha geniş olan mahşer) arâzi(si) kendi(sinin yegâne sâhibi olan) Rabbinin nûruyla parlamıştır; o (amel) defterler(i) de (sâhiplerinin önüne) konmuştur. Derken nebîler (ümmetlerine tebliğde bulundular mı diye sorgulanmak için) ve şâhit(lik yapacak hafaza melekleri ve mümin)ler (herkesin ne yaptığına şâhit olsunlar diye bütün kullar mahşere) getirilmiştir de onların arasında hak (ve adâlet) ile hüküm verilmiştir. Zâten (sevapları eksiltilerek ya da günahları artırılarak) onlar zulme uğratılmazlar.
70﴿ Ayrıca (hayırdan ve şerden) yapmış olduğu şey(in karşılığı) her bir nefse tastamam verilmiştir. Zâten O (Allâh-u Te‘âlâ) onların yapmakta oldukları şeyleri (şâhide ve kayda muhtaç olmaksızın) ziyâdesiyle bilendir.
71﴿ Derken o kâfir olmuş kimseler (inkâr ve sapıklıktaki aşırılıklarına göre istif edilmiş) birtakım zümreler hâlinde (hakāretle itilip kakılarak) cehenneme sürüldü. Sonunda (elli bin sene sürecek mahşer sıkıntılarının ardından) ona geldikleri zaman (evvelce kilitli olan) kapıları açıldı da, bekçileri onlara (sitem ve azarlamada bulunmak üzere): “Size kendi (cinsi)nizden birtakım rasüller gelmemiş miydi ki, onlar Rabbinizin âyetlerini sizin üzerinize peş peşe okumaktaydılar ve işte bu (cehenneme girme) gününüze kavuşmakla sizi uyarmaktaydılar?!” dedi(ler). Onlar: “Evet! (Bize Rabbimizin elçileri geldiler ve anlayacağımız bir dille gerçekleri anlattılar.) Velâkin (Allâh-u Te‘âlâ’nın: ‘Elbette cehennemi insanlardan ve cinlerden dolduracağım’ meâlindeki) o azap sözü (bizim gibi) kâfirler üzerine hak olmuştur” dediler.
72﴿ (O zaman cehennem bekçileri tarafından onlara:) “İçerisinde ebedî kalıcı kimseler olarak cehennemin kapıların(dan on)a girin! Atık o (hakkı kabûl etmekten ve peygamberlere boyun eğmekten) kibredenlerin ikāmetgâhı ne kötü olmuştur” denildi.
73﴿ Rablerin(in emir ve yasaklarına muhâlefet)den hakkıyla sakınmış olan o (mümin) kimseler ise (takvâdaki üstünlük derecelerine göre sıralanmış) birtakım zümreler hâlinde (ilk zümrenin yüzleri dolunay sûretinde, sonrakiler en parlak yıldız şeklinde, daha sonrakiler ise makamlarına göre nâil olacakları güzel sûretler içerisinde) cennete (doğru çabucak) götürüldü. Nihâyet (kendilerine hürmeten ve ikrâmen sekiz cennet) kapıları (önceden) açılmış bir hâlde ona geldikleri zaman, onun bekçileri de onlara: “(Tüm acılardan ve istenmedik şeylerden) selâm (ve selâmet) olsun size! (Şirk ve günah kirlerinden) tertemiz oldunuz. Öyleyse ebedî kalıcı kimseler olarak ona girin” dediği vakit (onlar cennete girerler de artık orada karşılaşacakları ikrâm ve tâzimler, lütuf ve nîmetler anlatılamaz)! Alî (Radıyallâhu Anh)dan rivâyete göre; müminler cennetin kapısına vardıklarında, orada bir ağaca rastlayacaklardır ki, onun altından iki göze fışkırmaktadır. Îmânlı bir kimse, onların birinden gusledip, diğerinden içince, dışı ve içi tamâmen temizlenecektir. İşte o zaman cennet kapılarında görevli meleklerin bu selâmına muhâtap olarak cennete gireceklerdir. (el-Hâzin)
74﴿ Bir de onlar (cennete girdiklerinde, bu sonsuz nîmete şükretmek için) dediler ki: “Bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki; bize (söz verdiği diriltme ve sâlih amellerimize karşılık cennete girdirme) vaadine sâdık olmuştur ve (içinde bulunduğumuz) o yere (inşâ ve îmârında hiç zahmet çekmediğimiz hâlde) bizi mîrasçı kılmıştır ki biz (eni gökler ve yerler kadar geniş olan bize âit) cennetten dilediğimiz yerde yerleşiyoruz. İşte (dünyâda güzel) amel işleyen o kimselerin ecri (ve mükâfâtı) ne güzel olmuştur.”
سُورَةُ الزُّمَرِ
الجزء ٢٤
٤٦٥
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۚ ثُمَّ نُفِخَ ف۪يهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ ﴿٦٨
وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَج۪ٓيءَ بِالنَّبِيّ۪نَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴿٦٩
وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَا يَفْعَلُونَ۟ ﴿٧٠
وَس۪يقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا فُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِر۪ينَ ﴿٧١
ق۪يلَ ادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ﴿٧٢
وَس۪يقَ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ اِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا وَفُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِد۪ينَ ﴿٧٣
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَاَوْرَثَنَا الْاَرْضَ نَتَبَوَّاُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَٓاءُۚ فَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَ ﴿٧٤
Zümer Sûresi
465
Cuz 24
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۚ ثُمَّ نُفِخَ ف۪يهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ ﴿٦٨
68﴿ O Sûr (adındaki borun)un içerisine (İsrâfîl isimli melek tarafından) üfürülmüştür de Allâh’ın murâd etmiş olduğu kimseler dışında, göklerde bulunanlar ve yerde olanlar(ın tamâmı) hemen ölmüştür. (Aradan kırk sene geçtikten) sonra onun içerisine diğer bir kere daha üfürülmüştür de artık birdenbire onlar (kabirlerinden diri olarak çıkıp) ayakta duran kimselerdir ki, (şaşkın bir hâlde etraflarına) bakınıyorlar /(kendilerine ne yapılacak diye) bekleşiyorlar/! Vehb (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edildiğine göre; “Sûr”; bembeyaz inciden mâmul boru gibi bir şeydir ki içinde canlılar adedince ince delikler mevcut olup cam gibi berrak ve şeffaftır. Ortasında bulunan delik ise gök ile yerin çapı kadar büyüktür. (Ebu’ş-Şeyh, Kitâbü’l-‘Azame, rakam:391; el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 23/489) Süddî ve Dahhâk (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyet edildiğine göre; Sûr’a üfürüldüğünde Allâh-u Te‘âlâ’nın ölmemesini dilediği için ölümden âzâde tutulan kimselerden maksad; Cibrîl, İsrâfîl, Mîkâîl ve Azrâîl ile Arş’ı taşıyan melekler, cennet bekçisi Rıdvân ile hûrîler ayrıca cehennem bekçisi Mâlik ile zebânîlerdir. Çünkü bunlar daha sonra öleceklerdir. (es-Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr, 5/336; el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 23/490)
وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَج۪ٓيءَ بِالنَّبِيّ۪نَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴿٦٩
69﴿ Böylece o (yeryüzünden çok daha geniş olan mahşer) arâzi(si) kendi(sinin yegâne sâhibi olan) Rabbinin nûruyla parlamıştır; o (amel) defterler(i) de (sâhiplerinin önüne) konmuştur. Derken nebîler (ümmetlerine tebliğde bulundular mı diye sorgulanmak için) ve şâhit(lik yapacak hafaza melekleri ve mümin)ler (herkesin ne yaptığına şâhit olsunlar diye bütün kullar mahşere) getirilmiştir de onların arasında hak (ve adâlet) ile hüküm verilmiştir. Zâten (sevapları eksiltilerek ya da günahları artırılarak) onlar zulme uğratılmazlar.
وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَا يَفْعَلُونَ۟ ﴿٧٠
70﴿ Ayrıca (hayırdan ve şerden) yapmış olduğu şey(in karşılığı) her bir nefse tastamam verilmiştir. Zâten O (Allâh-u Te‘âlâ) onların yapmakta oldukları şeyleri (şâhide ve kayda muhtaç olmaksızın) ziyâdesiyle bilendir.
وَس۪يقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا فُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِر۪ينَ ﴿٧١
71﴿ Derken o kâfir olmuş kimseler (inkâr ve sapıklıktaki aşırılıklarına göre istif edilmiş) birtakım zümreler hâlinde (hakāretle itilip kakılarak) cehenneme sürüldü. Sonunda (elli bin sene sürecek mahşer sıkıntılarının ardından) ona geldikleri zaman (evvelce kilitli olan) kapıları açıldı da, bekçileri onlara (sitem ve azarlamada bulunmak üzere): “Size kendi (cinsi)nizden birtakım rasüller gelmemiş miydi ki, onlar Rabbinizin âyetlerini sizin üzerinize peş peşe okumaktaydılar ve işte bu (cehenneme girme) gününüze kavuşmakla sizi uyarmaktaydılar?!” dedi(ler). Onlar: “Evet! (Bize Rabbimizin elçileri geldiler ve anlayacağımız bir dille gerçekleri anlattılar.) Velâkin (Allâh-u Te‘âlâ’nın: ‘Elbette cehennemi insanlardan ve cinlerden dolduracağım’ meâlindeki) o azap sözü (bizim gibi) kâfirler üzerine hak olmuştur” dediler.
ق۪يلَ ادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ﴿٧٢
72﴿ (O zaman cehennem bekçileri tarafından onlara:) “İçerisinde ebedî kalıcı kimseler olarak cehennemin kapıların(dan on)a girin! Atık o (hakkı kabûl etmekten ve peygamberlere boyun eğmekten) kibredenlerin ikāmetgâhı ne kötü olmuştur” denildi.
وَس۪يقَ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ اِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا وَفُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِد۪ينَ ﴿٧٣
73﴿ Rablerin(in emir ve yasaklarına muhâlefet)den hakkıyla sakınmış olan o (mümin) kimseler ise (takvâdaki üstünlük derecelerine göre sıralanmış) birtakım zümreler hâlinde (ilk zümrenin yüzleri dolunay sûretinde, sonrakiler en parlak yıldız şeklinde, daha sonrakiler ise makamlarına göre nâil olacakları güzel sûretler içerisinde) cennete (doğru çabucak) götürüldü. Nihâyet (kendilerine hürmeten ve ikrâmen sekiz cennet) kapıları (önceden) açılmış bir hâlde ona geldikleri zaman, onun bekçileri de onlara: “(Tüm acılardan ve istenmedik şeylerden) selâm (ve selâmet) olsun size! (Şirk ve günah kirlerinden) tertemiz oldunuz. Öyleyse ebedî kalıcı kimseler olarak ona girin” dediği vakit (onlar cennete girerler de artık orada karşılaşacakları ikrâm ve tâzimler, lütuf ve nîmetler anlatılamaz)! Alî (Radıyallâhu Anh)dan rivâyete göre; müminler cennetin kapısına vardıklarında, orada bir ağaca rastlayacaklardır ki, onun altından iki göze fışkırmaktadır. Îmânlı bir kimse, onların birinden gusledip, diğerinden içince, dışı ve içi tamâmen temizlenecektir. İşte o zaman cennet kapılarında görevli meleklerin bu selâmına muhâtap olarak cennete gireceklerdir. (el-Hâzin)
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَاَوْرَثَنَا الْاَرْضَ نَتَبَوَّاُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَٓاءُۚ فَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَ ﴿٧٤
74﴿ Bir de onlar (cennete girdiklerinde, bu sonsuz nîmete şükretmek için) dediler ki: “Bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki; bize (söz verdiği diriltme ve sâlih amellerimize karşılık cennete girdirme) vaadine sâdık olmuştur ve (içinde bulunduğumuz) o yere (inşâ ve îmârında hiç zahmet çekmediğimiz hâlde) bizi mîrasçı kılmıştır ki biz (eni gökler ve yerler kadar geniş olan bize âit) cennetten dilediğimiz yerde yerleşiyoruz. İşte (dünyâda güzel) amel işleyen o kimselerin ecri (ve mükâfâtı) ne güzel olmuştur.”